Anayasa Mahkemesi göre İstanbul’da “2013-2015 yılları arasında, İstanbul’un sosyoekonomik olarak düşük düzeyde ilçelerinde stantlar kurup broşürler dağıtarak ücretsiz göz muayenesi yapıldığı, bu şekilde kahvehanelerden ve camilerden toplanan yaşlı vatandaşların ücretsiz muayene vaadiyle servis araçlarına bindirerek bazı tıp merkezlerine götürüldükleri, hasta kayıt bölümünde özel olarak seçilen hastaların dolandırıcılık organizasyonu içinde yer alan doktorlara yönlendirildiği” iddiasıyla ilgili davada karar verdi.
Bu yaşlı hastalara muayene sırasında gözleri sağlam olmasına rağmen “göz kanallarında tıkanıklık olduğu” belirtilerek göz kanallarına su vermek suretiyle basit bir lavaj işlemi yapıldığı, muayene mizanseni ile yurttaşların kimlik bilgileri alındıktan sonra hastane yönetimi tarafından “vatandaşlara uygulanmayan cerrahi işlem gerektiren maddi değeri fazla olan ameliyat işlemlerinin sahte onam formları hazırlanmak suretiyle Sosyal Güvenlik Kurumu’na fatura ettirildiği” ihbar edilmişti.
Bu şekilde yapılan “astronomik sayıda sahte göz ameliyatı işleminin fatura edilmesiyle Sosyal Güvenlik Kurumunun zarara uğratıldığı” ihbarı üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nca soruşturma başlatıldı.
Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı’nın raporu 22 Şubat 2017’de tamamlandı.
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2022’de tamamlanan bilirkişi raporunda “müfettiş raporundaki tespitlere atıfta bulunularak soruşturmaya konu kişilerin yaptıkları işlemleri bilerek ve isteyerek organize bir şekilde yaptığı, bu kapsamda toplam 7 başlık altında farklı miktarla Sosyal Güvenlik Kurumu’nu zarara uğrattığı” yönünde kanaat bildirdi.
Olaya karıştıkları iddia edilen doktorlar 9 Haziran 2023’te nitelikli dolandırıcılık suçundan gözaltına alındı, Küçükçekmece 3. Sulh Ceza Hakimliğince 12 Haziran 2023’te tutuklandı.
Tutuklama kararında “… Şüphelilerin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu, müfettiş raporu, bilirkişi raporları, soruşturma konusu hastanelere müşteri olarak gelen şahısların beyanları,dosya kapsamındaki tüm rapor ve tutanaklar, isnat olunan eyleme yasada öngörülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında kaçma şüphesinin bulunduğu…” gerekçesi yer aldı.
Tutuklama kararına itiraz eden iki doktor itirazlarının reddedilmesi üzerine 11 Ağustos 2023’te Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu.
Başvurucular “suç işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunmadığını, ilgili hastaneden ayrılmaları ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına erişememeleri sebepleriyle delillerin karartılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, soruşturmadan 2016 yılından beri haberdar olmalarına rağmen kaçmadıklarını, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından çıkarılan kamu zararının daha sonradan iptal edildiğini, bu nedenlerle tutuklama nedeninin bulunmadığını, tedbirin ölçülü olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini” ileri sürdü.
Ancak doktorlar soruşturmaya konu kamu zararının giderilmesi nedeniyle Başsavcılığın talebi üzerine Sulh Ceza Hakimliğince 21 Eylül 2023 tarihinde başvurucular belirli günlerde ikametlerinin bağlı bulunduğu polis merkezine başvurup imza vermek ve yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiri uygulanmak suretiyle tahliye edildiler.
Başsavcılığın 26 Ocak 2024 tarihli iddianamesiyle başvurucuların zincirleme şekilde kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve zincirleme şekilde özel belgede sahtecilik suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle ağır ceza mahkemesinde kamu davası açıldı.
İddianamede başvurucu göz doktoru U.Ş’nin dolandırıcılık eylemlerinin olduğu tarih aralığında A.G. tıp merkezinde göz doktoru olarak görev yaptığı, 15 Şubat 2013 ile 29 Aralık 2015 tarihleri arasında 7 bin 972 adet sahte ameliyat yaptığı , diğer başvurucu göz doktoru A.S’nin de dolandırıcılık eylemlerinin olduğu tarih aralığında A.G. tıp merkezinde göz doktoru olarak görev yaptığı, 5 Nisan 2014 ile 30 Aralık 2015 tarihleri arasında 6 bin 609 adet sahte ameliyat yapıldığı belirtildi.
İddianamede “yapılan astronomik sayıda sahte göz ameliyatı işleminin fatura edilmesiyle Sosyal Güvenlik Kurumu’nun toplam 13 milyon 493 bin 578 TL zarara uğratıldığı” belirtildi.
Başvurucular hakkındaki yargılamanın Küçükçekmece 6. Ağır Ceza Mahkemesince bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla devam ettiği belirtildi.
Anayasa Mahkemesi iki göz doktorunun tutuklanması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Nitelikli dolandırıcılıktan yargılanan doktorlara 250’şer bin lira tazminat ödenmesine hükmedildi.
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde somut olayda başvurucuların tutuklanmasının kanuni dayanağının olduğu, tutuklama kararındaki müfettiş raporu, bilirkişi raporları, soruşturma konusu hastanelere müşteri olarak gelen şahısların beyanları, dosya kapsamındaki tüm rapor ve tutanakların kuvvetli suç şüphesinin varlığına delil olarak gösterildiği belirtildi.
Gerekçede “İddianamede ayrıntılarına yer verilen müfettiş raporundaki tespitlerle tutuklama kararında dayanılan deliller de bir bütün olarak dikkate alındığında bu olguların başvurucuların vatandaşlara uygulanmayan, cerrahi işlem gerektiren, maddi değeri fazla olan ameliyat işlemlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu’na fatura ettirilmesi organizasyonuna katılarak Sosyal Güvenlik Kurumu’nun zarara uğratıldığı hususunda kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfi olmadığı kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak başvurucular yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir” tespiti yapıldı.
Ancak başvurucular hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş tutuklama tedbirinin “meşru bir amacının olup olmadığı” değerlendirilmesi yapılan gerekçede tutuklama kararının verildiği andaki genel ve özel koşulların gözardı edilmemesi gerektiği vurgulandı.
Başvurucuların tutuklandığı nitelikli dolandırıcılık suçunun katalog suçlardan olmadığına işaret edilen gerekçede bir ceza soruşturması veya kovuşturması bağlamında uygulanan tutuklama tedbirleri bakımından kaçma şüphesinin bulunup bulunmadığının veya devam edip etmediğinin belirlenmesinde -suçun ya da cezanın niteliğine ilişkin olanların yanı sıra- şüphelinin veya sanığın durumunun da özellikle dikkate alınması gerektiği aktarıldı.
Gerekçede “Bu bağlamda şüpheli veya sanığın sabit bir yerleşim yerinin olup olmadığı, mesleği, mal varlığı, ailesinden veya işinden kaynaklı bağlantıları, yakalanma şekli, süreç içindeki tavır ve davranışları, başka bir ülkeye gitmesini veya orada barınmasını kolaylaştıran bazı özel koşulların bulunup bulunmadığı, kişilik özelliklerini ortaya koyan olgular, ahlaki durumunu gösteren tutum ve eylemleri gibi kişisel (subjektif) unsurlar birlikte değerlendirilerek bir kanaate ulaşılmalıdır” dendi.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa tutuklama kararı verilebileceği, tutuklama kararında da tutuklama nedenlerinin (kaçma şüphesinin) varlığını gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterileceğinin öngörüldüğü hatırlatıldı.
Başvurucular hakkında 21 Eylül 2023 tarihinde adli kontrol tedbirine hükmedildiği, başvurucuların bu adli kontrol tedbirine uymadığı yönünde herhangi bir tespit olmadığı belirtilen gerekçede şunlar kaydedildi:
“Öte yandan başvurucular 2022 yılında başlatılan ceza soruşturmasından 1 yılı aşkın bir süre sonra, haklarında Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının düzenlediği rapordan haberdar oldukları disiplin soruşturmasından da 6 yıl sonra tutuklanmıştır. Başvurucuların soruşturmadan ve suçlamalardan tutuklanmadan uzun süre önce haberdar olduğu, bu süre zarfında kaçma girişiminde bulunduğuna ilişkin bir olgunun söz konusu olmadığı görülmektedir. Tüm bu hususlar karşısında başvurucuların kaçma riski taşıdığı sonucuna varılmasını haklı çıkaracak herhangi bir kişisel değerlendirme tutuklama kararında bulunmamaktadır. Delillerin karartılması şüphesiyle ilgili olarak ise tutuklama kararında bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.
Tüm bu veriler ışığında Sulh Ceza Hakimliği tarafından sunulan tedbirin meşru amacına ilişkin gerekçenin, başvurucular hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının gerekliliği, dolayısıyla tedbirin meşru amacını ortaya koymak bakımından yetersiz kaldığı değerlendirilmiştir. Varılan sonuç karşısında tedbirin ölçülülüğü yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.”
