Türk iş insanını anlatırken çoğu zaman ya abartılı bir övgüye kaçıyoruz ya da haksız bir karamsarlığa sapıyoruz.
Oysa gerçek daha dengeli. Ne mucizevi bir başarı hikâyesiyiz ne de yapısal olarak başarısız bir ekosistem.
Uzun yıllardır şunu net gördüm: Türk iş insanı zor şartlarda pişmiş bir karaktere sahip. Elbette ki bu bir avantaj, ama tek başına yeterli değil.
Türkiye’de iş yapmak başlı başına bir eğitim. Hepimiz farkındayız. Enflasyon, kur oynaklığı, siyasi belirsizlik, bölgesel riskler… Bizim için bunlar istisna değil, adeta günlük gerçeklik. Sorunlarla güreş tutmak tam bir milli spor.
Bu nedenle Türk iş insanı hızlı karar alır. Beklemez. Süratle alternatif çözümler üretir. Avrupa’daki birçok muadilinin tereddüt ettiği yerde kararlılıkla aksiyon alırız. Özellikle gelişmekte olan pazarlarda bu esneklik ciddi bir rekabet avantajı sağlıyor bize.
Yurt dışında farklı iş çevrelerinde şunu sıkça duyuyorum: “Türk yöneticiler kriz ortamında daha rahat.” Bunun nedeni cesaret kadar alışkanlık; belirsizlik bizim konfor alanımız.
Türk iş kültürü ilişki temellidir. Güven inşa etmeyi biliriz. Masada kalmayı biliriz. Sert pazarlık yapar ama köprüleri yakmayız.
Orta Doğu, Orta Asya ve Balkanlar gibi coğrafyalarda bu özellik ciddi bir avantajdır. Batı’nın sözleşme disiplini ile Doğu’nun ilişki kültürü arasında doğal bir geçiş alanı oluşturabiliyoruz.
Bu, küçümsenmeyecek bir stratejik yetkinliktir.
Ancak güçlü reflekslerimizin yanında yapısal sınırlarımız da var.
Türk iş dünyası hâlâ büyük ölçüde patron merkezlidir. Yetki devri konuşulur ama kritik karar çoğu zaman tek merkezden çıkar. Bu model küçük ve orta ölçekli yapılarda işe yarayabilir. Ancak ölçek büyüdükçe sistem ihtiyacı artar.
Uluslararası yatırımcıların en çok baktığı konu şudur: Karar mekanizması kişiye mi bağlı, kurala mı?
Kişiye bağlı sistem hızlıdır ama kırılgandır. Kurala bağlı sistem daha yavaştır ama sürdürülebilirdir.
Rüşvet ve yolsuzluk kültürünün yaygın olması uluslararası muhatapları kaygılandırıyor.
Türkiye ekonomisinin omurgası aile şirketleridir. Bu bir güçtür. Sahiplenme duygusu yüksektir. Risk alma cesareti vardır.
Ancak aile ile şirket arasındaki sınırlar net çizilmediğinde sorun başlar. Yetki çatışmaları, kuşak geçişi krizleri ve profesyonel yönetici–aile gerilimleri şirketin enerjisini tüketir.
Üçüncü kuşağa sağlıklı geçen şirket sayımız sınırlıdır. Bu tesadüf değildir.
Günlük krizlerle mücadele ederken uzun vadeli stratejik perspektifi ihmal edebiliyoruz.
Oysa dünya değişiyor. Enerji dönüşümü, dijitalleşme, yapay zekâ, kritik mineraller, tedarik zinciri rekabeti… Bu başlıklar sadece büyük devletlerin değil, şirketlerin de kaderini belirliyor.
Operasyonel başarı ile stratejik derinlik aynı şey değil.
Türkiye’de iş dünyası tarihsel olarak devletle iç içe büyüdü. Bu durum zaman zaman teşvik ve kamu ilişkilerine aşırı bağımlılık üretebiliyor.
Uluslararası ortaklar ise kurala dayalı, öngörülebilir sistem görmek ister. İlişki temelli çözüm arayışı kısa vadede işe yarasa da uzun vadede güven sorunu yaratabilir.
Güven sermayesi, finansal sermayeden daha değerlidir.
Yüksek enflasyon ortamında iş yapmak zor. Ancak kazanç dönemlerinde gösterişe yönelme eğilimi de bir risk faktörü.
Şirket nakdi ile kişisel harcamalar arasındaki çizgi bulanıklaştığında finansal kırılganlık artıyor. Şirket parasını kendl serveti gibi harcayanlara rastlamak zor değil. Küresel yatırımcı açısından en kritik unsurlardan biri finansal disiplin ve şeffaflıktır.
Türk iş insanı cesurdur. Pratiktir. Hızlıdır. İlişki kurar. Krizde çözüm üretir. Mutlak kredi hanesinde.
Ancak artık sadece kriz yönetmek yetmeyecek. Sistem kurmak gerekecek.
Gerçek yetki devri,
Bağımsız yönetim kurulu kültürü,
Aile–şirket ayrımının netliği,
Uzun vadeli stratejik bakış,
Finansal disiplin ve şeffaflık…
Bunlar artık tercih değil, yeni dünya düzeninde zorunluluk.
Benim mütevazı gözlemim şu: Enerji var. Cesaret var. Bağ kurma yeteneği var. Hem de ziyadesiyle. Şimdi ihtiyaç olan şey bu enerjiyi güçlü bir kurumsal mimariyle desteklemek.
Çünkü 21. yüzyıl sprint değil, maraton. Ve biliyoruz ki maratonu her zaman refleks değil, disiplin kazandırıyor.
20 Şubat 2026 - Türk İş İnsanının Gücü ve Kırılganlığı: Nasıl Biliniyoruz?
18 Şubat 2026 - Tatil Bir Ödül mü, Yoksa Yanlış Hayatın İtirafı mı?
17 Şubat 2026 - Kem Göz Var: Görünürlük Çağında Ölçüyü Nasıl Tutturacağız?
16 Şubat 2026 - Fransa’nın Beş Cumhuriyeti, Türkiye’nin Yüzyıllık Eşiği
15 Şubat 2026 - Ulusun Ruh Hali, Bizim Ruh Halimizi de Şekillendiriyor