Uzmanlara göre uzun vadeli sağlık ve sağlıklı yaşlanma için sürpriz bir belirleyici unsur var: Güç antrenmanı.

İyi yaşlanmak söz konusu olduğunda, dengeli beslenmek, düzenli yürüyüş yapmak ve sosyal ilişkileri sürdürmek genellikle ilk akla gelen öneriler arasında yer alıyor. Ancak uzmanlara göre, uzun vadeli sağlık ve sağlıklı yaşlanma açısından en az bu alışkanlıklar kadar belirleyici olan bir unsur bulunuyor: Güç antrenmanı.

Geçmişte ağırlık kaldırmak ve direnç egzersizleri daha çok vücut geliştiriciler, halterciler veya genç sporcularla ilişkilendirilirken son 20 yılda yapılan bilimsel araştırmalar bu algıyı kökten değiştirmiş durumda. Ağırlıklarla çalışmak ya da vücut ağırlığını kullanarak direnç oluşturmak, yaş ilerledikçe sağlığı korumanın en güçlü yollarından biri olarak öne çıkıyor. Buradaki hedef daha büyük kaslar ya da estetik görünüm değil kemik yapısını güçlendirmek, metabolizmayı aktif tutmak, düşme riskini azaltmak ve kronik hastalıklara karşı koruyucu bir zemin oluşturmak.

Kemikler sandığımızdan daha canlı

Kemikler genellikle sabit ve sert yapılar olarak düşünülse de, aslında son derece dinamik dokular. Üzerlerine uygulanan yük ve strese göre şekilleniyor; zorlandıklarında güçleniyor, zorlanmadıklarında ise zayıflıyorlar.

TIME’dan Lauryn Higgins’in haberine göre New York’ta görev yapan fizyoterapist ve Uresta adlı tıbbi ürün şirketinin danışmanı Kristen Lettenberger her squat, şınav ya da ağırlık kaldırma hareketinin iskelet sistemine kontrollü bir stres uyguladığını belirtiyor. Lettenberger’a göre bu stres kemik dokusuna “güçlen” sinyali gönderiyor ve yeni kemik dokusu oluşturan hücreleri aktive ediyor. Zaman içinde bu süreç kemik yoğunluğunun artmasına ve kemik yapısının güçlenmesine yol açıyor.

Kemik yoğunluğu genellikle 20’li yaşlarda en yüksek seviyesine ulaşıyor ve 30’lu yaşlardan itibaren düşüşe geçiyor. Bu düşüş başlangıçta yavaş ilerlese de hormon seviyelerindeki değişimlerle birlikte hızlanabiliyor. Lettenberger kemik kaybının hem kadınlarda hem erkeklerde görüldüğünü, ancak menopoz veya doğum sonrası erken dönem gibi östrojen seviyesinin düştüğü süreçlerde bu kaybın belirgin şekilde hızlandığını vurguluyor. Östrojen azalması kemik yoğunluğunu düşürüyor, bu da osteoporoz ve kemik kırığı riskini artırıyor.

Bu nedenle özellikle kadınlar için güç antrenmanı, yaşla birlikte ortaya çıkan bu değişimlere karşı etkili bir koruma aracı olarak görülüyor.

New Jersey’de Premier Orthopaedic Associates’te görev yapan ortopedik omurga cerrahı Dr. Rahul Shah da bu etkinin uzun süredir bilindiğini belirtiyor. Shah, eklemler ve kemikler artan yük ve kademeli zorlanmayla karşılaştığında kemik hücrelerinin bu strese yanıt verdiğini söylüyor.

Bu prensip 19. yüzyılda Alman ortopedist Dr. Julius Wolff tarafından tanımlanan ve kemik dokusunun maruz kaldığı yüke uyum sağlayarak yeniden şekillendiğini ifade eden Wolff Yasası ile açıklanıyor. Shah’a göre bu mekanizma yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan doğal kemik kaybına karşı önemli bir denge unsuru oluşturuyor.

Kaslar metabolizmanın temel taşı

Güç antrenmanının etkisi yalnızca kemiklerle sınırlı değil. Kas dokusu metabolik olarak aktif bir doku; yani kişi hareketsizken bile enerji harcıyor. Uzmanlar kasları, metabolizmayı sürekli çalışır hâlde tutan bir motor olarak tanımlıyor.

Lettenberger, kasların doğası gereği termojenik olduğunu ve dinlenme hâlindeyken bile kalori yaktığını söylüyor. Yağ dokusuna kıyasla kas, hem dinlenme sırasında hem de hareket hâlindeyken enerjiyi çok daha verimli kullanıyor. Bu da bazal metabolizma hızının -yani vücudun dinlenme hâlindeyken yaktığı enerji miktarının- daha yüksek olmasını sağlıyor.

NYU Langone Health bünyesindeki Kadın Spor Hekimliği Merkezi’nde görev yapan Dr. Lauren Borowski ise yaşla birlikte yalnızca kemik yoğunluğunun değil, kas kütlesinin de azaldığına dikkat çekiyor. Borowski, çoğu kişinin osteoporozu bildiğini ancak 40’lı yaşlardan itibaren başlayan ve “sarkopeni” olarak adlandırılan yağsız kas kütlesi kaybının farkında olmadığını belirtiyor.

Klinik gözlemler de bu tabloyu destekliyor. Borowski ve Lettenberger’a göre, daha fazla kas kütlesine sahip bireylerde insülin duyarlılığı ve glikoz metabolizması daha iyi oluyor. Bu durum, metabolik sendrom ve diyabet riskinin azalmasına katkı sağlıyor. Uzmanlar, kas kütlesini korumanın yalnızca fiziksel güçle değil, uzun vadeli metabolik sağlıkla da doğrudan ilişkili olduğunun altını çiziyor.

Ancak kas kütlesi yaşla birlikte doğal olarak azalıyor. Ortalama bir birey, 30’lu yaşlardan itibaren her on yılda kas kütlesinin yaklaşık yüzde 3 ila 8’ini kaybediyor. Bu kayıp yalnızca gücü azaltmakla kalmıyor; metabolizmayı yavaşlatıyor ve beslenme alışkanlıkları değişmese bile kilo alımını kolaylaştırıyor.

Denge, hareket özgürlüğü ve bağımsızlık

İleri yaşlarda sağlıkla ilgili en büyük endişelerden biri de düşmeler. Tek bir düşme, kemik kırıklarıyla sınırlı kalmayıp hareket özgürlüğünün kaybı ve uzun süreli sağlık sorunlarıyla sonuçlanabiliyor. Veriler, 65 yaş üzerindeki bireylerde düşmelerin yaralanmaya bağlı acil servis başvurularının başlıca nedeni olduğunu gösteriyor.

Lettenberger, düşmelerin çoğu zaman kas gücü ve denge zayıfladığında meydana geldiğini söylüyor. Özellikle tek bacakla yapılan direnç egzersizlerinin bacak, kalça ve merkez kaslarını güçlendirerek duruşu ve hareket kontrolünü desteklediğini belirtiyor.

Illinois’de Oak Park Tennis and Fitness Centre’da kişisel antrenör olarak çalışan ve 74 yaşında olan Tom Connolly ise dengenin yalnızca kas gücüyle ilgili olmadığını vurguluyor. Connolly’ye göre denge; beynin denge kaybını algılayan sinyallere ne kadar hızlı yanıt verdiği ve vücudun bu durumu telafi edecek güce sahip olmasıyla yakından ilişkili. Güç antrenmanı her iki mekanizmayı da destekliyor.

Uzmanlara göre bu iki faktörün birleşimi, basit bir sendeleme ile hayatı kalıcı şekilde etkileyen bir düşme arasındaki farkı belirleyebiliyor.

Uzun ömür ve kronik hastalık riski

Güç antrenmanı, yaşlanmayla birlikte sık görülen birçok kronik hastalığa karşı da koruyucu etki gösteriyor. Tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, demans ve bazı kanser türleri, hareketsizlikle ilişkilendirilen hastalıklar arasında yer alıyor.

Lettenberger, kas kütlesindeki artışın insülin kullanımını iyileştirdiğini, glikozun kandan hücrelere daha etkili biçimde taşınmasını sağladığını ve bunun kan şekeri kontrolüne katkıda bulunduğunu ifade ediyor. Bu mekanizma, Tip 2 diyabet riskini azaltabildiği gibi hastalığın yönetiminde de rol oynayabiliyor.

Florida’da görev yapan aile hekimi Dr. Chirag Panchal da kas dokusunun glikoz kullanımını artırmasının diyabetin önlenmesi ve kontrolünde temel faktörlerden biri olduğunu belirtiyor.

Araştırmalar ayrıca güç antrenmanının kalp sağlığını desteklediğini, yüksek tansiyon ve kolesterol gibi risk faktörlerini azalttığını ortaya koyuyor. Geniş kapsamlı çalışmalar, direnç egzersizleri ile bazı kanser türlerinde daha düşük risk arasında ilişki bulunduğunu gösteriyor. Kanıtlar, bu egzersizlerin kan akışını artırarak ve iltihabı azaltarak beyin sağlığını destekleyebileceğine, dolayısıyla demans riskini düşürebileceğine işaret ediyor. Güç antrenmanının, tüm nedenlere bağlı ölüm riskini yaklaşık yüzde 15 oranında azaltabildiği de belirtiliyor.

Uzmanlar, bu faydalar için spor salonunda en ağır ağırlıkları kaldırmanın ya da kendini aşırı zorlamanın gerekmediğini vurguluyor. Asıl önemli olan; düzenli egzersiz yapmak, gücü kademeli olarak artırmak ve bunu uzun yıllar sürdürülebilecek bir alışkanlığa dönüştürmek. Haftada birkaç gün yapılan kısa ama istikrarlı antrenmanlar bile kas kütlesi, metabolizma ve genel sağlık açısından anlamlı kazanımlar sağlayabiliyor.

Kristen Lettenberger, kemik sağlığının çoğu kişinin fark ettiğinden çok daha erken yaşlarda önem kazanması gerektiğini belirterek, “Kaslar, yaş ilerledikçe insanın kendisine verebileceği en değerli hediyelerden biri olabilir,” değerlendirmesinde bulunuyor.