Yılın ilk ayları her zaman Paris’i sinemanın içine çekiyor. Her yıl aynı ritüel, önce Lumiere ödülleri sonra Cesar ödülleri Fransayı Mayıs’ın Cannes film festivaline hazırlıyor. İlk ikisi Fransız sineması üzerine çalışırken Cannes uluslararası platformda öne çıkıyor.
Dün akşam Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsü binasında gerçekleşen 31. Lumières ödülleri dağıtım töreni, bu yıl Fransız sineması için başlangıç işaretinin verildiği gece oldu. Bu yılın ilk büyük barometresi, Fransa’daki uluslararası basının gözleriyle ölçüldü. Fransız sinemasının nabzı tutuldu. Jüri üyesi olarak bulunduğum bu törende fransız sinemasının günümüzdeki yönü, yönetmenlerin anlayışı, zevkler ortaya çıktı ve kayda geçti.
Lumière kelime olarak iki değere vurgu yapıyor birinci Fransızcadaki anlamı olan ışık, diğeri sinemayı bulan Lumiere kardeşlerin anısı. Lumieres ödüllerini diğer Fransız ödüllerinden ayıran küçük ama belirleyici fark, kimlik meselesi: Bu ödüller, Fransa’da yaşayan ve çalışan uluslararası basın mensuplarının oluşturduğu Académie des Lumières tarafından veriliyor. Bu, sinemanın “ev içi” görüntüsünden çok, “dışarıdan” gelen bir yankılanma olarak düşünülebilir. Bir filmin seçiminde ulusal kültüre dayanan şifreler kadar, filmin uluslararası dolaşıma açık bir dili olup olmadığı da değerlendirilir. Kısacası Lumières ödülleri, Fransız sinemasına bir tür “ayna” tutar, ancak bu ayna Fransa’yı izleyen dünyanın göz hizasından tutuluyor.
François Ozon En İyi Yönetmen seçildi, filmi Yabancı da En İyi film oldu.
Dün gece dağıtılan ödüllerin gösterdiği görüntü çok netti: François Ozon’un yönettiği absürdiszm akımının öncüsü ve varoluşçu Albert Camus’nün baş yapıtı “Yabancı” adlı romanından uyarlanan ve aynı adlı film gecenin merkezine oturdu. Bir çok adaylığı arasından “En iyi film” ödülünü aldı. Yine bu filmde oynayan Benjamin Voisin en iyi aktör ödülüne layık görüldü. Ayrıca bu siyah beyaz filme görüntü ödülü de layık görüldü.
13 dalda dağıtılan ödüllerin listesini buraya alıyorum.
1.En iyi Film; Yabancı (François Ozon) 2. En iyi yönetmen; Richard Linklater (Nouvelle Vague) 3. En iyi kadın oyuncu; Léa Drucker (Dosya 137) 4. En iyi erkek oyuncu; Benjamin Voisin (Yabancı) 5. En iyi senaryo; Stéphane Demoustier (L’Inconnu de la Grande Arche) 6. En iyi film müziği; Warren Ellis (Le Champs de Forets) 7. En iyi ortak yapım; Gizli Ajan (Kleber Mendonça Filho) 8. En iyi ilk film; Pauline Loquès (NİNO) 9. En iyi görüntü yönetmeni; Manu Dacosse (Yabancı) 10. En iyi yıldızı parlayan kadın oyuncu; Nadia Melliti 11. En iyi Dokümanter; Sepideh Farsi 12. En iyi yıldızı parlayan erkek oyuncu;Guillaume Marbeck 13.En iyi animasyon filmi; Marcel et Monsieur Pagnol.
François Ozon’un bu kadar görünür kılınması, yalnızca sinemasal maharetinden gelmiyor tabii ki, güçlü bir anlatı örgüsünün yanında seyirciyle kuvvetli bir bağ da kuruyor.
Fakat 31. Lumières gecesini yalnızca büyük kazananın etrafında okumak, ödüllerin gerçek değerinin farkına varmamak olarak kabul edilebilir. Çünkü bu liste, sinemanın yalnızca “rüya kurma makinesi” olmadığını da bize hatırlatmalı, aynı zamanda “bir arşiv ve belge toplama aygıtı” olduğunu da bize göstermelidir.
Fransız sineması, uluslararası bakışın önünde, hem büyük anlatı makinesini hem de etik ve biçimsel arayışlarını aynı masada tutmak istiyor.
Bu sezonun ilk sayfasına düşülen bir dipnot şu: “Bu yıl yalnızca izlemeyeceğiz; aynı zamanda tartışacağız.” Ve bu tartışmanın dili, her zaman perdeye yazılıyor.
