Birleşik Metal-İş Sendikası, MESS ile süren toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine 11 ildeki 43 fabrikada 30 Ocak’ta grev başlayacağını duyurdu.

Birleşik Metal-İş Sendikası, MESS ile süren toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı aldı. Genel Başkan Özkan Atar, 11 ildeki 43 fabrikada 11 bin işçiyi kapsayan grevin 30 Ocak’ta başlayacağını duyurdu. Düşük zam teklifi ve 3 yıllık sözleşmeyi reddeden sendika, olası bir grev yasağını tanımayacaklarını bildirdi.

Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, metal iş kolunda tıkanan toplu sözleşme görüşmeleri ve gelinen son noktayı sendika genel merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. “Dayatmaya boyun eğmeyeceğiz”, “Direne direne kazanacağız” sloganlarının yankılandığı salonda konuşan Atar, “MESS ile Sendikamız arasında, 31 işletmeye bağlı 43 fabrikadan yaklaşık 11 bin üyemizi kapsayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri aylardır devam etmektedir. Metal işkolu grup toplu iş sözleşmesi sürecinde önemli bir aşamadayız. Uzun süredir sürdürdüğümüz toplu pazarlık sürecinin sonunda, haklı taleplerimize karşılık bulamadık.” ifadelerini kullandı.

İşçilerin içinde bulunduğu ağır koşulları MESS masasında defalarca ve ayrıntılı olarak anlattıklarını, en temel ihtiyaçların dahi karşılanamadığını vurgulayan Atar, şu ifadeleri kullandı.

“Maalesef başta ücret zammı olmak üzere, işçilerin haklı talep ve beklentilerine uygun bir teklif gelmedi. Ne sosyal haklara yönelik taleplerimiz ne de diğer isteklerimiz kabul gördü.”

İşveren tarafının, işçinin emeğini daha ucuza kapatmak için 3 yıllık sözleşme tuzağında ısrar ettiğini belirten Atar, bu dayatmaya geçit vermeyeceklerini ifade etti. Atar süreci şöyle özetledi:

“İşveren tarafı sözleşmenin 3 yıl olmasında ısrar ediyor. Biz ise, 3 yıllık bir sözleşmeyi tartışma konusu dahi yapamayacağımızı, böyle bir teklifi kabul etmemizin söz konusu olamayacağını açıkça belirttik. 3 yıllık sözleşmenin işçiler için daha fazla kayıp anlamına geldiğini biliyoruz.”

Esneklik içeren bazı karşı teklifler de getirildi. Örneğin, ikramiyelerin fiili çalışmaya bağlı ödenmesi, yani işçi rapor aldığında ikramiye alamaması isteniyor. Denkleştirme ve telafi çalışması yapmamız isteniyor. Hafif işte çalışabilir raporu alan işçilerin, teklif edilen uygun işi kabul etmemesi durumunda, almakta olduğu ihbar tazminatının ödenmemesi talep ediliyor. Ayrıca, raporda bir defada 5 gün ve üzeri istirahat alan üyelere, işverenin 2 günlük ücret ödememe uygulamasının 10 güne çıkarılması isteniyor. Tamamlayıcı Sağlık Sigortasının sona ermesi talep ediliyor. İşverenlerin bu tekliflerini ne kabul ederiz ne de tartışırız. İşçilerin kazanılmış hakları pazarlık konusu olamaz.”

İktidarın ve TÜİK’in açıkladığı ve halkın cebindeki yangınla örtüşmeyen rakamlarına da sert çıkan Atar, yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen işçinin isyanını dile getirdi. “İnsanca yaşanacak bir ücret, tüm metal işçilerinin en temel hakkıdır” diyen Atar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Arka arkaya gelen zamlar, alım güçlerini büyük ölçüde düşürdü ve ücretlerimizi eritti. Yoksulluk sınırının altındaki ücretlerle, adeta açlık sınırında yaşamaya başladık. İşçilerin bu ücretlerle yaşaması, asgari ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon oranlarına inanan neredeyse kimse yok. Buna rağmen hâlâ resmî enflasyonu baz alan, onun yalnızca birkaç puan üzerinde teklifler sunuluyor. Biz, resmî enflasyonu temel alan bir tartışmanın içinde olmayacağız. Ne resmî enflasyonu ne de onun biraz üzerindeki bir teklifi kabul etmemiz mümkün. MESS, gerçeklikle bağı olmayan bu rakamlarla gelmekten vazgeçmelidir.”

Patronlar kâr rekorları kırarken işçiye “kriz var” denmesine tepki gösteren Atar gelir dağılımındaki uçurumu şu sözlerle ifade etti:

“Biz yoksullaşırken, patronlar kârlarına kâr katmaya devam ediyor. İşverenler zenginleşirken işçiler yoksullaşıyor. En zor koşullarda, en ağır işlerde gece gündüz çalışıyoruz. Onların elde ettiği kârı yaratan biziz. Şimdi, yarattığımızdan hak ettiğimiz kısmını istiyoruz. İstediğimiz hakkımızdır ve bu hakkımızı mutlaka alacağız. Şimdi sıra işverendedir. Şimdi işverenlerin ellerini ceplerine atma zamanıdır. MESS patronları kârlarını katlarken ve ihracat rekorları kırarken, işçiye gelince ‘kriz var’ diyorlar. Sizin kriziniz, bizim soframızdaki ekmeğimizden çalamaz! Fabrikalarda preslerin başında, dökümhanelerin sıcağında, montaj hatlarında ömür tüketiyoruz. Karşılığı yoksulluk sınırının altında bir yaşam olamaz.”

İşçinin belini büken bir diğer unsurun da adaletsiz sistemi olduğunu hatırlatan Atar, devletin vergi politikalarını da şu sözlerle eleştirdi:

“İşverenler, sabit kur politikası sonucunda ücretlerimizin döviz bazında arttığını iddia ederken, tükettiğimiz malların fiyatlarının sabit kaldığını varsayıyorlar. Oysa tükettiğimiz tüm mal ve hizmetlerin fiyatları hem TL hem de döviz bazında sürekli artmaktadır. Diğer yandan, vergi dilimleri işçilerin gelirlerini adeta gasbeden bir hal almıştır. İşçinin hak ettiği gelir, çalışma süresi uzadıkça azalmaktadır. Bu, dünyada eşine az rastlanır bir durumdur. Normalde işçilerin ücretleri çalıştıkları süreyle doğru orantılı artarken, bizde tam tersi bir uygulama söz konusu. Gelir vergisi dilimlerinin adaletsiz biçimde düşük tutulması ve resmî enflasyon oranında bile artırılmaması, işçileri daha da yoksullaştırmaktadır. İlk vergi dilimi olan %15’lik dilim, geçen yıla göre yalnızca %20,3 artırılmıştır. Oysa resmî yıllık enflasyon %30,89’dur. Bu durumun sürmesi kabul edilemez.”

“MESS taleplerimize nasıl yaklaştı ve şu an hangi aşamadayız?” sorusunu yanıtlayan Atar, sürecin grev noktasına nasıl geldiğini anlattı. 13 Ekim’de başlayan, 8 Aralık’ta uyuşmazlıkla sonuçlanan ve arabulucu raporunun sendikaya ulaşmasıyla son aşamaya gelen süreçte, MESS’in 6 aylık dönem için yüzde 18 teklif ettiğini açıkladı. Diğer dönemler ve sosyal haklar için sadece enflasyon oranında artış öneren (yıllık %32,95) bu teklifin işçiyi sefalete sürüklediğini belirten Atar, grev yasağı tehdidine karşı şu ifadeleri kullandı:

“Bu teklifin, metal işçilerini sefalet ücretiyle çalışmaya mahkûm ettiğini ve kabul edilebilir bir yanı olmadığını; MESS’in önerisinin işçilerin beklentilerinden çok uzak olduğunu belirttik. Taleplerimiz karşılanmadığı takdirde grev hakkımızı kullanmaktan çekinmeyeceğimizin bilinmesi gerekiyor. Şimdiden uyarıyoruz: Kimse olası bir grev yasağından medet ummasın. Grevimiz yasaklanırsa, anayasal hakkımızı kullanacak ve yasağı tanımayacağız. Bu kararlılığımızı dün gösterdik, yarın da göstermekten geri durmayacağız. Binlerce işçinin grev iradesi, iktidar tarafından ‘erteleme’ adı altında çiğnendi ve grev silahı elimizden alındı. Ancak çeşitli işyerlerinde, Anayasadan doğan ve hukuksuzca yasaklanan grev hakkımıza sahip çıkarak fiili grevler gerçekleştirdik.”

Geçmişte “erteleme” adı altındaki yasaklara rağmen yapılan fiili grevleri hatırlatan Özkan Atar, günlerdir süren grev eğitimleriyle işçilerin savaşa hazırlandığını duyurdu. Merkez TİS Komisyonu ve Başkanlar Kurulu’nun toplandığını, Genel Yönetim Kurulu’nun grev kararlarını aldığını belirten Atar, grevlerin kademeli olarak başlayacağını açıkladı.

Atar, 30 Ocak Cuma günü şalter indirecek ilk fabrikaları şöyle sıraladı:

“Çukurova Makinaları San.ve Tic. A.Ş., Cengiz Makina San. ve Tic. A.Ş., Çayırova Boru San. ve Tic. A.Ş. Çelsantaş Çelik Mamulleri San. ve Tic. A.Ş., Dostel Makina San. ve Tic. A.Ş., Arpek Arkan Parça Alüminyum Enjeksiyon ve Kalıp San. ve Tic. A.Ş., Sanel Sanayi Elektroniği İmalat ve Tic. A.Ş., SIO Automotive Taşıt Yedek Parça San. ve Tic. A. Ş., ve ZF Lemförder Aks Modülleri San. ve Tic. A.Ş.”

Diğer fabrikaların grev tarihlerinin gelişmelere göre daha sonra açıklanacağını belirten Atar, sözlerini şu ifadelerle noktaladı:

“Sendikamız, bu sürece her türlü olasılığı değerlendirerek ve tüm riskleri göze alarak hazırlanmıştır. Hiçbir güç bu mücadelemizi engelleyemeyecektir. 30 Ocak sonrasında, yurdun dört bir yanında metal işçilerinin haklı haykırışına tanık olacaksınız. Binlerce metal işçisi, fabrika önlerinde ve kent meydanlarında taleplerini yüksek sesle dile getirecek. Bu sesi hiçbir güç susturamayacaktır. Biz, haklı taleplerimizi sonuna kadar savunacak, haklarımızı almak için gereken tüm çabayı göstereceğiz. Bu mücadele yalnızca Birleşik Metal-İş Sendikası üyelerinin değil, sendika ayrımı gözetmeksizin tüm metal işçilerinin ortak mücadelesidir. Buradan, tüm metal işçilerini birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Bu süreç sadece bir toplu sözleşme süreci değil; aynı zamanda çocuklarımızın geleceğine sahip çıkma mücadelesidir.”