Usta yönetmen Zeki Demirkubuz bu sefer fotoğrafçı olarak karşımıza çıktı. Müze Gazhane'de açtığı 'Hayat' sergisinde Demirkubuz, sıradan insanın hayat mücadelesine, gündelik yaşamdaki anlarına, ekmek kavgasına, şehir ortamında insanın hayat yolunu çizme çabasına ortak ediyor seyirciyi.

Kadıköy’deki Gazhane müze haline getirilmeseydi muhtemel Zeki Demirkubuz’un radarına girecek mekanlardan biri olabilirdi. Fakat usta yönetmenin bu mekanla yolları farklı bir şekilde kesişti. Hareketli görüntü dünyasından hareketsiz görüntünün kadrajına sığınan Zeki Demirkubuz’un ‘Hayat’ başlıklı ilk fotoğraf sergisinin mekanı Müze Gazhane.

Bilmezdik Zeki Demirkubuz’un fotoğraf çektiğini. Meğer 2009’dan beri fotoğraf çekiyormuş. Sigarayı bırakma sürecinde uzun yürüyüşlere, sonrasında yolculuklara çıkan Demirkubuz fotoğraf çekmeye başlamış. O gün bugündür 500 bin kare fotoğraf çekmiş. İşte Müze Gazhane’de açılan sergi bu 500 bin fotoğraf karesinden seçilen 78 fotoğraftan oluşuyor.

Türkiye ve tabii İstanbul ağırlıkta bu fotoğraflar arasında ama ülke içindeki diğer şehirler ve başka ülkelerden de fotoğraflar var sergide. Lakin kadrajlardaki ülkeler, şehirler değişse de insan ve tabii ki bir samimiyet arayışı hep fotoğrafların odağında yer alıyor, tıpkı filmlerinde olduğu gibi. Daha çok sıradan insanın hayat mücadelesi, gündelik yaşamdaki anlarını, ekmek kavgası ön planda. Şehir ortamında insanın hayat yolunu çizme çabası da denilebilir belki…

Kent hapishanesinde kucağında çocuğuyla pencereden bakan bir anne ile sokakta bebeğini emziren bir anne birbirlerini selamlıyor mesela sergide. Yetişkinler dünyasında yağmurda sokakta kalmış çaresiz küçük bir kızla, ahşap bir evin merdiven altında objektife ürkek gözlerle bakan bir çocuk sanki birbirlerine sığınıyor. Sıkıntılı bir yüz ifadesiyle derdini içine atmış bir erkek, muhtemel ağzında bal gibi tatlı bir türkü, sırtında koca bir yükle ekmek parasını kazanan bir hamal hayatın ağırlığını kaldırmaya çalışıyor.

Zeki Demirkubuz, “Bir film, bir fotoğraf ya da bir resim yani sanat hayata dair bir duygu yaratabiliyorsa izleyende bir işe yarar” diyerek açtığı sergisi ve hayata ve insana dair birçok duygu yaratıyor insanda. Ama bir yandan da insana dair güçlü bir inanç da çıkıyor karşımıza fotoğraflarda…  Bu elbette Demirkubuz’un insana bakışıyla ilgili.

Çünkü Demirkubuz, içgüdüsel olarak, belgesel fotoğrafçılığın duayeni Henri Cartier-Bresson’un karar anı olarak nitelendirdiği anda deklanşöre basmayı başarmış. Ki Bresson bu karar anı için “Fotoğraf çekmek, aynı anda beynin, gözün ve kalbin bir olayı hedeflemesidir” der. İçgüdüsel diyorum çünkü Demirkubuz “Bildiğim bir dünya değil fotoğraf ama bilmemenin verdiği bir rahatlık da insanı daha özgür kılar diyor. Tam de belki bu rahatlık Demirkubuz’un kendince doğru anda deklanşöre basmasına neden oldu. Ve Magnum ekolünü çağrıştıran kadrajlarla bunun için bolca karşılaştık sergide. Ki Magnum’cuların çoğu da bir olaya, bir ana dışarıdan değil hep içeriden bakmanın peşindedir.

Zeki Demirkubuz, “Bir film, bir fotoğraf ya da bir resim yani sanat bir duygu yaratabiliyorsa izleyende bir işe yarar” diyerek açtığı sergisi hayata ve insana dair birçok duygu yaratıyor insanda. Belki biraz hesapsızlığı ya da son dönem fotoğraf dünyasında sıklıkla karşımıza gelen  dijital manipülasyonlarla, hayat anının aşırı estetize edilmesinden uzak durduğu için bu fotoğraflar güçlü duygular yaratıyor.

Ki sergi sonrası bir fotoğraf sanatçısının gelip  Zeki Demirkubuz’a “Editte (fotoğrafın bilgisayarda yeniden düzenlenmesi) sorunlar var deyince. Demirkubuz’un edit yok ki. Çektiğim gibi bastım” demesinden bu dijital manipülasyonun yapılmadığını biliyorum.

Daha önce kendisiyle yaptığım söyleşilerde iş fotoğraf çekme aşamasına gelince bu durumdan hoşlanmadığını belli ederdi. Fotoğraf çektirmekle ilgili bir derdi var biliyorum. Ama işte serginin damarlarında dolaşan hayat, hayatın değişkenliği bir şekilde Zeki Demirkubuz’de da etkisini göstermiş.

Kendisi de açılışta söyledi, “Nefret ederdim fotoğraf çektirmekten. Hala öyle bir duygum var. Ama çocukluğumda benim hiç fotoğrafım yoktu. Bir tane 40 kişinin içinden çok küçük bir fotoğrafım vardı. Kızım doğduğu zaman onu çekmeye başladım. Aslında tek ilişkim buydu fotoğrafla ve onu nefret ettirinceye kadar çektim. ‘Benim fotoğrafım yok onun olsun.’ diye başladı bu iş” dedi.

Sonrası sigarayı bırakmakla ilgili. Sigarayı bırakınca yürümeye başlamış. “Forrest Gump gibi inanılmaz yürüyüşler yaptım. Bununla yetinmedim. Gezmeye, şehirlere, başka ülkelere gitmeye başladım ki yolculuktan da nefret ederdim. Sonra ‘Ben buraları niye çekmiyorum’ dedim. Elime bir-iki makine geçti onlarla çekmeye başladım. Sonra o büyüdü, büyüdü başka bir şeye, bir sergiye dönüştü.”

Aslında bu sergiye dönüşme fikrinde serginin küratörü Nurhak Kaya Demirkubuz’u ikna etmesi var. İkna olunca da binlerce fotoğraf arasından 78’si seçiliyor. Yakın zamanda izlemeyi umduğumuz son filminin adı koyuluyor sergiye. Tuhaf, İBB Miras ve İBB Kültür ortaklığıyla düzenlenen sergi Müze Gazhane’nin L Binası’nın ilk sergisi olarak açılıyor. 9 Eylül’e kadar sergiyi görmek için vaktiniz var.

 

 

Zeki Demirkubuz: Türkiye’de mikro iktidarlar, en az makro iktidar kadar zalim