Dünyanın en ilginç yerleşim yerlerinden biri olan Giethoorn ziyaretçilerini sadece manzarasıyla değil, yaşam tarzıyla da şaşırtıyor. Hiçbir motorlu taşıtın giremediği köyde, zaman adeta yüzlerce yıl öncesinde durmuş gibi hissediliyor.
Giethoorn’da yaşayanlar için trafik yoğunluğu veya egzoz dumanı gibi kavramlar tamamen yabancı. Köyün merkezinde araba yolu bulunmuyor; tüm ulaşım ağını labirent gibi birbirine bağlanan su kanalları oluşturuyor. Köylüler günlük işlerini, market alışverişlerini ve ulaşımlarını “Fısıltı Tekneleri” (Whisper Boats) adı verilen, tamamen sessiz elektrikli motorlarla çalışan araçlarla gerçekleştiriyor.
Kanal üzerine kurulu bu yerleşim yerinde, evler aslında küçük adacıklar üzerinde bulunuyor. Bu adacıkları birbirine ve ana karaya bağlayan tam 180 adet ahşap köprü mevcut. Kanalların kenarındaki dar yollar ise sadece yaya yürüyüşü ve bisiklet kullanımı için ayrılmış durumda. Mimari dokusuyla büyüleyen köydeki evlerin tamamı, geleneksel saman çatılardan oluşuyor ve bu yapılar titizlikle korunuyor.
Köyün tarihçesi 13. yüzyıla kadar uzanıyor. Bölgeye yerleşen ilk topluluklar, büyük bir sel felaketinin ardından toprağa gömülü binlerce yabani keçi boynuzu bulmuşlardı. Bu ilginç olay nedeniyle köye “Keçi Boynuzu” anlamına gelen “Geytenhoren” ismi verildi. Yıllar içinde bu isim evrilerek bugünkü Giethoorn halini aldı.
Giethoorn sadece yazın değil, kışın da benzersiz bir deneyim sunuyor. Hava sıcaklığı sıfırın altına düştüğünde köyü çevreleyen tüm kanallar donuyor. Bu dönemde teknelerin yerini buz patenleri alıyor ve köylüler ulaşımlarını donmuş kanallar üzerinde kayarak sağlıyor.
