CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, “Dron tehdidi artık bir varsayım değildir. Ülkemizdedir, artmaktadır ve mücadele her geçen gün daha da zorlaşacaktır. Dron tehdidine karşı en etkili yaklaşım; mevzuat, denetim, güvenlik kapasitesi ve toplumsal bilinci birlikte ele alan bütüncül bir perspektif geliştirmektir. Aksi halde küçük ve görünmez bir hava aracı, beklenmedik anlarda büyük güvenlik sorunlarının tetikleyicisi hâline gelebilecektir” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu yaptığı yazılı açıklamada, insansız hava araçlarının son yıllarda yalnızca askeri operasyonların değil, iç güvenliğin, kritik altyapıların korunmasının ve toplumsal düzenin doğrudan bir parçası haline geldiğine dikkat çekti. Bağcıoğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Özellikle Ukrayna savaşı, düşük maliyetli sistemlerle yüksek etki üretilebildiğini ve drone teknolojisinin hızla yayıldığını açık biçimde ortaya koymuştur. Dronlar bugün keşif ve gözetlemeden ekonomik kesinti yaratmaya, psikolojik baskıdan doğrudan şiddet eylemlerine kadar geniş bir amaç yelpazesinde kullanılabilmektedir. Küçük, sessiz ve kolay erişilebilir olmaları, bu araçları yalnızca devletlerin değil; devlet dışı aktörlerin ve bireysel faillerin de kullanımına açık hâle getirmektedir. Bu durum, drone tehdidini klasik asayiş ihlallerinin ötesine taşıyarak hibrit ve asimetrik güvenlik risklerinin bir parçası hâline getirmektedir.
“Dron kaynaklı risklerin en zorlayıcı yönlerinden biri belirsizliktir”
Türkiye’de dron kullanımı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen kayıt, izin ve uçuş kısıtlamalarıyla düzenlenmektedir. 500 gram ve üstü dronlar için kayıt zorunluluğu, belirli bölgelerde uçuş izni gerekliliği ve stratejik alanlar üzerindeki yasaklar, hava sahası güvenliği için önemli bir çerçeve sunmaktadır. Ancak uluslararası örnekler, mevzuatın tek başına yeterli olmadığını; erken tespit, hızlı değerlendirme ve etkin koordinasyonun da en az onun kadar kritik olduğunu göstermektedir.
Dron kaynaklı risklerin en zorlayıcı yönlerinden biri belirsizliktir. Bir dronun kime ait olduğu ya da hangi amaçla uçurulduğu çoğu zaman anında tespit edilememekte, saldırı niteliği taşımayan faaliyetler dahi güvenlik riski ve kriz algısı yaratabilmektedir. Havalimanları çevresinde yaşanan ve uçuşların durdurulmasına yol açan vakalar bu belirsizliğin ekonomik ve psikolojik etkilerini açıkça göstermektedir.
Bu noktada toplumsal farkındalık dron tehdidine karşı en kritik unsurlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Vatandaşların rutin dışı veya sıra dışı dron faaliyetlerini fark ederek gecikmeden kolluk kuvvetlerine bildirmesi, erken uyarı zincirinin temel halkasını oluşturmaktadır. Uzun süre aynı bölgede dolaşan, alçak irtifada tekrarlayan güzergâhlarda uçan, kalabalık alanlar veya kritik tesisler üzerinde yoğunlaşan dronlar her zaman bir saldırı anlamına gelmeyebilir; ancak bu tür faaliyetlerin bildirilmesi, olası risklerin erkenden değerlendirilmesine imkân tanır. Buradaki amaç bireysel müdahale değil, yetkili kurumların durumu sağlıklı biçimde analiz edebilmesidir.
“Dron tehdidi kritik altyapılar açısından daha hassas bir boyut taşımaktadır”
Dron tehdidi özellikle kritik altyapılar açısından daha hassas bir boyut taşımaktadır. Enerji tesisleri, barajlar, limanlar, havaalanları, haberleşme altyapıları, veri merkezleri ve organize sanayi bölgelerinde güvenliğin yalnızca fiziki çevreyle sınırlı tutulması artık yeterli değildir. ABD Federal Havacılık İdaresi verilerine göre 2025 yılının ilk çeyreğinde ABD havalimanlarında 411 yasa dışı dron ihlali kaydedilmiş, bu sayı 2024’ün aynı dönemine göre yüzde 25’ten fazla artış göstermiştir.
Bu alanlarda hava sahası farkındalığının kuvvet ve tesis koruma planlarına entegre edilmesi, şüpheli dron faaliyetlerine ilişkin bildirim ve müdahale usullerinin önceden belirlenmesi, kuvvet korumaya yönelik teknik ve taktik tedbirlerin uygulanması ve bu tedbirleri destekleyecek uygun ekipman ile eğitim kapasitesine sahip olunması giderek zorunlu hale gelmektedir.
Bölgesel çatışmalardan çıkarılan önemli bir ders dron faaliyetlerinin her zaman açık ve büyük ölçekli operasyonlar şeklinde yürütülmediğidir. Devlet dışı aktörler veya bazı durumlarda devletlere bağlı unsurlar, ülke içinden düşük görünürlüklü ve örtülü faaliyetler yürütebilmekte; bu girişimler açık çatışma eşiğinin altında kalarak sınırlı ölçekte ancak yüksek psikolojik veya ekonomik etki yaratmayı hedefleyebilmektedir. Bu nedenle drone tehdidi, münferit ihlallerden ziyade hibrit güvenlik ortamının bir parçası olarak ele alınmalıdır.
“Dron tehdidi artık bir varsayım değildir”
Dron teknolojisi doğru ve yasal şekilde kullanıldığında tarım, sanayi, lojistik ve arama-kurtarma gibi alanlarda önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak sorumsuz veya kötü niyetli kullanımlar, kamu güvenliği ve kritik altyapıların sürekliliği açısından ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle drone meselesi yalnızca teknik veya idari bir konu değil; farkındalık, erken uyarı ve toplumsal sorumluluk meselesidir.
Sonuç olarak dron tehdidi artık bir varsayım değildir. Ülkemizdedir, artmaktadır ve mücadele her geçen gün daha da zorlaşacaktır. Dron tehdidine karşı en etkili yaklaşım; mevzuat, denetim, güvenlik kapasitesi ve toplumsal bilinci birlikte ele alan bütüncül bir perspektif geliştirmektir. Vatandaşların sıra dışı dron faaliyetlerine karşı duyarlı olması ve bunu yetkili birimlere bildirmesi, bu bütünün tamamlayıcı unsurlarından biridir. Aksi hâlde küçük ve görünmez bir hava aracı, beklenmedik anlarda büyük güvenlik sorunlarının tetikleyicisi hâline gelebilecektir.”