Post-operatif
Önce biraz bilgi vererek başlayalım bugünkü yazılara.
Dün ameliyat olacağımı yazmıştım. Sağ olsun İsmail Saymaz da Halk TV’deki programında duyurmuş.
Zannederim Türkiye’de büyük kanallarda yayınlanan yüksek ratingli dizilerden sonra en çok izlenen program İsmail Saymaz’ın sabah programı.
Aman Allah’ım, anında benim Hande’ye emanet ettiğim telefona, Hande’nin telefonuna, olaydan bihaber annemin telefonuna binlerce, belki on binlerce dosttan geçmiş olsun mesajları.
Sağ olun, var olun.
Pek çok siyasi parti liderinden, eski yeni tanıdık pek çok siyasetçiden geçmiş olsun mesajları, telefonları.
Sağ olsunlar.
Herkese çok teşekkür ediyorum.
Dostum Profesör Türker Kılıç’ın şimdiye 14 bin tanesini başarıyla gerçekleştirdiği bir operasyon, gamma knife yani gama ışın bıçağı ile yapılan bir işlem.
Türker Hoca’yı tanırsınız herhalde.
Pek çok program yaptık kendisi ile. Tanıdığım en önemli entelektüellerden biridir.
Rahmetli İlber ile, Celal ile, Murat ile, Ahmet Hoca ile birlikte adını anabileceğim müthiş bir aydındır.
Yanı sıra da müthiş bir sinir cerrahıdır.
Kendimi ona emanet ettim ve oldukça zorlu bir işi tereyağından kıl çeker gibi halletti.
1 saatlik bir operasyon planlamıştı Türker Kılıç Hocam.
Ancak operasyon öncesi son çekilen manyetik rezonans görüntüsünde daha önce olmayan ikinci bir tümörün varlığı ortaya çıkınca onu da etkisizleştirmek gerektiği için ameliyat yaklaşık 2,5 saat sürdü.
Şu anda gayet iyiyim.
Öğleden sonra hastaneden taburcu edildim.
Kafamda sadece 4 küçük delik ve bunları örten küçük pansumanlar var.
Yarın onlardan da kurtulacağım ve normal hayatıma devam edeceğim.
Ameliyatın kısa süreli yan etkisi olarak, kısa süreli hafızamda birkaç günlük bir aksama olabilir ama o da belki ve hemen geçecek.
İnşallah.
Bundan sonra operasyon yapılan tümörler 1 yıl boyunca yakından takip edilecek.
3 ayda bir Türker Kılıç’ın ekibi tarafından yapılacak MR tetkikleriyle incelenecek.
Türker Hocama, şahane ekibine, Bahçeşehir Üniversitesi Medical Park Göztepe Hastanesi’ne çok teşekkür ederim.
Arayan, soran, mesaj yollayan, aramayan ama içinden bile olsa geçmiş olsun diyen, sosyal medyada iyi dileklerini ileten herkese ayrıca teşekkür ediyorum.
Beynimdeki tümörün geçmiştekinden daha hızlı büyümesinde ve birken iki olmasında hapishane koşullarının etkisi var mı yok mu bilemem.
Zannederim kimse de bilemez.
Olmuştur da diyemeyiz, olmamıştır da diyemeyiz.
Önemi de yok.
Bu arada son bir şey söyleyeyim.
Ameliyatımın ardından, bana olan nefreti bitmeyen bazıları “Hayırlısı inşallah İlber Hocana kavuşursun bu ameliyatla” demişler.
Vallahi de, billahi de kızmadım.
Güldüm.
Umarım günü geldiğinde İlber Hocama kavuşurum, diğer tarafta da onun yanında olurum. Çünkü o orada da iyi bir yerde, onurlu, haysiyetli, bilgili insanların yanında olacaktır.
Ben inşallah sevdiğim herkese kavuşmayı umduğum gibi İlber’e de kavuşurum.
Bu dileklerde bulunanlar da kime layıklarsa ona kavuşurlar inşallah.
Dostum adına teşekkür
İlber Hoca demişken oradan devam edelim.
Ölümünün ardından, bir grup “marjinal” İlber Ortaylı’ya kin kusmaya başladılar.
Bunlar arasında sol marjinaller, sağ marjinaller, etnik siyaset yapanlar var.
Ama en çirkin saldırılar bir grup siyasal İslamcıdan geliyor.
Gerçek İlber’i tanımayan ve bu cühela taife, Ortaylı’nın Fatih Camii Haziresi’ne, aralarında İlber Ortaylı’nın hocası rahmetli Halil İnalcık’ın da bulunduğu değerli zevatın yanına gömülmesine tepki gösteriyorlar.
İlber Ortaylı’nın ne kadar Müslüman, ne kadar milliyetçi olduğunu anlatacak değilim.
Kendisi de dindarlığını sergilemekten hoşlanmazdı. Zaten Hazire’ye gömülmesinin inancıyla değil, bu ülkeye kattığı değerle alakası var.
İlber’in ölümünün ardından Murat Bardakçı ile nereye defnedileceği konusunu konuşurken Bardakçı, Cumhurbaşkanlığı kararı ile Fatih Camii’ne gömülmesi için bir hazırlık olduğunu söyledi.
Açık söyleyeyim, çok sevindim, çok mutlu oldum.
İlber bir AK Partili değildi.
Devlete, devleti yönetenlere karşı her zaman saygılıydı ki, o kuşak tarihçilerin hemen hepsinde olan bir özelliktir bu, fakat AK Partili olmadı.
Hatta eleştirdi AK Parti’yi.
AK Parti’ye yakın duran dostlarını da sıklıkla eleştirdi.
Bunu da gizlemedi.
İlber’in bu tavrı bilindiği halde, bazılarının yapacağı eleştiriler de sürpriz olmadığı halde Cumhurbaşkanı Erdoğan, İlber Ortaylı gibi bir ortak değerin bu ülkenin en değerli isimlerinin bazılarına ev sahipliği yapan ve manevi değeri yüksek olan Fatih Camii Haziresi’ne gömülmesi için gerekli onayı hiç düşünmeden verdi.
Bence bu, kendi cenahının bir bölümünden gelecek eleştirileri bile bile entelektüel dünyaya verilmiş çok önemli bir mesajdır.
Dostum adına teşekkür ederim.
İddialar siyaseti etkiler mi!
CHP lideri Özgür Özel, dün bir basın toplantısı ile haftalardır gündemde olan ve açıklayacağım dediği halde bir türlü açıklamadığı için eleştirilen Adalet Bakanı Akın Gürlek ile ilgili mal varlığı iddialarını ortaya koydu.
Geçmiş dönemde CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da zaman zaman iktidar kanadı ile ilgili çeşitli yolsuzluk ya da usulsüzlük iddialarında bulunurdu.
Ancak Kılıçdaroğlu’nun iddiaları genelde kulaktan dolma ama belgelendirilmemiş suçlamalardan ibaret olur, daha çok iktidarın işine yarar, Kılıçdaroğlu’na da tazminat davası ve ödemesi olarak geri dönerdi.
Hatta bunlardan biri benim başıma patlamıştı.
Teke Tek programına katılan Kılıçdaroğlu, dönemin Ulaştırma Bakanı Karaismailoğlu ile ilgili bazı iddialar ortaya atmıştı.
Reklam arasında Habertürk’ün yöneticisi Kürşad Oğuz stüdyoya gelmiş ve Bakan Karaismailoğlu’nun yayına bağlanarak iddialara yanıt vermek istediğini söylemişti.
Ben Kürşad’a “Böyle bir usulümüz yok. Sayın Bakan Teke Tek’e gelir ve iddiaları yanıtlar” derken Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin “Bağlansın, elimizde belgeler var, perişan ederiz” demesi üzerine Bakan’ı yayına bağlamıştık.
Açıkçası Karaismailoğlu’nun yalnız başına cevap hakkı kullanmasının muhalefet kanadında “Karşımıza çıkarmadılar sonra boş kaleye gol attırdılar” diye eleştirilmesinden çekinmiştim.
Sonuçta Kılıçdaroğlu’nun isteği üzerine Karaismailoğlu yayına bağlandı ve Kılıçdaroğlu oldukça zor durumda kaldı.
Fatura ise her zaman olduğu gibi bana çıktı.
Neyse önemli değil, alışkınım.
Özgür Özel ise bu konularda daha temkinli ve özellikle Trump görüşmesi öncesi yaptığı açıklamalardaki iddiaların gerçekleşmesi nedeniyle de Kılıçdaroğlu gibi algılanmıyor.
Özgür Bey oldukça önemli iddialarda bulundu.
12 adet tapu sundu.
Bir de Lüksemburg’da bağlı bir yattan söz etti.
Ne yalan söyleyeyim, ben de Lüksemburg’da bir marina olduğunu bilmiyordum ve 40 yatım olsa birini Lüksemburg’a bağlamak aklıma gelmez, gelse de bağlamam. Ne yapacağım, oradan Kuzey Denizi’ne çıkıp kendimi mi perişan edeceğim.
Açıklamanın bu bölümünü duyduğum anda Özgür Özel’e buradan yükleneceklerini anladım.
Sonrasında Adalet Bakanı Gürlek bu iddiaları yargıya taşıyacağını söyledi.
Bu son derece önemli ve olumlu bir gelişme.
Eğer Özgür Özel’in tapu iddiaları doğru ise, tapu kayıtları saklanamaz, değiştirilemez.
Mahkeme tapu kayıtlarını isterse, gerçeği herkes görür.
Peki bu iddiaların siyasi bir sonucu olur mu!
Pek zannetmiyorum.
Türkiye’de bu konuların siyasete etkisi sıfıra yakın.
Kamplaşma ve ayrışma o kadar keskin ki, kimseyi etkilemiyor.
Ancak ilgimi çeken bir başka mesele var.
Özgür Özel’in iddiaları muhalif diye bilinen bazı basın organlarında da, İmamoğlu’na yakın olduğu düşünülen bazı internet sitelerinde de yer bulamadı.
Bunun nedeni iktidar korkusu mu, yoksa muhalefetteki ayrışma mı onu da bilemedim!
Cehennemin kapılarını kim açmıştı!
İran’ın terör gücünü devreye sokmasının İsrail’i rahatsız edebileceği ilginç bir iddia.
Çok da gerçekçi değil.
Terör dünyasında, hangi terör örgütünün aslında kimin kontrolünde olduğunu bilmek çok zor.
İsrail’e karşı zannettiğiniz terör gücü, aslında İsrail’in kontrolünde olabilir.
Amerika’ya karşı zannettiğiniz terör örgütü de ABD’nin kontrolünde olabilir.
Bugün Ortadoğu topyekun bir savaşın kıyısında dolaşıyor.
2,5 yılda Filistin’de 200 bin kişi öldü.
Lübnan’da binlerce insan hayatını kaybetti.
İran sürekli bir bombardıman altında, Emirliklerde huzurun H’si kalmadı.
Peki tüm bunlar nasıl başladı, hatırlayan var mı!
Hamas isimli örgüt, durduk yere, belki de uzlaşmanın en yakın olduğu bir anda İsrail’e saldırdı.
Hamas mensuplarının yattığı yeri bilen, ceplerindeki çağrı cihazlarını patlatacak kadar yakından takip eden, İran içinde uçan kuşu gözetleyen, yatak odalarına bomba yerleştiren İsrail nasıl olduysa bu büyük saldırıyı haber alamadı.
Ama Hamas’ın İsrail’de yaptığı katliam satır satır dünya medyasına servis edildi, kaçırılan sivillerin, zavallı genç kadınların görüntüsü dünyaya servis edildi.
Sonra!
Sonrası geldiğimiz yer.
Hamas, Netanyahu zebanisinin bekçiliğini yaptığı cehennemin kapılarını açtı.
Bugün yaşadıklarımızın Hamas’ın açtığı kapıdan çıkan cehennem köpeklerinin eseri olduğu çok açık.
Biz o gün ne dedik!
Bunun sonuçlarını anlattık. Bugünü tarif ettik. Hamas’ın ne kadar tartışmalı bir örgüt olduğunu, Filistin Davası’nı kirletmek için CIA ve MOSSAD tarafından kurulmuş bir örgüt olduğu bilgilerini paylaştık.
Bunun sonucunda türlü hakarete uğradım.
Evimin kapısına bile pankart astılar.
Kim haklı çıktı!
O yüzden bu “terör örgütü” meselesi narindir.
Hangi köpeği aslında kimin beslediğini bilemezsiniz.
Ama şurası açıktır ki, en büyük terör örgütü bizzat İsrail’dir.
Netanyahu gibilerinin yönettiği İsrail.
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
İnsaniyet siyasetin üzerine çıktığı zaman.
***
Fatih Altaylı’nın bu yazısı ilk olarak yazarın kendi web sitesinde yayımlandı.
