İstanbul Üniversitesi tarafından diploması iptal edilen Ekrem İmamoğlu, İdare Mahkemesi'ne başvurup bu kararın iptalini istemişti. Bu konuda tek bir celse yapan İdare Mahkemesi, İmamoğlu'nun açtığı davayı reddetti, İmamoğlu'na diplomasını geri vermedi.

İstabul 5. İdare Mahkemesi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun iptal edilen üniversite diplomasını geri vermedi. İdare Mahkemesi, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal eden İstanbul Üniversitesi aleyhine açtığı davayı reddetti. İmamoğlu bu karara karşı istinafa ve Danıştay’a kadar gidebilecek. Mahkemenin kararına CHP’den tepki yağdı.

İstanbul 5. İdare Mahkemesinin kararında, dava konusu yatay geçişin yapıldığı tarihte Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yükseköğretim Kurumları Arasında Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin maddelerine yer verildi.

Kararda, şunlar kaydedildi:

“Bahsi geçen Yükseköğretim Kurumları Arasında Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin ilk hali ve sonraki yıllarda değişikliğe uğrayarak yatay geçişin yapıldığı tarihte mevcut olan halinde, yatay geçişlerin eş değer eğitim programları uygulayan yükseköğretim kurumları arasında yapılabileceği, geçişin üniversitece belirlenen ve kamuya ilan edilen kontenjan sayısıyla sınırlı olarak yapılacağı, geçiş başvuru sayısı üniversitece belirlenen ve kamuya ilan edilen kontenjanı aşmakta ise başarı sıralaması yapılarak en başarılı öğrenciden başlanarak geçişi kabul edilecek öğrencilerin belirleneceği, yabancı ülkelerdeki yükseköğretim kurumlarından yapılacak yatay geçişler için ayrılan kontenjan sayısının ise ülkemizdeki yükseköğretim kurumları arasındaki geçiş için ayrılan kontenjan sayısının 3’te 1’ini geçemeyeceği kurala bağlanmıştır.”

Danıştay Kararları ve Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararları ışığında dava konusu olaya ilişkin, kararda şunlar kaydedildi:

“Danıştay 8. Dairesinin muhtelif kararlarında zikredildiği üzere, hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum veya hukuki statü doğmuş ise, bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan halleri ile malül olması, kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hallerinde, idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde her zaman geri alınabileceği doktrin ve içtihatlarda kabul edilmektedir.”

Kararda, açık hataya yönelik yapılan inceleme ve irdelemede ise idare tarafından yapılan açık hatalı işlemlerde, hataların gözden kaçan, dikkatsizlik neticesinde (sehven) yapılan hatalar seviyesinde olmadığı belirtildi.

Aksine sayıca fazla olması, birbiri ardına yapılarak her hatanın bir diğeriyle uyumlu olacak şekilde süreklilik arz etmesi ve adeta belirli bir hedefin gerçekleşmesini temine yönelik yapılmış izlenimi doğurmasının dikkate değer olduğu kaydedilen kararda, açık hatalı işlemlerin yoğun ve yüksek düzeyde sakatlık halini içerdiğinin görüldüğü vurgulandı.

Kararda, davacı tarafından, mevzuata aykırı bu işlemler yapılmasaydı yabancı yükseköğretim kurumundan geçiş için ayrılması gereken 3 kişilik kontenjana gireceği iddia edildiği, davacı ile birlikte yatay geçiş yapan ve diploması iptal edilmeyen İ.H.M’nin 3,54, H.U’nun 2,75, İ.K’nin 2,63, davacının ise 2,50 not ortalamasına sahip olduğunun beyan edildiği, aksinin davacı yanca iddia ve ispat edilmediği, idarece yapılan bu tespite ve beyana göre başarı sıralaması yapılması halinde dahi davacının kontenjan dışında kaldığı kaydedildi.

“Girne Amerikan Üniversitesinden Türkiye’deki devlet üniversitelerine geçişin mümkün olmadığı biliniyordu”

Kararda, iyi niyete yönelik yapılan inceleme ve irdelemelere göre ise Girne Amerikan Üniversitesi kurucusu olan ve davacının referansları arasında yer alan Özalp Tozan tarafından verilen ifadede, söz konusu dönemde Girne Amerikan Üniversitesinin denkliğinin olmadığı, üniversitenin diploma veremeyeceği ve YÖK tarafından tanınmadığı, özel bir şirket tarafından kurulan Girne Amerikan Üniversitesinden Türkiye’de bulunan devlet üniversitesine geçişin mümkün olmadığı, bu hususların üniversiteler ve 1986 ile 1992 yılları arasında öğrenim gören öğrencileri tarafından bilinmekte olduğunun vurgulandığı aktarıldı.

Sonuç olarak, dava dosyasındaki bilgi, belge ve tespitlere göre davalı idare elemanlarınca, yatay geçiş sürecinde bilinçli, sistemli ve belirli bir organizasyon içerisinde hareket edilmesi nedeniyle ağır ve açık hukuka aykırılık hallerinin bulunduğu belirtilen kararda, şu ifadelere yer verildi:

“Yukarıda yer verilen tespitler neticesinde mahkememizce, davacının iyi niyetinin varlığından uzaklaşıldığı, yatay geçiş sürecindeki böylesine ağır hukuki sakatlık halleri ile hatalı durumların davacı tarafından bilinmiyor olmasının beklenemeyeceği ve hayatın olağan akışına uygun olmadığı, yatay geçiş sonrasında dahi idareyi aydınlatma noktasında gösterilmesi beklenen özenin ihmal edildiği, dolayısıyla açık hataya vücut veren söz konusu hukuka aykırılık hallerinin yoğunluğu, düzeyi ve niteliği ile geçiş süreci ve sonrasına dair iyi niyet ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmediği dikkate alındığında, açık hatalı şekilde yapılan yatay geçiş işlemi, yukarıda sözü edilen Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararları uyarınca süreye bağlı olmaksızın idarece her zaman geri alınabileceğinden, yatay geçiş işlemi ile yatay geçişe dayalı kazanımlardan olan mezuniyet ve diplomasının iptaline ilişkin dava konusu, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 18 Mart 2025 tarih ve 3/1 sayılı işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

Kararda, dava dilekçesi ile savunma dilekçesine karşı hazırlanan cevap dilekçelerinde, yatay geçiş işlemini Fakülte Yönetim Kurulu tesis ettiğinden, Üniversite Yönetim Kurulunun dava konusu işlemi tesis etmede yetkili olmadığı, İstanbul Üniversitesi bünyesinde Rektörlük emriyle teşekkül eden İnceleme Komisyonunun yetkin kişilerden oluşmadığı, dava konusu işlemi tesis eden Üniversite Yönetim Kurulunda İşletme Fakültesi Dekanının olmadığı, dava konusu işlem oy çokluğuyla alınmasına rağmen, işlemde oy birliğiyle alındığının belirtildiği, dava konusu işlemin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği iddialarının ileri sürüldüğü belirtildi.

Hukuken karşılanması gereken bahsi geçen iddialara binaen, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na kararda yer verildi.

Söz konusu kanunun 15. maddesinde üniversite yönetim kurulunun görevinin, fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurullarının kararlarına yapılacak itirazları inceleyerek kesin karara bağlamak olduğu, 18. maddesinde fakülte yönetim kurulunun görevinin ise öğrencilerin kabulü, ders intibakları ve çıkarılmaları ile eğitim-öğretim ve sınavlara ait işlemler hakkında karar vermek olduğu belirtilen kararda, üniversite yönetim kurulunun, fakülte yönetim kurulunun kararlarına karşı itiraz edilmesi üzerine kararların hukuka uygunluğunu inceleme yetkisi ve görevi olduğu, diğer bir deyişle üniversite yönetim kurulunun hiyerarşik bir mevkide bulunduğu vurgulandı.

Kararda, üniversite yönetim kurulunun ilgililerin başvurusu üzerine veya resen fakülte yönetim kurulu işlemini geri alma, kaldırma ve değiştirme yetkisine haiz olduğu, dolayısıyla dava konusu geri alma işleminde yatay geçiş işlemini tesis eden merci olan İşletme Fakültesi Yönetim Kurulunun münhasıran yetkili olmadığı ifade edildi.

Öğretide birçok yazarın bu yönde bir görüşe sahip olduğu gibi Danıştay 8. Dairesinin 11 Haziran 2002 tarihli kararının da bu doğrultuda olduğu vurgulanan kararda, yetki ve usulde paralellik ilkesinin ağır ve açık şekilde sakat olmayan iptale tabi idari işlemler için uygulama sahası bulabileceği belirtildi.

Kararda, açıklanan nedenlerle oy birliğiyle davanın reddine karar verildiği belirtildi.

Davanın geçmişi

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, idare mahkemesine başvurarak, İstanbul Üniversitesinin diploma iptaline ilişkin kararın iptalini ve bu arada kararının yürütmesinin de durdurulmasını istemişti.

İstanbul Nöbetçi İdare Mahkemesine sunulan dilekçede, İmamoğlu “davacı”, İstanbul Üniversitesi “davalı” olarak yer almıştı.

Dilekçede, İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından 18 Mart 2025’te alınan, İmamoğlu’nun yatay geçişinin, mezuniyetinin ve diplomasının iptaline yönelik kararın öncelikle yürütmesinin durdurularak iptali istenmişti. İşlemin yürütülmesi halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğurabileceğinden karşı tarafın savunmasının beklenmemesi veya savunma sürelerinin kısaltılması, gerekirse memur eliyle tebligat işlemlerinin yapılması talep edilen dilekçede, incelemenin duruşmalı yapılması talebinde bulunulmuştu.

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün yatay geçişe yönelik gazete ilanı, İmamoğlu’nun lise diploması ve üniversite notlarını içeren evrak, yatay geçiş belgeleri, ÖSYM kılavuzları, çeşitli akademisyenlerden alınan hukuki mütalaalar da dilekçeyle birlikte sunulmuştu.

Mahkeme, 25 Temmuz 2025’teki kararında, diplomasının iptal edilmesine karşı yürütmenin durdurulması talebini reddetmişti.

Diplomaya ilişkin ceza davası

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, İmamoğlu’nun üniversite diplomasının sahte olduğu gerekçesiyle hazırlanan iddianamede, 18 Eylül 2024’te Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının sahte olduğu iddiasıyla CİMER’e başvuruda bulunulduğu aktarılıyor.

Aynı iddiaya ilişkin 1 Ekim 2024’te savcılığa şikayet dilekçesi sunulduğu belirtilen iddianamede, söz konusu şikayetin ardından soruşturma başlatıldığı kaydediliyor.

İddianamede İmamoğlu’nun Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü ve İstanbul Üniversitesine geçiş yaptığı University College of Northern Cyprus’ın (UCNC) 1990’da Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) tarafından tanınan üniversitelerden biri olmadığı belirtiliyor.

İddianamede, yatay geçiş başvurularında bazı öğrencilerin listeden usulsüz olarak silinerek yine listeye yeni öğrencilerin eklendiği, 3 kişilik kontenjanı bulunan bölüme usulsüz olarak 54 kişinin alındığı kaydediliyor.

İstanbul Üniversitesinin, KKTC’deki eğitim kurumlarından sadece Doğu Akdeniz Üniversitesinin YÖK tarafından tanınmakta olduğunu bilmesine rağmen İmamoğlu’na ait öğrenci dosyasının incelenmesinde, gerçekte University College of Northern Cyprus adlı eğitim kurumuna kayıtlı olduğunun anlaşıldığı belirtilen iddianamede, İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesine yatay geçişi sırasında gerçeğe aykırı şekilde, öğrenci kütük defterine Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak kaydedildiğinin tespit edildiği aktarılıyor.

İmamoğlu’nun “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçundan 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, ayrıca işlemiş olduğu kasıtlı suç nedeniyle hapis cezasına mahkum edilmesi halinde Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 53. maddesinde yer alan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi de isteniyor.

İddianame kapsamında açılan dava, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesince görülüyor.

CHP’den tepkiler

İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı davanın reddine yönelik tepkiler peş peşe geldi.

CHP Sözcüsü Zeynel Emre, tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açılan davanın reddedilmesine gösterdi.

Emre, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “35 yıldır geçerli olan bir , Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklamasının ardından iptal edildi. İstanbul 5. İdare Mahkemesi, bu iptale karşı açılan davayı oy birliğiyle reddetti. 35 yıl boyunca susan idarenin neden tam bu açıklamadan sonra harekete geçtiği sorgulanmadı. Bu karar hukuki değil, siyasi bir operasyonun parçasıdır” ifadesini kullandı.

Gül Çiftçi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı açtığı davada mahkeme heyetinin, oybirliğiyle davanın reddine karar vermesine ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu.

Çiftçi, şunları kaydetti:

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açtığı davanın reddedilmesi, hukuk devletinin temel güvenceleri açısından tarihi bir kırılma anı niteliği taşımaktadır. Cumhurbaşkanlığı ön seçim sürecinin başlaması ve Sayın İmamoğlu’nun ülkemizin dört bir yanında yurttaşlarla buluşmasının ardından 35 yıldır geçerli olan diplomasının iptal edilme ve özgürlüğünden mahkum bırakılması bir darbe girişimidir. Eğitim hakkı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, demokratik anayasal düzenin temel sütunlarıdır. Bu sütunların siyasal hesaplarla sarsılması, yalnızca bir kişiye yönelik bir işlem değildir; halk iradesinin, seçme ve seçilme hakkının ve demokratik temsilin doğrudan hedef alınmasıdır. Karar, hukukun üstünlüğü yerine siyasi mühendisliğin belirleyici olduğu bir dönemin simge kararlarından biri olarak tarihe geçecek, kara bir leke olarak anılacaktır. Yılmıyoruz, geri adım atmıyoruz. Bu süreci kararlılıkla takip etmeye devam edeceğiz. Ne yaparsanız yapın; sandıkta, sokakta, siyasette ve tarihte yenileceksiniz. Ekrem İmamoğlu’nun yanındayız. Halk iradesinin, demokratik siyasetin ve adalet mücadelesinin tarafıyız.”

Gökhan Zeybek

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açılan davanın reddedilmesine tepki gösterdi.

Zeybek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaline karşı açtığı davanın reddedilmesi, ‘karşısına çıkıp yarışmaktan korkuyoruz’ demenin bir başka ifadesidir. Seçme ve seçilme hakkı doğrudan hedef alınmaktadır. Bu aldığınız kararların milletin gözünde zerre kadar değeri yoktur. O gün yakındır… son sözü yine ve her zaman olduğu gibi milleti söyleyecektir. Bu ülkenin geleceği mahkeme salonlarında değil, özgür iradenin tecelli ettiği sandıkta belirlenecektir” ifadesini kullandı.

Burhanettin Bulut

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı açtığı davada mahkeme heyetinin, oybirliğiyle davanın reddine karar vermesine ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden açıklamada bulundu.

Bulut, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diploma davasının reddi, adalet değil, açık bir siyasi operasyondur. Sandıkta kaybedeceğini bilenler, hukuku sopa gibi kullanıyor. Yargının, iktidarın siyasi rakiplerini eleme aparatına dönüştürüldüğü bir ülkede ne adaletten ne de demokrasiden söz edilebilir. Demokrasi tarihine utançla geçecek bu karar, millet iradesine karşı duyulan korkunun belgesi niteliğindedir.”

Murat Emir

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açılan davanın reddedilmesine tepki gösterdi.

Emir, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Korkaklar! Ekrem İmamoğlu’ndan, onun cesaretinden, sandıkta milletin iradesiyle yüzleşmekten ölesiye korkuyorsunuz! Biliyorsunuz ki o koltuklardan kalktığınız gün yaptığınız tüm hukuksuzluklarla tek tek yüzleşeceksiniz. Sırf bu korkuyla 35 yıl önceki tertemiz bir diplomaya, devletin kendi verdiği belgeye ‘sahte’ diyecek kadar küçüldünüz, kumpas kuracak kadar alçaldınız! Derdiniz diploma değil, derdiniz yaklaşan sonunuz! Korkunun ecele faydası yok. Gideceksiniz!” ifadesini kullandı.

Gökhan Günaydın

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açılan davanın reddedilmesine tepki gösterdi.

Günaydın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şu ifadeleri kullandı:

“Ekrem Başkan’ın diplomasının iptal işlemine karşı açtığı davada; asıl heyet, süreci hukuki olarak ortaya koymak üzere kurumlara müzekkere yazdı. Müzekkerelerin yanıtı gelmeden 3 kişilik heyetin 2 kişisi başka yerlere atandı. Nöbetçi heyet yürürlüğün durdurulması talebini reddederek geçici görevini tamamladı. Görevlendirilen son heyet İstanbul Üniversitesi avukatlarının savunmaları doğrultusunda davayı reddetti.

Ekrem Başkan 2014’te Beylikdüzü’nde, 2019’da 2 kez ve 2024’te 1 kez İstanbul’da, yalnızca Binali Yıldırım ve Murat Kurum’u değil; Tüm Bakanlar Kurulu’nu, İstanbul’a mitil atmaya gelenleri ve asıl olarak Erdoğan’ı yendi. Seni 4 kere yenmiş ve 5 inci kez yenecek olan rakibini faulle oyun dışına atarak seçim kazanamazsın. Yaşayacağız ve göreceğiz…”

Sezgin Tanrıkulu

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesine karşı açılan davanın reddedilmesine tepki gösterdi.

Tanrıkulu, şunları söyledi:

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun diplomasına ilişkin açılan davada, bugün 5. İdare Mahkemesi kararını açıkladı. Mahkeme, yapılan başvuruyu reddederek İstanbul Üniversitesi’nin diploma iptaline ilişkin işlemini hukuka uygun buldu ve onayladı. Bu kararın ne anlama geldiğini açıkça konuşmak zorundayız. Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için üniversite mezunu olma şartı vardır. Ekrem İmamoğlu’nun diploması, fiilen ve hukuken yalnızca Cumhurbaşkanlığı adaylığı açısından tartışma konusu yapılmıştır. Nitekim Ekrem İmamoğlu gözaltına alınmadan bir gün önce, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açık baskısı altında, yetkili makam olan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi bu yönde bir karar vermediği için, yetkisiz biçimde İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından diploma iptali kararı alınmıştır. Bu işlem başlı başına hukuka aykırıdır.

İdare hukukunda idari işlemlerin istikrarı, hukuki güvenlik hakkı ve kazanılmış haklar ilkesi vardır. Bu ilkeler, hukuk devletinin omurgasını oluşturur. Danıştay içtihatlarıyla ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla yıllar içinde yerleşmiş bu temel ilkeler, söz konusu kararla yok sayılmıştır. Bu karar, yalnızca bir kişiyi değil, herkesi güvencesiz hale getirmiştir. Bu karardan sonra, herhangi bir yurttaşın 10 yıl, 20 yıl, hatta 30 yıl önceki işlemlerinin yeniden tartışmaya açılmayacağının hiçbir güvencesi kalmamıştır. Ekrem İmamoğlu, yaklaşık 35 yıl önce Kıbrıs’ta öğrenciyken İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin Milliyet gazetesinde yayımladığı ilana başvurmuştur. İlanda belirtilen tüm koşulları yerine getirmiştir. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, üç kişilik bir jüri/komisyon oluşturmuş, bu komisyon başvuruları incelemiş ve Ekrem İmamoğlu’nun başvurusunun uygun olduğuna karar vermiştir. Ardından kaydı yapılmıştır.

Bir öğrencinin, devletin bir kurumunun -bir üniversitenin- yaptığı işleme güvenmekten başka ne yapması beklenebilir? Ekrem İmamoğlu, üniversitenin yaptığı bu işleme güvenmiştir. Eğitimini tamamlamış, derslerini başarıyla vermiş ve diplomasını almıştır. Bugün ise kendisine, “31 yıl sonra sen iyi niyetli değilsin, kötü niyetlisin” denilmektedir. Bir mahkeme heyeti, 35 yıl önce bir gencin iyi niyetli olup olmadığını nasıl sorgulayabilir? Nasıl onun yerine geçerek böyle bir hüküm kurabilir? Hukuk devletinin özü şudur: Devletin yaptığı işlemler askıda bırakılmaz, keyfi biçimde tartışmaya açılmaz. Eğer devlet kendi işlemlerini yıllar sonra geçersiz sayabiliyorsa, artık ortada bir hukuk devletinden söz edilemez.  Bu nedenle altını özellikle çizerek söylüyorum: Bu karar Ekrem İmamoğlu’yla ilgili bir karar değildir. Bu karar, bu Cumhuriyet’in hala bir hukuk devleti olup olmadığıyla ilgilidir. Ve bu kararla birlikte, hukuk devleti bir kez daha askıya alınmıştır.”