İnsanın içini acıtan ve gerçek dışı gibi görünen, ama devamı iyi olan hikayeler vardır. Bunlardan belki de en güncel olanı, popüler bir futbol yıldızıyla ilgili. O, Osimhen. The Player Tribune’e anlattığı hayat öyküsü, Lagos’taki gecekondu mahallesinde tek gözlü bir konduda başlıyor.
Bataklıkta yetişen çiçeklere bilirsiniz lotus denir. Bu çiçekler, o çamurun içinden tertemiz bir şekilde suyun üstüne yükselirler. Çoğu kültürde arınmanın, yenilenmenin, kendini bulmanın ifadesidirler. Bir mucize gibidirler. Düşünürsünüz, böyle bir çamurda lotus nasıl yetişir diye.
Kökleri suyun dibine, yaprakları ise suya yayılır.
İşte Osimhen, öyle bir çiçek. Bataklıkta yükselen bir lotus. Yokluktan, yoksulluktan, kendini var eden, gösteren ve günümüz futbolunda en değerli 9 numaralardan biri olma başarısına erişen, mucizelerle dolu bir öyküyü yaşayan adam.
Eski hocası Spalletti’nin tanımıyla o bir çita. Herkesten hızlı, herkesten önde, rekabetçi, hırslı, bencil olmayan bir takım oyuncusu aynı zamanda. Futbolun forvet ansiklopedisinin tuzu kuru olmayan yıldızı.
Peki bu bize ne anlatıyor? Böyle örnekler milyonda bir oluru mu? Herkes için bir umut var mı? İkisi de değil tam anlamında.
Olanaksızlıklar ancak büyük yeteneklerle ve o yeteneğin gösterileceği dönüm noktalarıyla, ele geçen fırsatları doğru kullanmayla, doğru insanların desteği ve katkısıyla olanaklara dönüşebiliyor.
Sıfırda zirveye çıkmış insanlarla ilgili çok biyografi var. Toyota’ya kabul edilmediği için kendi işini kuran Sochira Honda bunlardan biri. Bill Gates, Jeff Bezos, Elon Musk, Steve Jobs, M. Zuckenberg- M. Ali bildik isimler. Kadın giyim sektöründe devrim başlatan bir yetim Coco Chanel, 70 yaşında KFC’yi kuran Colonel Sanders, Ali Baba’nın kurucusu Jack Ma…Ve daha niceleri! Hepsi zorluklardan, yokluklardan, yoksulluklardan geçmiş, yılmamış ve küllerinden doğmuş, yeniliğe imza atmış insanlar.
Jack Ma, şöyle demiş hatta “35 yaşında hâlâ yoksulsanız bu sizin hatanızdır. Başkasının değil.”.
Yani yakınmanın, söylenmenin, bahaneler üretmenin, yılgınlığa kapılmadan denemenin, savaşmanın bir işe yaramadığının canlı örnekleri hepsi de. Her birini yazmaya kalksam, satırlar yetmez.
Harry Potter’ın yazarı J.K. Rowling on milyar dolar kazanmış bir yazar. Edinburgh’da farelerle dolu bir evde yaşadığı zamanlarda bu serveti kazanacağını biliyor muydu acaba? Onu bilmiyordur ama bir gün başaracağını kesin hissetmese hiçlikten zenginliğe ulaşamazdı. Kim derdi ki, sadece yazarak kazanacak diye…
Şimdi düşünün. Sizi siz yapan özellik nedir? Size sizden ileriye taşıyacak özellik nedir ya da? Vakit çok geç diyenlere yukardaki KFC örneğini bulup okumalarını öneririm.
Bizde şiiri ve şarkısı bile var, Yahya Kemal yazmış.”Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç, bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!”
Futbolcuların önümüzdeki maçlara bakacağız demesi gibi herhalde önümüzdeki hayatlara (yeniden dünyaya gelip) bakacağız diyebilirdi devamında.
Ya da Cahit Sıtkı Tarancı’nın 35 yaş şiiri. “…Yaş otuz beş! yolun yarısı eder/ Dante gibi ortasındayız ömrün / Delikanlı çağımızdaki cevher / Yalvarmak, yakarmak nafile bugün /Gözünün yaşına bakmadan gider…” diye başlar ve aynı çaresizlikle devam eder.
Jack Ma, duysa kahkaha atardı.
Tekrar gelelim Osimhen’e. O, başarı öyküsünü yazmaya devam ediyor. Kazandığı paranın bir kısmını, ülkesinin yoksulları, ailesi, arkadaşları için harcıyor. Arabistan’a gidip 5-6 kat daha fazla para kazanmak yerine, onu sevecek, saracak, değerini bilecek, heyecanına ortak olacak, onu bağrına basacak bir futbol takımını, Galatasaray’ı tercih ediyor. Aidiyet hissini, camia ihtiyacını, tutkusunu burada gideriyor. Sadece yetenekleriyle değil disiplini, çalışması ve başarma hırsıyla ilerliyor. Para bile onu yakalayamıyor. Kısacası kendi tarihini güzel yazıyor.
Önce yoksulluğu yeniyor, sonra bu ayak oyununda zaferler peşinde koşuyor. Bundan daha iyi, daha gerçek, daha etkili bir rol model olabilir mi?
Sanmıyorum.