Kantoyu tekrar popüler hale getiren ve tüm Türkiye'nin tekrar sevmesini sağlayan Nurhan Damcıoğlu dün vefat etti. Sahnelerde geçen bir çocukluk sonrası İstanbul'da tanıştığı kantoya ömrünü adayan Damcıoğlu, yurtdışında da kantonun tekrar hatırlanmasını sağlamıştı.

Kanto deyince birkaç kuşağın aklına gelen ilk isimdir Nurhan Damcıoğlu. TRT ekranlarında karşımıza çıkar, 7’den 70’e herkese kantonun güzelliklerini sergilerdi. Dün vefat haberi gelince o günleri anımsayanların, ilk aklına gelen de Damcıoğlu’nun güler yüzlü şovlarıydı.

Dokuz çocuklu ailenin bir ferdiydi Nurhan Damcıoğlu. Dirençli ve güler yüzlü bir anne ve sinema işleten bir babaları vardı arkalarında. Anne ve babasının aşkı zaten filmlerdeki gibi başlamıştı. Babası annesiyle evlenebilmek için iki yıl beklemişti. Annesi terzi olmasına rağmen ud çalan, dans etmeyi seven bir kadındı. Babası da bütün çocuklarını sevdiği gibi şefkat de gösterecek kadar anlayışlıydı. Çocukların tiyatroya gitmesi, dans etmesi hiç sorun olmadı onun için. Damcıoğlu daha dördünce bale eğitimi aldı. Sonra tiyatro oyunları geldi. Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çocuk oyuncu olarak sahneye çıktı. Yani sahnede geçirdi çocukluğunu. Küçük yaşta Adana, Mersin, Eskişehir’e turnelere bile gidiyordu.

‘Boing Boing’ oyununda Lale Belkıs, Çolpan İlhan ile birlikte hosteslerden biriydi. Oyun İstanbul’da sahnelenirken Sadri Alışık’ın “Sen İstanbul’da kal Çolpan ile sana biz sahip çıkarız” demesiyle de İstanbul’a yerleşti. Filmlerde seslendirme yapıyor, oyunlarda rol alıyordu o zamanlar.

18’ine geldiğinde artık iyi bir tiyatrocuydu ama kantoyu da keşfetmişti.  İlk olarak Toto Karaca’dan dinledi kantoyu. Mücap Ofluoğlu’nun teşvikiyle kanto yapmaya başladı.  “Ben aslında unutulan bir şeyi sandıktan çıkarıp, sundum. Rahmetli Adile Naşit’in dayısı Niko ilk zennedir. Tüm gazetelerde çok takdir ediliyordu. Kaldı ki kanto, alaturkanın başlangıcıdır. Müslüman ilk kadın kantocuyumdur.  1968 yılında klasik tiyatro eserlerini inceleyip, teliflerini ödeyip kendime uyacak şekilde bir uyarlama hazırlayarak izleyiciye sundum ve tüm bunları yaparken 18 yaşındaydım” diyerek anlatacaktı ilk kanto macerasını. Ama bu ilk macerasında Müzeyyen Senar’dan bile takdir alacaktı: “Sen Zarife’ye benziyorsun; o keklik gibi sekerdi fakat sen daha iyisin” diyecekti Senar.

Kantoyu popülerleştirdi

Zorlu bir hayat bekliyordu onu ama sevdiği bir işi yaptığı için  bu zorlukların üstesinden geliyordu. “Sıkıntılı zamanlardı. Ustamdan, hocamdan para isterdim. Boş zaman yaratıp dikiş dikerdim. Seslendirme yapardım sonra da… Öyle geçiniyordum. Aylık ücretimi aldığım zaman 200 liraya ev kirası, 100 lirayı anne-babaya verir, 100 lirası da bana kalırdı. Ve onu bir ay idare ederdim. Yokluk içinde var oldum. Evimde perdem yoktu. Sanatçıydık işte…” demişti o zorlukları anlatırken.

Ama kantoyu tekrar popüler hale getirdi. İlk müslüman kantocuydu üstelik: “Çok zor bir iş yaptım. Güç ve kuvvet isteyen bir işti. 29 farklı taklidim vardı. Zeki Müren gibi isimlerin de taklitlerine çalışıyordum. Kabiliyet gerektiriyordu. Oynuyordum. Ben sadece Maksim, Çakıl vs. gibi büyük gazinolarda çalışıp popülerleştirdim bu işi.”

Birçok kantoyu Türkiye ondan öğrendi

Kendi bestelerinin yanı sıra ‘Yağmur yağdı kaç kaç’ var, ‘Çadırımın üstüne şıp dedi damladı’ gibi kantoları bulup çıkardı. Niko’dan, Anjel Hanım’dan, tromboncu Tahsin’den, İzmir Radyoevi arşivlerinden araştırıp buldu hepsini ve yeni düzenlemelerle günümüze taşıdı.  ‘Kalender’i, ‘Oy Dingala’yı, ‘Yangın Var’ı, ‘Osman Aga’yı hep ondan öğrendi Türkiye. Bir ara filmlerde de oynadı ama Yeşilçam’a pek ısınamadı.

Tabii taklitleri de çıktı Damcıoğlu’nun onun şarkılarını söyleyip onun hareketlerini kullananlar vardı. Bu hoşuna gitmedi Damcıoğlu’nun ama Zeki Müren’ın “Taklitler aslını yaşatır” demesiyle çok da bu meseleye takılmadı. Yoluna devam etti.

Enrico Macias ile çalıştı

Fakat zorluklar sürekli karşısına çıkıyordu işte. TRT yönetimi onun yaptığı işi anlayamamıştı: “Bir dönem TRT’ye gerici bir yönetim geldiğinde küsüp yurtdışında çalışmaya başladım. Fransız televizyonlarında senelerce Enrico Macias ile programlara çıktım. Kanada, Almanya, Amerika’da çalıştım ama oralarda kalmak istemedim. Ama bugünkü aklım olsaydı ne evlenirdim ne de Türkiye’ye geri dönerdim. Yurtdışında ünlenip buraya konser vermeye gelirdim.”

Kantoya ilgi azalınca o da köşesine çekildi. Lakin biraz kırgındı. Son söyleşilerinden birinde “Türkiye’de sanat konusunda utanılacak vaziyetteyiz. Dünya tiyatrolarında başrol oyuncuları el üstünde tutarlar. Kıymetlidirler. Ülkemizde böyle bir şey yok” diyecekti.

82 yaşında vefat eden Damcıoğlu belki kurumlar tarafından el üstünde tutulmadı ama geçmişteki güzel, enerjik, fıkır fıkır anlarımızın başrolündeki isimdi.

 

Ahmet Mekin: Yeşilçam’ın insanımıza milli eğitimden daha fazla faydası oldu