Aziz İhsan Aktaş liderliğindeki çıkar amaçlı suç örgütü davasının dördüncü haftadaki duruşmasında Aktaş’ın oğlu Metin Aktaş savunma yaptı.

Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı “çıkar amaçlı suç örgütü”nün bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla 200 kişi hakkında açılan davaya 4. haftasında Silivri’de devam ediliyor.

Bugünkü oturumda aralarında Aziz İhsan Aktaş’ın en büyük çocuğu Metin Aktaş’ın da olduğu tutuksuz sanıklar savunma yaptı.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda görülen davanın 11. gününde tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile tarafların avukatları hazır bulundu.

Duruşmada ilk olarak “rüşvet vermek”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet” iddialarıyla yargılanan tutuksuz sanık Kıyaseddin Yağan dinlendi.

Yağan “Suç örgütüne üye olma suçlamasını kabul etmiyorum, tarafıma isnat edilen tüm suçlamaları reddediyorum. Üzerimdeki adli kontrollerin, şirketlerimin üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasını ve Diyarbakır’da ikamet ettiğim için duruşmalardan vareste tutulmayı talep ediyorum” dedi.

Ardından “suç örgütüne üye olma” iddiasıyla yargılanan Mehmet Büyükgüzel “Şu an karşınızda işimi yapmaktan dolayı yargılanıyorum. Suçsuzum, yargılama neticesinde beraatımı, adli kontrollerin kaldırılmasını ve duruşmalardan vareste tutulmamı talep ederim” dedi.

Duruşmada üçüncü olarak “ihaleye fesat karıştırma”, “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “suç örgütüne üye olma” iddialarıyla yargılanan, Aziz İhsan Aktaş’ın en büyük çocuğu Metin Aktaş kendisini savundu.

Suçlamaları reddeden Aktaş savunmasında şunları söyledi:

“13 Ocak 2025 tarihinde aile bireylerime ve bazı çalışma arkadaşlarıma yönelik yapılan operasyon neticesinde bugüne kadar yasal şekilde yürüttüğüm ticari faaliyetlerim nedeniyle örgüt üyesi olarak nitelendirildiğimi öğrendim. İddialara göre bu sözde örgütün liderleri babam, amcalarım, kuzenlerim, sınıf arkadaşlarım ve bazı çalışma arkadaşlarımdır.

Henüz olayın şaşkınlığını üzerimden atamamışken babamın tutuklanmasıyla birlikte bir gecede büyük bir sorumluluk omuzlarıma yüklenmiştir. Ailemin başına gelenleri anlamaya çalışırken diğer taraftan babamın, amcalarımın ve akrabalarımın yıllar boyunca emek vererek kurdukları şirketlerin iflasın eşiğine geldiğini gördüm. Personelin yaşadığı mağduriyetlere ve muhatap bulamamalarına bizzat tanık oldum.

Bu süreçte medyada yer alan birçok haberle şirketlerimizin ve ailemizin faaliyetleri sanki suç unsuruymuş gibi gösterilmiş, ailemin itibarı zedelenmiştir. Bu durum beni psikolojik olarak derinden etkilemiştir. Hakkımızda iftiralar atılmış, gerçek dışı iddialarla yıpratılmaya çalışılmıştır. Genç yaşımda bana ve aileme yöneltilen bu suçlamalar, hayatım boyunca unutamayacağım izler bırakmıştır… Aile bağlarının örgütsel bir yapı olarak değerlendirilmesini anlamam mümkün değildir. Akraba olmak, arkadaş çevresiyle görüşmek, ticari ilişkide bulunmak gibi hayatın olağan akışı içerisinde yer alan durumların hangi hukuk sisteminde örgütsel yapı sayıldığı belirsizdir.

Mevzuata göre bir örgütten söz edilebilmesi için, suç işlemek amacıyla bir araya gelmiş kişiler arasında hiyerarşik bir yapı ve emir-komuta zinciri bulunması gerekmektedir. Benim ve akrabalarım arasında, gelenek ve göreneklerimiz gereği büyüğe saygı ve küçüğe sevgi dışında böyle bir ilişki yoktur. Bu durum emir-komuta zinciri değildir… İddianamede söz edilen yapı bir örgüt değil, benim ailemdir. Örgüt lideri olarak gösterilen kişi ise babamdır. Hiçbir konuda kimseden emir veya talimat almadım, almam da.”