Genetik profesörü ve sağlıklı yaşam alanındaki çalışmalarıyla tanınan Tim Spector 50’li yaşlarında geçirdiği mini felçten sonra egzersize bakışını tamamen değiştirdi.

Spector, gençliğinde sporla tamamen ilgisiz biri olmadığını ancak olabildiğince az hareket ederek idare ettiğini söylüyor. 30’lu yaşlarında artan sırt ağrıları onu daha düzenli aktiviteye yöneltse de, bu dönem uzun süre dağınık ilerledi.

 Asıl kırılma noktası ise 50’li yaşlarda yaşadığı mini felç oldu. O günden sonra egzersizi hayatının merkezine koyduğunu belirten Spector, artık neredeyse her gün hareket ettiğini, çoğu zaman da bunu sabah kahvaltısından önce yaptığını anlatıyor.

Bugünkü rutininde bisiklet, ağırlık çalışması, yüzme, yoga ve pilates yer alıyor. Ancak onun vurguladığı asıl nokta şu: Herkesin yapması gereken tek bir ideal program yok. Önemli olan, kişinin sürdürebileceği ve gerçekten keyif alacağı bir düzen kurması.

Spector’ın ilk önerisi egzersizi günün sonuna bırakmamak. Ona göre akşam saatlerine ertelenen spor çoğu zaman gün içinde çıkan işler, yorgunluk ya da erteleme hissi nedeniyle rafa kalkıyor. Bu yüzden o, hareket etmeyi düşünmeye fırsat bulamadan sabah ilk iş halletmeyi tercih ediyor.

 İnsanın doğası gereği enerjisini korumaya meyilli olduğunu söyleyen Spector, motivasyonun her gün yeniden bulunacak bir şey olmaktan çıkıp rutine dönüşmesi gerektiğini savunuyor. Kendi deneyimine göre yataktan kalkar kalkmaz harekete geçmek, “sonra yaparım” tuzağına düşmemek için en etkili yöntemlerden biri.

Bu yaklaşımın önemli tarafı, egzersizi büyük bir psikolojik mücadeleye çevirmemesi. Sabah kısa bir hareket bile günün geri kalanında daha disiplinli kalmayı kolaylaştırabiliyor. Spector’a göre mesele saatlerce spor yapmak değil; süreklilik kazanmak.

Uzman ismin ikinci önemli noktası ise insanın kendine net bir neden bulması. Spector, yaş aldıkça formda kalmak için bir amacının olmasının kendisine ciddi biçimde yardımcı olduğunu söylüyor.

Onun motivasyonu, her yıl ailesiyle yaptığı Kanada kayak seyahati. Çocuklarıyla tempoya ayak uydurabilmek ve zorlu doğa koşullarında rahat hareket edebilmek için güçlü kalmak istediğini anlatıyor.

Buradaki mesaj ise yalnızca büyük sportif hedefler koymak değil. Herkesin amacı farklı olabilir. Bir kişi daha rahat yürümek, merdiven çıkarken zorlanmamak, golfte iki tur tamamlamak ya da uzun bir yürüyüşü yorulmadan bitirmek isteyebilir. Spector’a göre önemli olan, “Neden formda olmak istiyorum?” sorusuna samimi bir cevap verebilmek.

Bu cevap bulunduğunda egzersiz yalnızca yapılması gereken bir görev olmaktan çıkıyor. Günlük hayatın içindeki daha büyük bir amaçla bağlantı kuruyor. Bu da motivasyonu kalıcı hale getiriyor.

Spector, sürdürülebilir bir rutin kurmasında en büyük etkenlerden birinin gerçekten sevdiği egzersizleri bulması olduğunu söylüyor. Şu sıralar haftada üç gün bisiklet çalışması yaptığını, diğer günlerde pilates ve yoga ile ilerlediğini, ayrıca haftada birkaç kez ağırlık kullandığını anlatıyor. Yaz aylarında ise İspanya’da denize girip yüzmeyi öne çıkarıyor.

Burada altını çizdiği nokta çok net: Kişi sevmediği bir egzersiz biçimini uzun süre sürdüremiyor. Örneğin kendi başına spor salonuna gitmeyi sıkıcı bulduğunu açıkça söylüyor. Buna karşılık yüzme, yoga ya da bisiklet gibi yaptığı aktivitelerden keyif aldığı için bunları düzenli hale getirebildiğini belirtiyor.

Bu nedenle yeni bir rutine başlamak isteyenlere tek bir egzersize takılıp kalmak yerine farklı seçenekleri denemelerini öneriyor. İlk denemede doğru olan bulunamayabilir. Ama kişi hoşuna giden hareket biçimini bulduğunda devam etmek çok daha kolay oluyor.

Spector’ın dikkat çektiği bir başka konu da sağlık kontrolü yaptırmak. Yakın dönemde kapsamlı bir değerlendirmeden geçtiğini anlatan uzman isim, vücut kompozisyonu ölçümü, kondisyon testi ve güç değerlendirmesi gibi verilerin kendisine düşündüğünden daha gerçekçi bir tablo sunduğunu söylüyor.

Sağlıklı beslendiğini ve düzenli hareket ettiğini düşünen birçok kişinin, aslında kondisyonunu olduğundan daha iyi sandığını belirten Spector, benzer bir kontrolün motive edici olabileceğini düşünüyor. Çünkü insan kendi düzeyini net olarak görünce neyi koruması, neyi geliştirmesi gerektiğini daha iyi anlıyor.

Özellikle yaş ilerledikçe kas kütlesinin azalmasının önemli bir risk olduğunu vurgulayan Spector, ölçülebilir verilerin bu açıdan da yol gösterici olduğunu ifade ediyor. Tansiyon ya da kan değeri takip eder gibi kondisyonun da takip edilebileceğini, bunun kişiye somut hedef sunduğunu söylüyor.

Spector, yalnızca planlı egzersize güvenmediğini, günlük yaşamın içine de hareket kattığını anlatıyor. Londra’da bir yerden bir yere giderken mümkün olduğunca yürümeyi, bisiklete binmeyi ya da toplu taşımayı tercih ettiğini söylüyor. Böylece spor, günün belirli bir bölümüne sıkışmış bir aktivite olmaktan çıkıyor.

Bugün birçok insanın ofiste ya da evde uzun saatler hareketsiz kaldığına dikkat çeken Spector’a göre küçük mesafelerde bile yürümek önemli fark yaratabiliyor. Her gün gidip gelirken onar dakikalık hareket eklemek bile uzun vadede ciddi katkı sağlayabiliyor.

Bununla birlikte ünlü “günde 10 bin adım” hedefinin de abartıldığını düşünüyor. Ona göre herkesin her gün mutlaka bu sayıya ulaşması gerekmiyor. Özellikle zaten düzenli egzersiz yapan biri için ek hareket bonus niteliğinde. Yani mesele rakama takılmak değil, genel olarak hareketsiz kalmamak.

Spector’ın bonus tavsiyesi ise spor teknolojilerini şart görmemek. Akıllı saatler, yüzükler, nabız takip cihazları ve benzeri ürünlerin bazı kişiler için işe yarayabileceğini kabul ediyor. Ancak bunların yokluğunun egzersize başlamak için engel haline getirilmemesi gerektiğini savunuyor.

Kendisinin de yalnızca temel verileri takip eden sade bir cihaz kullandığını belirten Spector, kalp atış hızı, uyku ve hareket takibinin çoğu kişi için yeterli olabileceğini söylüyor. Esas meselenin cihazlar değil, düzenli alışkanlıklar olduğunu vurguluyor.