Pek çoğumuz ellerde titremenin Parkinson’un en net belirtisi olduğunu biliyoruz. Başka bazı semptomlar tahmin edilenden çok daha erken teşhis konmasını mümkün kılıyor.

Pek çoğumuz ellerde titremenin Parkinson’un en net belirtisi olduğunu biliyoruz. Peki size, başka bazı semptomların tahmin edebileceğinizden çok daha erken, hatta 20’li yaşlarda bile kendini gösterdiğini söylesek? İşte Parkinson’un pek bilinmeyen diğer belirtileri…

Beynimizin sınırlarını ve etkilerini keşfetmek pek çoğumuzu hayretlere düşürebiliyor. Beynimizi daha iyi anlamak ve yaşam kalitemizi arttırmak için yürütülen bilimsel çalışmalara her gün bir yenisi ekleniyor. Parkinson hastalığına ilişkin yürütülen araştırmalara göre ise, bu rahatsızlığın belirtileri yıllar öncesinden ortaya çıkıyor.

Parkinson’un en yaygın belirtisi vücudun bazı uzuvların özellikle de ellerin dinlenme halindeyken titremesi. Ancak, Parkinson teşhisi konması için ellerde titreme görülmesine gerek yok. Hastaların yüzde 20’sinde bu belirti görünmüyor.

Parkinson dünya çapında en çok görülen nörolojik rahatsızlıklardan biri. Araştırmalar 2050 itibariyle dünya genelinde 25 milyon 200 bin kişinin bu hastalığa yakalanacağını öngörüyor. Bilindiği kadarıyla hastaların yüzde 10 ila 15’inde genetik faktör etkili, ancak diğer nedenleri henüz keşfedilmiş değil. Hastalığın semptomları tedavilerle kontrol altına alınsa da Parkinson’un kalıcı bir tedavisi yok. Araştırmacılar son 20 senede Parkinson’un ilk belirtilerinin anlaşılması konusunda büyük yol katetti.

Nörolog ve Michael J. Fox Parkinson Araştırma Vakfı’nın tıbbi danışmanı Rachel Dolhun Parkinson’un hastaların motor becerilerini etkilemesinden ötürü bir hareket hastalığı olarak tanımlandığını belirterek “Ama Parkinson’un bir de hareketle ilişkili olmayan bir yanı var. Uzun zamandır Parkinson’u bir hareket hastalığı sanıyorduk, ama şimdi görüyoruz ki bu hastalık bütün vücudu farklı şekillerde etkiliyor” dedi.

Bazı semptomlar yıllar önce ortaya çıkıyor

Nörologlar bir hastaya Parkinson teşhisi koymak için yavaşlama, kaslarda sertlik, dinlenme halindeyken uzuvlarda titreme gibi belirgin semptomlara bakıyor. Fakat kabızlık ve koku alma duyusunda kayıp gibi motor becerilerle ilişkili olmayan bazı belirtiler genelde 10 yıldan uzun bir süre önce görülüyor. “Prodromal evre” olarak isimlendirilen bu erken evre hastalığın aşamalı olarak ilerleyişinin ilk basamağı.

McGill Üniversitesi’nde nöroloji çalışmaları yürüten Prof. Dr. Ronald Postuma “Parkinson yavaş bir hastalık ve biz ne kadar yavaş olabileceğini fark etmeye başladık. Bu hastalık doktorların teşhis koyabileceği eşiğe ulaşıncaya kadar, yıllarca beynin içinde ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.

Parkinson beyinde dopamin üreten hücrelere hasar veren bir rahatsızlık. Dopamin de hücreler arasında sinyallerin iletilmesini sağlayan, ayrıca hareketlerimizi kontrol etmede ve beyindeki koordinasyonda kritik rol oynayan bir kimyasal. Motor beceriye yönelik semptomlar ortaya çıkıncaya kadar beyin sapında bulunan ve istemli hareketler için hayati önem taşıyan substantia nigra’daki (siyah maddedeki) nöronların yüzde 50 ila 70’i ölüyor.

Rachel Dolhun Parkinson hastaların hepsinin bu belirtileri göstermediğinin vurgulanması gerektiğini söyleyerek “Ama biliyoruz ki bazılarında da bunlar en erken işaretler olabiliyor” dedi.

Anozmi olarak da bilinen koku kaybı bazı soğuk algınlıklarında geçici, bazı Covid-19 türlerinde ise kalıcı bir semptom olabiliyor. Fakat Parkinson hastalarının yüzde 90’ı uzun vadede koku alma hissini kaybetmekte. Bu belirti motor semptomlar görülmesinden on yıllar önce ortaya çıkabiliyor.

Prof. Dr. Ronald Postuma Washington Post’a verdiği demeçte “Koku hissinde kayıp tahminlerimize göre Parkinson teşhisinden 20 yıl kadar önce ortaya çıkıyor” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Koku alma duyusunu kaybeden kişilerin, gelecekte Parkinson’a yakalanma riskinin 5 kat yüksek olduğunu biliyoruz. İnsanlar, çok kademeli gerçekleştiğinden ötürü koku alma ve ayırt etme becerilerini kaybettiklerini genelde fark etmiyorlar.”

Parkinson hastalığında tam olarak neyin koku alma duyusunu etkilediği ve neden bunun erken belirtilerden biri olduğu hala araştırılıyor. Bu konudaki teorilerden biri hastalığın beynin koku duyusunu yönettiği burun soğancığında başladığı yönünde. Teori anormal proteinlerin burada tahribata yol açarak nöronlara zarar verdiğini ileri sürüyor.

Normalde vücudumuz en canlı rüyaların görüldüğü REM uykusu evresinde neredeyse tamamen felç haline geçer. REM uykusunda davranış bozukluğu insanların rüya gördükleri sırada hareket etmesiyle sonuçlanan bir hastalık. Hastalar rüya gördükleri sırada yatakta oturur pozisyona geçebilir, tek taraflı diyaloglara girebilir ve hatta eşlerini tokalayabilir ya da tekmeleyebilir. Araştırmalar REM uykusunda davranış bozukluğu yaşayanların yüzde 50 ila 70’inin ortalama 5-10 yıl içinde Parkinson’a ya da onunla ilişkili Lewy cisimcikli demansına yakalandığını gözler önüne seriyor. 50 yaşın üstünde olup REM uykusunda davranış bozukluğu yaşayan kişilerin Parkinson’a yakalanma ihtimali bu sorunu yaşamayan yaşıtlarına oranla 130 kat daha fazla. Uzmanlar uykunuzda hareket ediyorsanız bir doktora danışmanızı öneriyor.

Kabızlık hayli yaygın bir rahatsızlık ve genelde çok ciddi bir sorun olarak ele alınmıyor. Fakat, birkaç hafta veya daha uzun süren kabızlık Parkinson hastalarının üçte ikisini etkiliyor. Çünkü Parkinson, sindirim sistemindeki hücreleri etkileyebiliyor. Bu konuda yürütülen çalışmalar, Parkinson hastalarının bağırsaklarında anormal protein kümelerine rastlandığını belirtiyor.

Kabızlıkla ilgili dokuz araştırmanın analizine göre bu türden kabızlık yaşayanlar, yaşamayanlara göre Parkinson riskiyle iki kat daha fazla karşı karşıya. Öte yandan 24 yıl boyunca 51-75 yaş arasındaki 6 bin 790 erkeğin takibiyle yürütülen araştırmaya göre günde bir kereden az tuvalete çıkanların Parkinson’a yakalanma ihtimali yüksek.

Postuma “20’lerinde veya 30’larında kabızlık çekenlerin bile bir 30-40 sene sonra Parkinson’a yakalanma ihtimali yüksek. Biz de şimdi merak etmeye başladık; Parkinson mu bağırsakları kontrol eden sinirleri etkiliyor, yoksa kabızlık mı Parkinson için bir risk faktörü?” dedi.

Postüral düşük tansiyon bir kişi oturur ya da yatar pozisyondan ayağa kalktığında kan basıncında yaşanan düşüş olarak tanımlanıyor. Bu durumdan muzdarip kişiler ayağa kalktıklarında baş dönmesi, denge kaybı ve hatta bayılma gibi durumlarla karşılaşabilir. “Ortostatik hipotansiyon” olarak da isimlendirilen bu hastalık susuzluk, düşük kan şekeri veya aşırı ısınma gibi nedenlerle tetiklenebilir. Ancak kronik yani daimi bir ortostatik hipotansiyon ciddi bir durum olarak ele alınır.

Postuma hastalığın nörolojik altyapısı olması halinde, yani susuzluk, ilaç kullanımı ya da kalp sorunu gibi bir temele dayanmaması durumunda hastaların neredeyse yarısının Parkinson’a ya da ilgili bir hastalığa yakalandığına işaret etti ve ekledi:

“Yani çok yüksek bir risk faktörü. Ancak çoğu kişide nörolojik bir neden olmuyor.”

Araştırmacılar ortostatik hipotansiyonu erken evrede görülen bir belirti olarak ifade etse de bu konudaki kanıtlar diğer belirtilerin kanıtları kadar güçlü değil. Örneğin bir çalışmada başka türlü açıklanamayan ortostatik hipotansiyon 10 yıl boyunca takip edilen 79 hastanın 18’inde (yani yüzde 23’ünde) Parkinson veya ilgili bir durumun tanısıyla ilişkili bulundu.

Uzmanlar tek başlarına bu belirtilerin belirtisi olacak kadar güçlü olmadığını ve bu sorunların başka nedenlerden kaynaklanabileceğini belirtiyor. Ancak birden fazla belirtiye sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bir doktora görünmeniz gerekebilir.