Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin üstünden üç yıl geçti, yargı sürecindeki aksaklıklar ve kamu görevlilerinin soruşturulmaması mağdur aileler için ikinci bir yıkıma dönüştü.
T24 yazarı Gökçer Tahincioğlu depremde yıkılmayan Kırıkhan Devlet Hastanesi’nde yaşanan ihmaller zincirini ve ardından gelen hukuk skandalını kaleme aldı. Ortaya çıkan tablo hastaların depremden değil, terk edilmekten hayatını kaybettiğini, resmi belgelerin gerçeği yansıtmadığını gösteriyor.
Kırıkhan Devlet Hastanesi’nde yaşananların merkezinde babası İsmet Şafak’ı kaybeden Murat Şafak’ın yaşadıkları yer alıyor. Murat Şafak babasını depremden 20 gün önce ciğerlerindeki su toplanması nedeniyle hastaneye yatırmıştı. Bilinci açık olan, çocuklarıyla sohbet edebilen İsmet Şafak solunum cihazına bağlıydı.
Deprem günü hastanenin binası ayakta kaldı, acil servisi hizmet vermeye devam etti. Ancak yoğun bakımda hastası olan yakınlara yetkililer tarafından “O hastalar gemiyle Mersin’e götürüldü” açıklaması yapıldı. Aileler Mersin’den haber bekleyip yola çıkma hazırlığı yaparken depremden üç gün sonra bir hemşire aileyi arayarak “Gelin ölünüzü alın” dedi.
Murat Şafak yoğun bakım katına çıktığında babasını yatağında ölü vaziyette buldu. Servisteki diğer tüm yataklardaki hastaların da öldüğü görüldü. Yapılan incelemede jeneratörlerin devreye girmediği, solunum cihazlarının devrildiği ve yoğun bakım katının terk edildiği anlaşıldı. Yoğun bakıma üç gün boyunca kimsenin girmediği ve 20’ye yakın hastanın burada hayatını kaybettiği belirlendi.
İhmaller zinciri resmi evraklara da yansıdı. Murat Şafak babasının cenazesini 9 Şubat’ta teslim almasına rağmen düzenlenen ölüm belgesine ölüm tarihi olarak 6 Şubat yazıldı. Ancak ölüm saati deprem saati olarak değil, 19.30 olarak kayda geçirildi.
Belgede İsmet Şafak’ın depremden sonra kaderine terk edildiği için değil “doğal yollardan yoğun bakımda hayatını kaybetmiş” gibi gösterildiği tespit edildi. Aile saatin neden 19.30 yazıldığını sorduğunda, belgeye “deprem sonrası gelişen çoklu organ yetmezliği” ifadesi eklendi. Aylar sonra, 23 Haziran’da verilen resmi defin belgesinde de aynı ifadeler yer aldı. Bu işlemle, yoğun bakımda ölenlerin depremden bağımsız, doğal nedenlerle öldüğü ve durumun hemen yakınlarına bildirildiği izlenimi yaratıldı.
Şafak ailesinin avukatı Bülent Akbay olayla ilgili Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Valisi Rahmi Doğan, İl Sağlık Müdürü Mustafa Hambolat ve hastane yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundu. Akbay, hastaların bilinçli şekilde doğal yollardan ölmüş gibi gösterildiğini, bu nedenle yakınlarının deprem yardımlarından da yararlandırılmadığını belirterek ayrı bir dava açtı.
Ancak Kırıkhan Başsavcılığı’nın sadece tek bir hasta yakınından alınan “şikayetçi değilim” beyanı üzerine dosyayı kapattığı ve takipsizlik kararı verdiği ortaya çıktı. Avukat Akbay’ın yeni belge ve ifadelerle dosyanın yeniden açılması talebi üzerine savcılık takipsizliğin kaldırılması için Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurdu. Kırıkhan Sulh Ceza Hakimliği ise eldeki evraklara rağmen “yeni delil yokluğundan” talebi reddetti. Dosya şu an itiraz üzerine Hatay Sulh Ceza Hakimliği’nde bekliyor.
Tahincioğlu yazısında 1999 depreminde yaşanan zamanaşımı süreçlerinin 6 Şubat depremleri için de tekrarlanma riskine dikkat çekti. 1999 sonrası dosyaların üçte birinin zamanaşımına girdiğini hatırlattı, 6 Şubat sonrası “Bu kez öyle olmayacak” denmesine rağmen yargılamaların müteahhitler ve yapı denetçileri ile sınırlı kaldığını vurguladı.
Şu ana kadar 2 bin 500’ü aşkın ceza davası açılmasına rağmen kamu görevlisi sanık sayısının yok denecek kadar az olduğu belirtildi. İmar izni verenler ve denetim sorumlularının sanık sandalyesine oturtulmadığı, davaların çoğunda ağır ceza gerektiren “olası kast” yerine daha düşük ceza öngören “bilinçli taksir” maddesinden işlem yapıldığı ifade edildi.
Yargıdaki yavaşlığa bir diğer örnek olarak İskenderun Devlet Hastanesi gösterildi. Depremden önce 2012 yılında hastanenin internet sitesinde “A Blok Deprem Dayanıklılık Testi raporu olumsuz gelmiştir” ifadesi yer almasına rağmen önlem alınmayan ve depremde yıkılarak 80’den fazla kişiye mezar olan hastane ile ilgili soruşturma 35 aydır tamamlanmadı. Sorumluların belli olmasına rağmen iddianamenin hala hazırlanmadığı vurgulandı.
Yazıda ayrıca Nagehan Alçı’nın depremzedelerle ilgili “devlet yardımları nedeniyle harcama refleksinin kaybolduğu ve rehavete kapıldıkları” yönündeki iddialarına da sahadaki gerçeklerle yanıt verildi. Tahincioğlu konteyner kentlerdeki yaşam mücadelesine dikkat çekerek şu tespitleri aktardı:
Beş ay önce anahtar teslim edilen hak sahipleri altyapı tamamlanmadığı için evlerine taşınamıyor. Kirada otururken ev sahibi olmak için imza atanlar, işsizlik ve asgari ücret yetersizliği nedeniyle ödemeleri yapamayacakları korkusuyla taşınmaya cesaret edemiyor.Eşini kaybeden ve mesleği olmayan kadınlar, borçlanma korkusuyla konteynerden çıkamıyor.Binlerce insan “ağır hasarlı” sayılan evleri için hukuk mücadelesi veriyor.Tahincioğlu, yıkımın her yerde aynı oranda olmadığı bir ortamda, tüm depremzedeleri kapsayacak şekilde “rehavet” kelimesinin kullanılmasının, sosyal medyada etkileşim alma çabası olduğunu belirtti.
