"Beyaz altın" madeninde yüzen ülkede rezervler tıraşlana tıraşlana bitti, vergisiz yaşam ve lüks tüketim yerini sefalete bıraktı. Doğası talan edilen ada ülkesi şimdi obeziteyle boğuşuyor, dış yardımla ayakta kalmaya çalışıyor.

“Güherçile” nedir bilir misiniz?

Şimdilerde adını çok sık duymuyoruz, çünkü yerine artık başka maddeler var ama “Güherçile” diye bilinen ürün çok uzun yıllar patlayıcı yapımında kullanıldı, hala da kullanılıyor. Kimyadaki adı potasyum nitrat olan ve barut yapımında, sonra gübre yapımında, şimdilerde gıda tuzu olarak kullanılan madde yüzyıllar önce doğal yoldan, “kuş dışkısı”ndan elde ediliyordu. O dönemde bilinen en yoğun rezerv Şili çevresindeki binlerce adada olduğu ve o adalar martı ve albatrosların dışkılama deposu olduğu, hatta bazı adalar mercanlar üzerinde bu dışkının birikimiyle oluştuğu için “guano de Chili” diye adlandırılmıştı.

“Güherçile” işte o gübrenin, “guano de chili”nin dilimize yerleşmiş ve bozula bozula dönüşmüş ismi. Güherçile 18 ve 19. yüzyılda (ve hâlâ) yoğun olarak Şili’den getirildiği için bu isimle anılıyor ama kuşlar okyanuslarda bir tek Şili’ye dışkılamıyor elbette ve bu dışkının birikimiyle oluşmuş, yakın tarihte de bağımsızlığını kazanmış bir ada ülkesi var: Nauru.

Pasifik Okyanusu’nun ortasında sadece 21 kilometrekarelik minik bir ada devleti olan Nauru modern tarihin en sarsıcı ekonomi derslerinden birini yaşadı. Binlerce yıl boyunca göçmen kuşların bıraktığı dışkıların (guano) fosfat kayalarına dönüşmesiyle oluşan bu ada “beyaz altın” sayesinde bir dönem dünyanın en zengin toplumlarından biri haline gelmişti. Bugün ise o zenginlikten geriye sadece delik deşik edilmiş bir doğa ve ekonomik belirsizlik kaldı.

1960’ların sonunda bağımsızlığını kazanan Nauru topraklarındaki dünyanın en kaliteli fosfat yataklarını işletmeye başladığında adeta para içinde yüzmeye başladı. 1970’li yıllarda Nauru kişi başına düşen milli gelirde Suudi Arabistan’ı bile geride bırakarak dünya listelerinin zirvesine yerleşti.

O dönemde vatandaşlardan hiçbir vergi alınmıyordu. Sağlık ve eğitim tamamen ücretsizdi, hatta öğrenciler üniversite için yurt dışına devlet bursuyla gönderiliyordu: Adada sadece tek bir ana yol olmasına rağmen her evin önünde lüks spor arabalar diziliydi. Halk sadece alışveriş için kendi havayolları olan Air Nauru ile Avustralya’ya uçuyordu.

Bu refahın ağır bir bedeli oldu. Fosfatı çıkarmak için adanın verimli toprakları metrelerce kazıldı. Guano tabakası alındıktan sonra geriye tarıma elverişsiz, keskin kireçtaşı sütunlarından oluşan devasa çukurlar kaldı. 

Adanın yüzde 80’i üstünde yaşanamaz ve bitki yetişmez bir taş yığınına dönüştü. Kıyı şeridine sıkışan halk adanın iç kısımlarını kullanamıyor. Yerel tarımın bitmesiyle işlenmiş konserve gıdaya bağımlı hale gelen Nauru halkı şu an dünyada obezite ve buna bağlı şeker hastalıklarının en sık görüldüğü toplum olarak biliniyor.

1990’larda fosfat rezervlerinin tükenmesi ve devlet fonlarının kötü yönetilmesiyle ekonomik çöküş başladı. Bir zamanlar dünyanın en zenginleri arasında olan ada bugün dış yardımlara ve Avustralya’nın sığınmacı merkezlerine ev sahipliği yaparak elde ettiği gelire muhtaç durumda.