Atatürk'ün davetiyle Türkiye'ye gelen ve Cumhuriyetin 1926-1928 yılları arasında tanıklık eden İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica, ülkesine dönerken geride dört anıtsal heykel bıraktı. Cumhuriyet'in 100. yılında unutulmadı bir çalıştayla hatırlandı.

Yeni Cumhuriyet, yeni kentler, yeni meydanlar ve yeni heykeller. 1923 yılında ilân edilen Cumhuriyetin ardından Türkiye’nin sadece toplumsal hayat ve sanayide değil sanatta da atılımı tüm dünya nezdinde dikkate değerdi. 1912 yılındaki Balkan Savaşları ve Trablusgarp Savaşı’ndan bu yana aralıksız bir biçimde savaşan Mustafa Kemal Atatürk ve Milli Mücadele’nin diğer kahramanlarının çok daha önemli bir savaşı esas şimdi başlıyordu.

İlân edilen Cumhuriyetin ardından şimdi sırada onu her anlamda kalkındırmak vardı. Eğitim, sağlık, altyapı ve sanayi konusunda ilerleme kaydedilirken elbette sanatın da bundan geri kalması düşünülemezdi. Meydanları süsleyecek anıtsal heykellerle kentler modern bir görünüm kazanacaktı. Bunun için kapısı çalınan isimlerden biri İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica oldu.

1. Dünya Savaşı Pietro Canonica’nın hayatını değiştirdi

Romalı heykeltıraş, 20. yüzyılın bu ilk çeyreğinde artık hatırı sayılır bir şöhrete sahipti. 1869 yılında dünyaya gelen Pietro Canonica, heykeltıraşlığının yanı sıra müzisyendi. Hatta sanat yaşamının başlarında gönlünde yatan esas iş müzikti. Çok sayıda eser bestelese de hayat onu müzikten ziyade heykel sanatında öne çıkarıyordu. Torino’da heykel eğitimi aldıktan sonra bu sanayi kenti kendisine dar gelmeye başlayınca 1922’de soluğu Roma’da aldı. Avrupa aristokrasisindi üne kavuşan heykeltıraş, İngiliz kraliyet ailesi üyelerinin de büstlerini üretti. Ancak 1. Dünya Savaş ve sonuçları İtalyan sanatçıyı farklı arayışlara sevk edecekti.

Savaş sonrası krallıklar, prenslikler ve benzeri monarşi yönetimler bir bir tarih sahnesinden çekilirken Pieatro Canonica da kendisine yeni bir yol çizecekti. Sanatını destekleyen bu zenginlerin artık sahneden çekilmesiyle İtalyan heykeltıraş yönünü dev anıtsal yapılara çevirdi. Kısa sürede bu konuda da rüştünü ispatladı. Öyle ki Mustafa Kemal Atatürk’ün de dikkatini çekti. Genç Cumhuriyetin sanat atılımının bir parçası olan heykellerin üretimi için biçilmiş kaftandı. Zira, İtalyan sanatçı 1920’lerde atlı heykeller konusunda haklı bir şöhret edindi.

Taksim Anıtı onun eseri

Mustafa Kemal Atatürk’ün davetiyle Türkiye’ye gelen Pietro Canonica, ülkeden ayrılırken geride dört büyük anıtsal yapı bıraktı. İtalyan sanatçının Türkiye’deki ilk eseri başkent Ankara’daki Etnografya Müzesi’ndeydi. Müzenin bahçesine yerleştirilen atlı Atatürk heykeli, sanatçının bu konuda ne denli maharetli olduğunun en açık örneğiydi. Mustafa Kemal Atatürk’ün de büyük beğenisini toplayan bu çalışmanın ardından İtalyan sanatçı yeni çalışmasını yine başken için yaptı. Sıhhiye’deki Mareşal Atatürk Anıtı, sanatçının başyapıtlarından biridir.Her ikisi de 1927 yılında açılan heykelin ardından bir diğer başyapıt İstanbul’a gelecekti. Kuşkusuz en ünlüsü ve dünyaca tanınır olanı Taksim Cumhuriyet Anıtı.

Türkiye’de kaldığı süre boyunca Atatürk ile de arkadaşlık kuran ve onunla kahve içen, günümüzde insanların buluşma noktası haline gelen Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın altında imzası bulunan İtalyan heykeltıraş son olarak 1932 yılında İzmir’de atlı Atatürk heykeli yaptı.

2. Dünya Savaşı sonrası dini çalışmalar ağırlıkta

1959 yılında, 90 yaşında hayata veda eden Pietro Canonica adına Roma’da bir müze açıldı. Villa Borghese’deki tarihi yapı içerisinde yer alan müzede, sanatçının Mustafa Kemal Atatürk için tasarladığı heykellere dair görsellerden çeşitli bütlere kadar pek çok eser görülebilir. Canonica İkinci Dünya Savaşı sonrasında ağırlıklı olarak dini metinlere dayalı hikâyelerden ilham olarak bu alanda başarılı çalışmalara imza attı.

Cumhuriyet’in 100. yılında Canonica unutulmadı. İtalyan Kültür Merkezi Cumhuriyet’in 100. Yılını Pietro Canonica ve Atatürk başlıklı bir çalıştayla kutladı ve önemli sanatçıyı ve Cumhuriyet için ürettiklerini hatırlamamızı sağladı.

Cumhuriyetin Yüzü’nde kültür var