CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “35 yıl önceki diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin verdiği kâğıt, Tayyip Erdoğan’ın aleyhine bir sonuç doğuruyorsa onu korkutuyorsa hiçbirimizin diplomasının, hiçbirimizin evlilik cüzdanının, hiçbirimizin tapusunun, hiçbirimizin hesap cüzdanının anlamı yok. Hukuk güvencesi kalktı mı böyle olur. Tayyip Bey’in rakibi diye 35 sene önce adamın aldığı diploma iptal edilir mi?” dedi.
CHP lideri Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun diploma davasını takip etti. Dava çıkışında açıklamalarda bulunan Özel’in konuşmasından satır başları şöyle:
“Recep Tayyip Erdoğan ‘ben girdiğim her seçimi kazanıyorum’ diyerek ilerleyen Erdoğan 31 Mart sabahı uyandı, gece uyku uyuyamadı. Çünkü artık hiç seçim kaybetmeyen biri değildi, onu yenenler vardı. CHP 47 yıl sonra birinci parti oldu, AK Parti kurulduğundan beri ilk kez ikinci parti oldu. Ekrem İmamoğlu ise 4. kez Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği bir adayı yendi. Artık Türkiye’de siyaseten yenileyen bir kişi vardı, o da Erdoğan değildi. O gece kendi sesi uyutmadı; ‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’.
Siyasi birini tuttuğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na atadı, görevi belliydi. Akın akın gideceksin. Ekrem İmamoğlu’nun karşımda aday olmasına engel olacaksın. O da geldi buraya, ne yapabilir. Talimatla o kadar kararlıydı ki yolsuzluk davası açayım, terör davası açayım, belediyeyi elinden alayım hizmet edemesin. Erdoğan’ın diploması tartışma konusu ya, Ekrem’in de diplomasını tartışma konusu yapayım.
“İstanbul Üniversitesi’nin avukatları Ekrem Başkan’ı savundular”
Ya içeride konuşuldu, içeride iki tane sayın avukat var, İstanbul Üniversitesi’ni savunmaya gelmişler. Vallahi Ekrem Başkanı savundular ya. Helal olsun, Ekrem Başkanı savundular. Şimdi nasıl savunacaklar? Bu İstanbul Üniversitesi diyorsun ya… İstanbul Üniversitesi’ni savunayım derken, 35 yıl önceki İstanbul Üniversitesi’nde suç bulmaya çalışıp orayı karaladıkça, 19 yaşındaki masum Ekrem’e, ‘Ya kardeşim bu avukatlar doğru söylüyorsa, bu haksızlık yapılır mı bu 18 yaşındaki çocuğa’ diyorsun.
19 yaşındaki çocuk İstanbul Üniversitesi’nin ilanına bakmış, istenen bütün belgeleri toplamış, kibar kibar dilekçesini yazmış. İstenenden fazla evrakı da koymuş, götürmüş vermiş. Bir sürü dersini saymayıp sadece iki dersini saymışlar. Birinci sınıfı Kıbrıs’ta, 2., 3. ve 4. sınıfı burada, 22 fark dersi de vererek diploma vermişler.
O diplomayı ondan, bir alan herkes İstanbul Üniversitesi’nden… Şimdi avukatlar dedi ki, biz diyoruz ki; ‘Ya bir tek Ekrem Başkanın mı bu?’ E 28 kişinin daha iptal oldu. Onlardan birisi bir üniversitenin, fakültenin dekanı Galatasaray’da. E onun verdiği diplomalar ne olacak? Cevap yok. Şimdi dediler ki; ‘Sadece İşletme Fakültesi değil, üzülerek söylüyorum’ diyor avukat hanım, ‘başka fakültelerde de olmuş.’ Eyvah eyvah eyvah! Tıp Fakültesi olduysa ne olacak? 33 senedir ameliyat yapanlar var. Onları da mı iptal edeceksin? Aldığı apandisti iade mi edecek hastaya?
Ya böyle çılgınlık olur mu, delilik olur mu? Bu delilikle meşgulüz sabahtan beri ya. Sabahtan beri devletin 3 tane aslan gibi yetiştirdiği hakimi orada, mübaşir orada, jandarma kardeşim orada. Ben Genel Başkan oradayım, İl Başkanım orada, Büyükşehir Belediye Başkanvekilim orada. Bir delilikle meşgulüz ya! Bir deliliği dinliyoruz.
Orada da iki -hani aşağılamak için sakın yanlış anlaşılmasın- iki zavallı… Zavallı duruma düşersin bu işi savunmaya çalışırken. Orada iki masum, zavallı avukat İstanbul Üniversitesi’nin bugünkü yönetimini koruyayım derken, eski yönetimine vurdukça vuruyor. Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu üniversiteye vuruyorlar.1453’ten beri. Türkiye’nin bir zaman tek hukuk fakültesinin olduğu yere… Olacak iş değil yani.
Kardeşim sen savcısın ya, nasıl İstanbul Üniversitesi’ne talimat yazıyorsun?
Neyse, bu savcı gitmiş, ‘Bu diploma iptal edilsin’ demiş. İstanbul Üniversitesi’ne yazdığı yazı var. Diyor ki; ‘Bu diplomayı derhal iptal et.’ Kardeşim sen savcısın ya. Nasıl İstanbul Üniversitesi’ne talimat yazıyorsun? Açacaksan dava açarsın, suç duyurusunda bulunursun, suç duyurusu kabul edersin, resen harekete geçersin. Sen İstanbul Üniversitesi’ne diyor ki; ‘Bu diplomayı iptal et.’ Hayır, yargılama oldu da bir karar var da o olsa, yine senin işin değil.
Tayyip Erdoğan’ın işlerinden sorumlu İstanbul Başsavcısı, diplomayı iptal et diye yazmış ya. Diyor ki; ‘Bu diploma, YSK dahil -parantez içine yazmış- kullanılmaktadır.’ Bir kere hiç kullanılmadı daha. Cahil cühela adam, belediye başkanı olmak için üniversite diploması kullanmıyorsun. Milletvekili olmak için üniversite diplomasına ihtiyaç yok. Sadece Cumhurbaşkanlığı adaylığında var. Onun da daha başvurusunu yapmadık.
Diyor ki; ‘Bu diploma YSK dahil kurumlarda kullanılıyor. Önlenemeyecek kayıplar olur.’ Ne kaybolur? Erdoğan seçim kaybeder diyor. Açıkça söylüyor. Önlenemeyecek kayıplar… Açıkça söylemiş, yazmış oraya. ‘Ekrem İmamoğlu’nda bu diploma olursa aday olur, olursa da Erdoğan’ı yener, biz bunu önleyemeyiz’ diyor. Önleyin diye iptal yazmış.
Fakülte, dekanlık defalarca yazmış ‘iptal edilemez’ diye. Dekanın gırtlağına çökmüşler, istifa etmiş. Yerine dekan atamamışlar. Dekan atamadan önce de İstanbul Üniversitesi’nin yönetimini toplamışlar, orada da hukukçu yok. Bunlar ring seferi falan düzenleyecek görevleri var. Gitmişler diplomayı iptal etmişler.
“Böyle bir delilikle meşgulüz”
Böyle bir delilikle meşgulüz arkadaşlar, böyle bir delilikle meşgulüz. Ve öyle şeyler ki; teker teker Ekrem Başkanın her yaptığının doğru, üniversitenin yaptıklarının yanlış olduğunu, son aldıkları kararı alabileceklerini söylüyorlar ama sundukları bütün belgeler, bütün bilgiler bizi destekledi.
Bir de oraya şey bulmuşlar bir tane, mesela bir yazı, atlayarak okuyor. Çünkü orada diyor ki; ‘Danıştay’ diyor ‘bir kere’ diyor ‘şeyi kabul etti’ diyor, ‘üniversitenin yaptığı iptali kabul etti, neden fakülte yapmadı’ diyor. Danıştay orada şey demiş; ‘durumun özelliğinden ve yapılan soruşturma gereğince bu işlem olabilir’ demiş. Orayı atlıyor. Allah’tan baktık da arkadaşlar attılar kararı. Perişan haldeler.
Sundukları bütün belgeler, bütün bilgiler bizi destekliyor. İstanbul Üniversitesi’ni de rezil ettiler, Türkiye’yi de rezil ettiler. Utanç içindeyiz. Orada yakılan elektriğe yazık. Bir umudum var. O da şudur, hâkim bey kendisi salona hitaben ‘vicdanımızla, hukukun gereğine uygun olarak en ahlâki kararı vereceğiz’ dedi. Eğer bu gerçekse, vicdanın kırıntısı olanda 35 yıllık diplomayı iptal etmez kimse. Türkiye’de devleti kimse yok sayamaz.
“Hiçbirimizin diplomasının anlamı yok”
35 yıl önceki diplomayı iptal etmeye kalkıyorlar. İptal ediyorlar. Bundan sonraki süreçte de takip edeceğiz. Bu diploma iade olursa en doğrusu olur. Türkiye Cumhuriyeti devletinin verdiği kâğıt, Tayyip Erdoğan’ın aleyhine bir sonuç doğuruyorsa onu korkutuyorsa hiçbirimizin diplomasının, hiçbirimizin evlilik cüzdanının, hiçbirimizin tapusunun, hiçbirimizin hesap cüzdanının anlamı yok. Hukuk güvencesi kalktı mı böyle olur. Tayyip Bey’in rakibi diye 35 sene önce adamın aldığı diploma iptal edilir mi?
Bu dava nasıl yok hükmündeyse, bu savcının yaptıkları yok hükmündedir. Bizim önümüz açıktır, istikametimiz iktidardır. Tayyip Erdoğan’ı yeneceğiz, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını ne yaparsanız yapın yeneceğiz. Elimizden Tayyip Erdoğan’ı siyaseten hiç kimse alamaz. Çünkü kararı millet verecek. Millet böyle insafsız değil.”
Gazetecilerin, “Girişte bir, hem küçük salon krizi yaşandı, daha önce de yaşanmıştı. Hem de bir arbede çıktı, bazı müdahaleler oldu, kapı kısmında siz de içeriye girerken gördünüz aslında, ne yaşandı efendim?” sorusunu da yanıtlayan Özel, şunları söyledi:
“Birincisi, akıl almaz bir şekilde, bu duruşma kendi yerinde yapılabilirdi. Ekrem Bey’i alıp idare mahkemesine götürebilirlerdi. Yok Silivri’ye geleceğiz. Silivri kampüsünde görülen ilk idare davası. Olacak iş değil. Onu da bu kadar ilginin yoğun olduğu bir yerde en küçük salona koymuşlar. Maksat AK Parti’nin kara düzeni. Bu duruşmanın böyle görülmesini talimatlandırmış. Yoksa akılla olacak bir şey değil.
Siz de sıkıştınız, gazeteciler sıkıştı, aileler sıkıştı, avukatlar sıkıştı. Zorla girildiği içeriye, nefes alınmıyor. Sonra bu barikatlardan öteye kimseyi salmıyorlar. Çekmişler jandarmanın aracını, jandarma aracından 70 yaşında insanlara su sıkıyorlar. Arkadaşlarımız gidiyor, ‘yapmayın, etmeyin’ diyor. Orada, ya 70 yaşındaki o insana su sıkılır, yerlerde sürüklenir mi ya? Ne yapmaya gelmiş? Ekrem İmamoğlu’nun diploma davasına desteğe gelmiş 70 yaşında insanlara. O sırada, o sırada yerde sürüklenenler var, üzeri ıslananlar var, perişan olanlar var. İçerideki arbedede de bir kadının kaburgalarını kırdılar ve maalesef, maalesef Ayşegül Hanım, Doktor Ayşegül Hanım müdahale etti. 45 dakikadan fazla sedye beklendi. Arkadaşlar, dışarıda alınan tedbirlerden, dışarıdaki ambulanslar gelemediği için, salondaki sağlık görevlileri yerde sürüklenen ve kaburgaları kırılan kişiye müdahale için gitti. Sedye 45 dakikada geldi, şimdi Silivri Devlet Hastanesi’nde 4 tane milletvekilimiz de eşlik ediyor kendisinin tedavisine, tetkiklerine falan.
Bu sırada, bu sırada bu mesele olurken, bir milletvekilimizin, Genel Başkan Yardımcımızın, yapılan işe tepki için söylerken ağzından istemedik bir cümle çıkmış. Efendim jandarmamıza bunu dedi. Kimse jandarmaya öyle bir şey demez Cumhuriyet Halk Partisi’nde, demiyor. O su sıktıran zihniyete, kızgınlığından, 70 yaşındaki teyzenin burasına su vurunca, ‘yapma bunu’ derken ağzından bir şey çıkıyor. Jandarmaya söylendi diyorlarsa, aha Özgür Özel olarak o sorumluluğu ben alıyorum, o kelimeyi ben geri alıyorum, ben özür diliyorum. Ancak yapılan iş soruşturmaya tabi tutulmalıdır, o emri verenler ve o kanunsuz emri uygulayanlar hakkında da jandarmanın üstüne düşeni, Jandarma Genel Komutanlığı’nın yapması lazım. 70 yaşında, 80 yaşında kadına, amcaya, teyzeye, dedeye su sıkmak nedir ya? Su sıkmak nedir yani? Kaburgasını kırmak nedir ya? Olacak şey değil.
Böyle bir laf söylenmiş, bu jandarmaya söylenmiş… Öyle bir şey yok. O jandarma kendini buralara kimin sürüklediğini, bu emirleri kimin verdiğini, neler yapıldığını biliyor. Hepsi bizim canımız, ciğerimiz. Jandarmanın genelinden alınan varsa, ben özür diliyorum. Ama o emri veren ve o teyzeye o suyu sıkana da… Düşün be kardeşim; kendi annen var, baban var yani. Ne yapsın arkadaşlar? Telin ötesinden sıkıyor. Bir de… Şöyle oluyor: Su sıkıyor, arkadaşlar ‘yapma’ diyor, “sen karışma” diyor. “Dur biraz daha hızlı sıkayım” diyor, basıncı iki kata çıkarıyor. Olacak iş değil yani.”
