2000'lerin başındaki Almanya Başbakanı Schroeder ve Fransa Devlet Başkanı Chirac yakınlaşması uzaklarda kaldı: 100 milyar avroluk savaş uçağı projesi Fransa ile Almanya arasındaki çekişme nedeniyle çöküşün eşiğine geldi.

2000’li yılların başında George W. Bush Jr.’in Avrupa’ya da hakim olma niyetlerine direnmek amacıyla başlayan ve iki ülke liderleri Schroeder ve Chirac’ın öncülük ettiği “Fransaalmanya” yakınlaşması, bir başka ABD liderinin, Trump’ın daha ağır hegemonik baskılarına rağmen, gelişmek bir yana, iki büyük Avrupa ülkesinin birbirlerine zıt tutumları nedeniyle Avrupa bütünlüğüne de zarar verecek boyutlara geldi.

Avrupa’nın 100 milyar avroluk savaş uçağı projesi Fransa ile Almanya arasındaki çekişme nedeniyle çöküşün eşiğine geldi. Fransa ve Almanya arasındaki gerilim Avrupa’nın savunma hayalini belirsizliğe sürüklüyor.

Avrupa’nın en gelişmiş savaş uçağı olarak tasarlanan Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (FCAS) projesi aradan geçen yaklaşık 10 yılın ardından ciddi bir krizle karşı karşıya.

2017’de Fransa ve Almanya liderleri tarafından duyurulan ve 100 milyar avro bütçeye sahip olan proje silahlı insansız hava araçları, “remote carriers” ve bir “combat cloud” sistemiyle Avrupa savunmasında çığır açmayı hedefliyordu.

Ancak yaklaşık 10 yıl sonra FCAS, Avrupa hayalinin zirvesi olmaktan çok Fransa-Almanya ilişkilerindeki gerilimin sembolü hâline geldi. Üstelik kriz Rusya’nın NATO’nun doğu kanadında baskıyı artırdığı ve Avrupa’da güvenlik iş birliğinin her zamankinden daha kritik olduğu bir döneme denk geldi.

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden The Telegraph’ta yer alan habere göre Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu hafta projeyi savunmak zorunda kaldı.

Almanya’nın en büyük sendikası IG Metall’in Başkan Yardımcısı Jürgen Kerner ile Alman Havacılık ve Uzay Sanayii Birliği Başkanı Marie-Christine von Hahn, Handelsblatt gazetesinde yayımladıkları yazıda projenin çöküşün eşiğinde olduğunu belirtti.

İkili “FCAS başlangıçta eşit ortaklar arasında ortak bir proje olarak planlandı ve uzun süre bu şekilde yürütüldü. Şimdi mutlak kontrol talep edenler sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilir” dedi. Ayrıca Berlin’in tamamen Alman yapımı bir savaş uçağı geliştirmesi gerektiğini savundular.

Dassault-Airbus çekişmesi 

Projenin iki ana şirketi olan Fransa merkezli Dassault Aviation ile Almanya merkezli Airbus yetki ve üretim sorumluluğu konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Taraflar yalnızca yönetim konusunda değil uçağın teknik özellikleri ve kullanım amacına ilişkin de farklı düşünüyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden güvenlik uzmanı Ulrike Franke, The Telegraph’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Uzun süre tasarım sorunları yaşandı. Fransızlar ve Almanlar farklı beklentilere sahipti. Fransızlar nükleer silah taşıyabilen daha hafif bir uçak istiyor. Almanlar ise daha uzun menzilli bir uçak talep ediyor. Ne inşa edileceği sorusu sürekli ertelendi.”

Dassault CEO’su Eric Trappier geçen yıl yaptığı açıklamada “Kibirli görünmek istemem ama bir savaş uçağı yapmak için kendi yeteneklerim dışında kime ihtiyacım var?” demişti.

Dassault seçkin Rafale savaş uçağını tamamen kendi imkânlarıyla üretmişti. Almanya ise İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana tek başına bir savaş uçağı geliştirmedi.

Fransa Savunma Bakanı Catherine Vautrin de tartışmayı derinleştirerek “Almanya bugün bir uçak inşa etme kapasitesine sahip değil” ifadelerini kullandı.

Fransız mühendisler Airbus’ın projeyi Dassault’dan teknoloji bilgisi edinmek için kullanmak istediğinden endişe ediyor. Fransız tarafına göre iki ülke arasında yazılı olmayan bir anlaşma vardı: Berlin finansmanı sağlayacak, Paris ise üretimi üstlenecekti.

Mart 2024’te bir Fransız kaynak “Sınırlar artık bulanıklaştı ve taraflar birbirlerinin alanına girmeye çalışıyor” dedi.

Almanya’da savunmada yeni dönem

Alman yetkililer ise bu eleştirileri haksız buluyor. Berlin yönetimi 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından savunma politikasında köklü bir değişime gitti.

Dönemin Başbakanı Olaf Scholz “Zeitenwende” (dönüm noktası) ilan ederek Ukrayna’ya milyarlarca avro değerinde askeri destek sağladı. Mevcut Başbakan Friedrich Merz ise kamu borçlanma sınırlarını gevşeterek Avrupa için fiilen sınırsız bir savunma fonuna onay verdi.

Almanya artık güvenlik alanında geri planda kalmak istemiyor.

Macron: Proje bitmedi

Macron, Le Monde’a verdiği röportajda FCAS’ın sona erdiği iddialarına “non” yanıtı verdi. “Bu iyi bir proje ve Alman tarafından bunun geçerli olmadığına dair bir şey duymadım. Benim açımdan ilerlemeli” dedi.

Fransa’nın eski ulusal siber güvenlik ajansı başkanı Patrick Pailloux da “Bu programı kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz, çılgınlar gibi çalışıyoruz. Sonucun ne olacağını göreceğiz” açıklamasında bulundu.

Berlin’in alternatif olarak İngiltere, Japonya ve İtalya liderliğindeki GCAP (Küresel Muharebe Hava Programı) projesine yönelebileceği konuşuluyor. “Tempest” olarak bilinen altıncı nesil savaş uçağının 2035’te hizmete girmesi planlanıyor. FCAS’ın ise en erken 2040’ta operasyonel olması bekleniyor.

Ocak ayında Merz ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni savunma iş birliğini artıran kapsamlı bir anlaşma imzaladı. Bu gelişme Avrupa savunmasının geleceğinde Almanya-İtalya hattının güçlenebileceği yorumlarına yol açtı.

Uzmanlara göre Fransa’nın Avrupa’nın güvenliğindeki rolü kolay kolay zayıflamayacak.

Ulrike Franke “Fransız-Alman ilişkisinin başlı başına sorun olduğunu düşünmüyorum ve İtalyanların bunu telafi edebileceğini de sanmıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Gazetedeki değerlendirmeye göre iki ülke arasındaki ortaklık bir her şeyin yolunda gittiği bir birliktelik olmayabilir. Ancak Avrupa savunması için bir zorunluluk olarak görülüyor. FCAS’ın geleceği iki ülkenin bu krizi nasıl yöneteceğine bağlı.

Almanya’da bir ilk: 536 milyon avroluk kamikaze dron siparişi

Bu arada Alman ordusunun 536 milyon euroluk kamikaze dron siparişi vermeye hazırlandığı bildirildi. Bu yeni siparişle birlikte Alman ordusu patlayıcı başlık taşıyan intihar dronlarını ilk kez kapsamlı bir saldırı unsuru olarak envanterine katmış olacak.

Almanya Savunma Bakanlığının modern savaş sahasının değişen gereksinimleri doğrultusunda Alman ordusunun (Bundeswehr) hantal silah envanterini daha çevik ve yüksek teknolojili saldırı unsurlarıyla modernize etme kararı aldığı ve bu kapsamda 536 milyon avroluk kamikaze dron siparişi vermeye hazırlandığı bildirildi.

Spiegel dergisinin haberine göre Alman hükümeti yapay zeka desteğiyle hedef takibi ve imhası gerçekleştirebilen binlerce tedarik etmek için düğmeye bastı.

Savunma Bakanlığı toplam hacmi 536 milyon avroya ulaşan sipariş paketini Federal Meclis Bütçe Komisyonunun onayına sunmaya hazırlanıyor.

İki ayrı alım teklifi kapsamında Alman üreticiler Helsing ve Stark Defence tarafından geliştirilen kamikaze dronların tedarik edilmesi planlanıyor.

Belgelerde bu sistemler “önceden belirli bir hedef olmaksızın fırlatılan ve hedef bölgesinde devriye gezen güdümlü füzeler” olarak tanımlanıyor.

Tedarik edilecek kamikaze dronların Avrupa’nın NATO kapsamında Litvanya’da konuşlandırmaya başladığı 45. Zırhlı Tugay bünyesinde görev yapması öngörülüyor.

Yıllardır Norveç yapımı “Black Hornet” ve İsrail üretimi “Heron TP” gibi dronlar envanterinde olmasına rağmen Almanya’da bu sistemler şimdiye kadar ağırlıklı olarak keşif amaçlı kullanılıyordu.

Bu yeni siparişle birlikte Alman ordusu patlayıcı başlık taşıyan intihar dronlarını ilk kez kapsamlı bir saldırı unsuru olarak envanterine katmış olacak.

1,80 metre uzunluğunda ve 30 kilogram ağırlığındaki Stark Defence Virtus’un 80 santimetre kalınlığındaki tank zırhını delebilecek kapasiteye sahip olması dikkati çekiyor.

Helsing HX-2 ise 1,13 metre uzunluğunda, 12 kilogram ağırlığında ve daha çevik operasyonlar için tasarlandı.

Her iki sistem de hedeflerini belirlemek için gelişmiş yapay zeka algoritmalarından yararlanıyor. Ancak Alman makamları, teknolojik imkanlara rağmen ölümcül saldırı kararının nihai olarak yerdeki bir insan tarafından verilmesi ilkesinin korunacağını vurguluyor.

Son dönemdeki küresel çatışmalarda dronların konvansiyonel silahlara kıyasla maliyet etkinliği ve yüksek vuruş gücü, Alman ordusunun bu stratejik dönüşümünde belirleyici unsurlar arasında gösteriliyor.

Uzaktan öldürme ve etik sorumluluk tartışmalarına rağmen Alman Savunma Bakanlığının bu hamlesi “modern savaşın kaçınılmaz bir parçası” olarak değerlendiriliyor.

İki ülke ilişkisinde giderek gelişen öteki anlaşmazlıklar 

Fransa ve Almanya 1951’de Federal Almanya, Fransa, Belçika, Lüksemburg, İtalya ve Hollanda ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kurularak temelleri atılan AB’nin “motoru” olarak niteleniyor.

Bir zamanların iki düşman ülkesi arasındaki yaklaşık 60 yıl önce 22 Ocak 1963’te Paris’te imzalanan Elysee Anlaşması ile kurulan işbirliği ve dostluk ilişkileri son zamanlarda yaşanan fikir ayrılıklarıyla gündemde.

ABD’de Donald Trump yönetiminin başa gelmesi ve devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı iki ülke liderlerini Fransız-Alman ilişkilerini yeniden canlandırmaya itse de Ukrayna ile ilgili meselelerden Güney Amerika ülkeleri ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasına AB’nin itici güçleri arasında yaşanan anlaşmazlıklar gün yüzüne çıkıyor.

Dondurulmuş Rus varlıklarının kullanılmasında ayrılık

İkinci Dünya Savaşı Avrupa entegrasyonuna giden yolu aralarken yaklaşık 4 yıldır kıtanın göbeğinde süren Ukrayna Savaşı Avrupalı ülkelerde “Rus travmasını” tetikleyerek “birlik inancını” tazeleme ihtiyacı yaratsa da Ukrayna ile ilgili meseleler Fransa-Almanya hattında anlaşmazlıkların ve fikirsel ayrışmaların sergilendiği başlıca konulardan biri.

Fransa, devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı ve ABD’de Donald Trump devrinin yeniden başlamasıyla yaşadığı müttefik tedirginliğini Almanya ile ilişkilere yeni bir soluk kazandırarak aşmak istedi.

Bu kapsamda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile şansölye seçilmeden önce başlattığı yakın temaslara Mayıs 2025’ten sonra hız kazandırdı.

İki ülke lideri, Ağustos 2025’te Fransız-Alman birlikteliğini canlandırmak ve bu yakınlığı AB’nin merkezine taşımak için endüstriden, teknolojik egemenliğe, enerjiden savunma programlarına çok sayıda alanda ortak yol haritası belirledi.

Ancak ön planda gerçekleşen bu yakınlaşmalar, arka plandaki stratejik çözülmeleri engelleyemedi.

Fransa ve Almanya, geçen yıl Avrupalı ülkelerin gündemini çokça meşgul eden ve Ukrayna’nın yeniden inşası için dondurulmuş Rus varlıklarının kullanılması hususunda ayrı düştü.

Almanya’nın, dondurulmuş Rus varlıklarını hukuka aykırı şekilde kullanma istekliliğine karşı Fransa bir süre kamuoyunda sessiz kalsa da AB görüşmelerinin perde arkasında Rus varlıkları konusunda frene bastı.

Aralık 2025’te Brüksel’de gerçekleşen AB Liderler Zirvesinden, Ukrayna’nın 2026-2027 için finansman ihtiyacının Rusya’nın dondurulmuş varlıkları yerine 90 milyar avroluk ortak borçlanmayla giderilmesi kararı çıktı.

Diplomatik kaynaklara göre Fransa’nın bu tutumu Almanya yönetiminde derin bir güven kırılması yaratırken bazıları bu durumu “Macron’un Merz’e ihaneti” olarak niteleyerek Macron’un “bedel ödeyeceğine” işaret etti.

Bu aynı zamanda Almanya’nın Rusya’yı alt etme konusunda “tarihi takıntısını” sürdürdüğü ancak Fransa’nın kıtanın ezeli rakibi Rusya’ya karşı daha “temkinli” bir çizgi benimsediği yorumlarını da beraberinde getirdi.

Putin ile diyalog konusunda ayrılık

Rusya-Ukrayna Savaşının sonlandırılması için Trump’ın başkanlık koltuğuna oturması ile Kiev-Moskova-Washington hattında diplomatik temaslar artarken, Avrupalı ülkeler bu süreçte Ukrayna’da sağlanacak olası bir barış çerçevesinin çıkarlarına ters düşmemesi ve Rusya’ya karşı caydırıcılık araçlarının güçlü tutulması için müzakere masasından uzak kalma korkusu yaşadı.

Fransa ve Almanya, Trump yönetimine Ukrayna barışının “Avrupalılar olmadan sağlanamayacağı” mesajı verirken, iki ülke Rusya Devlet Başkanı ile doğrudan iletişime geçilmesi konusunda da fikir ayrılığı yaşadı.

Macron, Avrupa Birliği (AB) Liderler Zirvesi kapsamında 19 Aralık 2025’te, Rusya-Ukrayna Savaşı’nı sonlandırmak için devam eden müzakerelere ilişkin olarak “Putin ile görüşmenin yeniden gerekli hale geleceğini düşündüğünü” açıktan dile getirdi.

Macron’un bu yaklaşımına Moskova da sıcak baktı ve Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov da Putin’in de Macron ile diyaloğa istekli olduğunu dile getirdi.

“Avrupalıların Rusya ile kendi iletişim kanallarını inşa etmesinin önemli olduğunu” dile getiren Macron, Putin ile diyalog için kolları sıvarken, Merz bu konuda karşıt bir tutum sergiledi.

Savaşın sonlandırılmasına yönelik müzakerelerin Avrupa-ABD koordinasyonunda gerçekleştiğini dile getiren Merz, Rusya ile “ek görüşme kanalları açılmasına gerek görmediğini” söyledi.

MERCOSUR serbest ticaret anlaşmasında ayrılık

Rus varlıklarının kullanılması meselesinde yaşanan görüş ayrılığı, iki ülkenin AB ile Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) ülkeleri arasında 25 yıldır müzakereleri süren serbest ticaret anlaşması gündeminde daha da derinleşti.

Almanya, Rusya’ya karşı müşterek çizgide buluşamadığı Fransa’nın karşı çıktığı MERCOSUR anlaşmasına yeşil ışık yaktı.

Almanya’ya kıyasla daha güçlü bir tarım ülkesi olan Fransa’da çiftçilerin protesto ettiği ve hükümetin gıda egemenliğine görece bir “tehdit” olarak değerlendirdiği MERCOSUR anlaşmasına ilişkin müzakereler yıl başında sonuçlandı.

Almanya ve İspanya’nın önemli destekçileri olduğu, Fransa, Polonya ve Macaristan başta olmak üzere bazı ülkelerin karşı çıktığı anlaşma 17 Ocak’ta imzalandı.

MERCOSUR anlaşmasının imzalanması bazı çevrelerde Almanya’nın Ukrayna konusunda istediğini alamadığı Fransa’ya bir karşı hamlesi olarak değerlendirildi.

Merz, Macron’u serbest ticaret anlaşmasının “ince ayrıntılarına takılarak Avrupa için öncelikli meseleleri göz ardı etmekle” suçladı.

“Avrupa tercihi” yaklaşımında ayrılık

İtalya ile birlikte Almanya birliğin rekabetçi gücünü koruyarak olabildiğince yabancı yatırımlara açık olmasından yana iken Fransa kanadında Macron son dönemlerde “Avrupa tercihi”, “Avrupalı olanı al” söylemini güçlendirdi.

Bu bağlamda Macron’un Avrupa’nın kazanacağı “stratejik özerkliğin” Avrupalı üreticiler ve şirketlerin öne çıkarılarak yapılması konusunda ısrarcı olmasının ve pazarlamaya çalıştığı “Made in Europe” vizyonunun Meloni ve Merz’de yeterince karşılık bulmadığı da gündemde.

Meloni ve Merz’in birlik içindeki tutumları giderek yakınlaşırken, Avrupa sanayisinin parlatılması konusunda da ikilinin Macron’un aksine daha temkinli ve yabancı yatırımcıları ürkütmeyecek daha az korumacı bir politika benimsediği görülüyor.

Transatlantik ilişkilere bakışta ayrılık

Avrupa içi meselelerin yanı sıra iki ülke liderinin transatlantik ilişkilere yaklaşımındaki farklılık da giderek belirgin hale geldi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile birlikte ABD’de Trump yönetimi ile gerginliği azaltma, göçü engelleme ve ihracatı artırma konusunda “sağcı-atlantikçi” çizgide buluşan Merz’in aksine Macron ABD hakimiyetine karşı “stratejik özerklik” vurgusunu güçlendirdi.

Macron, NATO’dan bağımsız bir Avrupa savunması çağrılarını yinelerken, Merz, İtalyan mevkidaşıyla Avrupa refahı ve savunmasının derin transatlantik bağlarını göz önünde bulundurarak ABD yönetimi ile daha temkinli bir çizgi benimsedi.

Paris merkezli düşünce kuruluşu Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) bünyesindeki Fransız-Alman İlişkileri Araştırma Komitesi Genel Sekreteri Paul Maurice, Fransa ve Almanya ilişkilerine yönelik AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, tarih boyunca iki ülke arasında fikir ayrılığı yaratan iki hususun enerji ve savunmaya ilişkin meseleler olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Maurice, Ukrayna konusunda ise Almanya’nın pozisyonunun ABD’deki başkan değişikliğiyle ilişkili olabileceğine işaret ederek, “(Eski Almanya Şansölyesi) Olaf Scholz ve Friedrich Merz arasında yeni bir ABD Başkanı oldu ve özellikle transatlantik bağlam Almanya’nın değişimine neden oluyor.” dedi.

Ayrıca Maurice, Scholz gibi Merz’in de geleneksel olarak transatlantik bir bakış açısına sahip olduğunu ve savunma konusunda ABD’lilere sırtını dayadığını ve NATO’nun Avrupa’nın güvenlik garantisi olmasını umduğunu kaydetti.

MERCOSUR ticaret anlaşmasında yaşanan görüş ayrılığına ilişkin ise Maurice, iç meseleler ve çiftçi protestoları nedeniyle Fransa’nın buna kesinlikle karşı çıktığını Almanya için ise anlaşmanın özellikle otomobil sektörünü canlandırmak ve Çin rekabetine karşı bir fırsat olarak değerlendirildiğini söyledi.