Parçalı ve tek parça
Biliyorsunuz, cezaevine girmemin nedeni, bir kamuoyu araştırması üzerine yaptığım değerlendirmeydi.
Daha sonra bu araştırmayı yaptırıp yayınlayan kurumun başkanı ile tanıştık, “Abi, senin içeri atılmana neden olan bizdik” diye tanıtmıştı kendini.
Gülmüştük.
Sürekli anketler yaptırdıkları için elinde önemli veriler vardı.
Bunlardan en ilgimi çeken şu oldu.
Yer yarılsa, gök delinse, Türkiye’de her şey kötü gitse, perişan olsak Cumhurbaşkanı Erdoğan başında olduğu sürece AK Parti’nin oyu yüzde 25’in altına düşmüyor.
Erdoğan’lı AK Parti’nin dip oyu yüzde 25.
Türkiye’nin 1. partisi konumundaki CHP’nin dip oyu ise yüzde 15. Yani her şey kötü gitse, belediyeler de başarısız olsa, en güçlü isimleri hapse tıkılsa bile CHP de yüzde 15’in altına düşmüyor. (Bunun tek istisnası, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yargı kararıyla CHP’nin başına geçirilmesi)
Görülen o ki, AK Parti bugün o dip noktaya en yakın olduğu dönemi yaşıyor.
En iyimser ankette de, en kötümser ankette de iktidar partisinin oyu, 2002 seçimlerinden de aşağıda.
Hatırlamayanlar için hatırlatmış olalım, o seçimde AK Parti yüzde 34,28, CHP ise yüzde 19,39 oy almışlar ancak diğer tüm partiler yüzde 10’luk barajın altında kaldığı için AK Parti TBMM’de Anayasa’yı bile değiştirecek bir çoğunluk elde etmiş, CHP ise tek başına muhalefeti temsil etmek zorunda kalmıştı.
Bugün en AK Partili anketçinin yaptığı ankette dahi AK Parti bu oy oranına ulaşamıyor.
Ancak yine de tüm bunlara rağmen hiç kimse “İlk seçimde AK Parti gider, iktidar değişir. Seçime girse bile Erdoğan kazanamaz” diyemiyor.
Önümde bir Cumhurbaşkanlığı seçim anketi var. Gizli bir anket değil.
Bu ankete göre Erdoğan hâlâ en güçlü aday.
Tüm adayların oy oranları şöyle:
Erdoğan: 37,9
Yavaş: 22,6
İmamoğlu: 16,2
Ö. Özel: 5,3
Demirtaş: 5
Dervişoğlu: 2
Özdağ: 1,4
Erbakan: 1,3
Ağıralioğlu: 1,1
Kararsız: 4,2
Diğer: 3
Buradan belli ki, Erdoğan’ın oyu AK Parti ve MHP’nin toplamı. Sağlam bir blok.
Muhalefette ise aynı durum yok.
Yavaş, İmamoğlu ve Özel’in toplamı yani CHP’nin olası adaylarının toplamı 44,1.
Erdoğan’dan hemen hemen 6 puan daha yüksek.
Peki, bu 44,1, bu üç isimden herhangi biri aday olursa bu oylar değişmeden kalabiliyor mu?
Orası çok net değil.
Daha geniş bir toplam yapmaya çalışmak da kolay değil ama deneyelim.
CHP adaylarının oyu Erdoğan’a kaymaz diyelim.
Gerisi nasıl olur?
Demirtaş’ın oyunun yarısını Erdoğan’a, yarısını muhalefetin adayına verelim.
İYİ Parti’nin oyunu muhalefetin adayına kaydıralım. Özdağ’ı da öyle yapalım.
Erbakan ve Ağıralioğlu’nun oylarının tamamına Erdoğan’ın tarafına yazalım.
Kararsızların yarısını Erdoğan’a, yarısını muhalefete verelim.
Diğerini de eşit bölüştürelim.
Muhalefetin adayı yüzde 53,6, Erdoğan’ın oyu yüzde 46,4 oluyor.
Ne var ki, siyasette işler böyle işlemiyor.
Hesap bu kadar basit olmuyor.
Evet, AK Parti tarihinin en zayıf döneminde ve yakın gelecekte yeniden güç kazanmasını sağlayacak bir gelişme olasılığı pek görünmüyor.
Ancak karşısında monoblok bir yapı olmadığı için hâlâ şansını koruyor.
Öyle olmazsa nasıl olur!
CHP’de Özgür Özel genel başkan seçildiği günden bu yana zaman zaman hatalar yapsa da hiç durmadan çalışıyor, koşturuyor.
Ancak ne yapsa seçmene veya CHP’nin partili partisiz entelijansiyasına yaranamıyor.
Yumuşama süreci yaptı, “Yumuşamakla olmaz” dediler.
Sertleşti. “Bu kadar sertleşmeseydin belediye başkanları tutuklanmazdı” dediler.
100 miting yaptı, “Nereye kadar miting yapacaksın. Seçmen yorulur” dediler. (Ben de dedim bunu)
Yarın mitingleri kesse “İşte nefesi kesildi” diyecekler.
Herkes Özgür Özel’i eleştiriyor, “Böyle olmaz” diyor.
Ancak ilginçtir.
Bir kişi “Böyle olmaz ama böyle olur” diyemiyor.
“Niye seçim zorlamıyorsun” diyor.
Sanki elinde güç olduğu halde seçimi yaptırmayan Özel’miş gibi.
Ama seçime nasıl zorlayacağını kimse söyleyemiyor.
Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Kardeşim şu koskoca parti grubunda Özgür Özel, Deniz Yavuzyılmaz, Suat Özçağdaş, Ali Gökçek hatta kimse kusura bakmasın Adnan Beker ve Cemal Enginyurt dışında kimse elle tutulur bir şey yapmıyor” demiyor.
Özgür Özel’e her şeyi söyleyeceğinize “CHP’de 50 milletvekili daha Özgür Özel’in şu bir yıllık performansının yarısını sergilese ne kadar çok şey değişir” diyemiyor.
Açık söyleyeyim dokunulmazlık zırhına güvenerek muhalif kanallarda bağırmak muhalefet yapmak sayılmaz.
Bu roketleri kim vuruyor, kimi koruyor?
Yanı başımızdaki savaş bir süre daha devam edecek gibi duruyor.
ABD anlaşmak istiyor, İran yüz vermiyor.
ABD masaya davet ediyor, İran senin şartlarınla olmaz, diyor.
Savaş sürüyor.
Karar savaşı olacak falan deniyor ama çok mümkün görünmüyor.
Amerika’dan taşıma askerle İran’la savaşamazsın.
Taliban’la savaşamadın, İran’la nasıl savaşabilirsin.
Bu savaştan bizim payımıza düşen ise arada bir üzerimizde vurulan İran menşeli olduğu iddia edilen roketler.
İran “Biz Türkiye’yi hedef almadık” diyor.
Ama bizim tepemizde ha babam de babam İran’a ait olduğu söylenen roketler, kim olduğunu net olarak öğrenemediğimiz birileri tarafından vuruluyor, parçaları bizim kentlerimize düşüyor.
Peki, biliyor muyuz bu roketler aslında nereye gidiyordu da bizim tepemizde vuruldu?
Acaba bizim tepemizde İsrail’i ve Kıbrıs Rum Kesimi’ndeki ABD üslerini hedef alan roketleri mi vuruyorlar?
Biz farkında olmadan İsrail’e kalkan mı oluyoruz?
Milleti TV8’e mahkum eden TRT
TV8 sayesinde futbolun en keyif anlarından biri olan sevinçleri göremedik.
Milli takım Dünya Kupası finallerine katılmaya hak kazanmış.
Futbolcular sevinecek, çılgınca eğlenecekler, sahada kutlamalar olacak.
Neredeyse iki yıl boyunca o sevinç anları için tekmeye kafa uzatılmış.
Ve biz bunları göremedik.
Ne son maçta ne de kazandığımız diğer maçlarda asla bu sevinçlere tanık olamadık. Bu sevinçleri paylaşamadık.
Niye?
Çünkü TV8 için önemli olan para kazanmaktı.
Bu en güzel anlarda 20 dakika aralıksız reklam yayınlandı. Milli sevinç paraya çevrildi.
Aslında tam Yeni Türkiye’ye uygun bir davranıştı belki de.
Bunun için Acun Ilıcalı’ya ya da TV8 yönetimine de kızmıyorum.
Onların da işi bu.
Para kazanmak, milli sevinçten ya da milli üzüntüden.
Fark etmez.
Benim kızdığım, bu maçları ülkenin resmî kanalında yayınlamayıp, bunu yayınlama işini TV8 gibi bir özel kanala bırakan.
Elektrik paramızdan, radyomuzdan, televizyonumuzdan, araç radyomuzdan, cep telefonumuzdan vergi alan, harç alan, bandrol parası alan TRT’den yalan dolan dolu tarihi dizilerle özel kanallarla rekabet etmesini değil, bu gibi milli meselelerde yayıncılık yapmasını ve bu sevinçleri bize aktarmasını bekliyoruz.
Çok mu?
Belli ki yeni Türkiye için çok!
NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
Anlamsız tekrarlarla kavramların içini boşaltmadığımız zaman.
***
Fatih Altaylı’nın bu yazısı önce yazarın kendi web sayfasında yayımlandı.
