PKK’nın silah bırakma süreci için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak raporunu tamamladı.
Yedi başlık, 60 sayfadan oluşan raporda PKK lideri Abdullah Öcalan’a‘umut hakkı’ tanınmasıyla ilgili bir ibare yer almıyor. Fakat “İnfaz adaletinin sağlanması gerekmektedir” deniyor.
Toplantıda yapılan oylamada Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin ortak raporu kabul etti.
Oylamadan 47 kabul, iki çekimser, bir ret oyu çıktı.
AKP, CHP, MHP, DEM Parti ve diğer parti üyelerinden oluşan komisyon ortak raporu oy çokluğuyla kabul etti. Oylamadan 47 kabul, iki çekimser, bir ret oyu çıktı.
Hayır oylarından biri Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP).
TİP Milletvekili Ahmet Şık kararın gerekçesini “Anayasaya uymayanların dilek ve temennilerine karnımız tok” diye açıkladı.
Komisyonda kabul edilen raporun tam metni şöyle:
1 – KOMİSYON ÇALIŞMALARI
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuzda ele alınan “Terörsüz Türkiye” hedefi, esasında dönemsel bir söylem ya da konjonktürel bir hamle değil, devlet politikasıdır. Vatandaşlarımızın ortak geleceğini garanti altına alan bir yaklaşımın sonucudur. Daha önce de bu sorunun çözümü defaatle denenmiş fakat çeşitli nedenlerle sonuçlandırılamamıştır.
Geçmiş dönemlerde merhum Turgut ÖZAL’ın demokratikleşme ufkunu genişleten yaklaşımı, merhum Erdal İNÖNÜ’nün çözüm önerilerini sistematik bir çerçeveye kavuşturan bakış açısı, merhum Süleyman DEMİREL’in devlet tecrübesiyle yürütülen çözüm arayışları ve merhum Necmettin ERBAKAN’ın toplumsal bütünleşme ile adalet vurgusunu öne çıkaran siyasal perspektifi meselenin istişare alanını artırmış ve temas kanallarını açık tutmaya yönelik iradeyi diri tutmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanlığı döneminde özellikle 2009 ve 2013 yıllarındaki çözüm gayretlerinde yürütme organı merkezli inisiyatifler belirleyici olmuştur.
Ancak geçmiş teşebbüslerde geniş tabanlı dinleme zeminini ve nitelikli çoğunlukla ortak kanaat üretecek kurumsal bir Meclis mekanizmasını işletmek mümkün olamamıştır. Güvenlik iklimi, bölgesel kırılganlıklar ve toplumsal psikolojide biriken yük, kalıcı bir çerçeve metnin oluşmasını geciktirmiş; siyasal alanın çözüm iradesi, ortak bir denetim ve toplumsal sahiplenme mimarisiyle tahkim edilememiştir.
Gelinen aşamada, birikmiş tecrübeyi kurumsal akla dönüştüren ve millî iradenin gözetimini merkeze alan Meclis zemini, aranan bütünlüğün ve sürekliliğin taşıyıcı unsuru hâline gelmiştir. Siyaset bu konu ile ilgili ilk kez güçlü inisiyatif almış ve TBMM zemininde mesele bu seviyede sahiplenilmiştir. İlk defa sorunun çözümünde siyaset kurumu ve parlamento bu ölçüde devreye girmiştir.
Bilinmelidir ki şahit olduğumuz silah bırakma süreci asla bir pazarlığın sonucu değildir. Milletimizin huzura ve birliğe dair kararlılığının sonucudur ve yansımasıdır. Eğer terör ve şiddetin yüklediği ağır sorunlarla uğraşmamış olsaydık, eğer bütçemizin önemli bir bölümünü yıllarca terörle mücadeleye değil kalkınmaya ayırabilseydik; nice okulları, üniversiteleri ve hastaneleri çok daha önceleri inşa edebilirdik. Daha çok öğrenci daha nitelikli eğitimle buluşur, daha çok insanımız sağlık hizmetlerine daha kolay ve hızlı erişirdi.
Bugünlerde ulaş tığımız bu noktaya çok daha önceleri ulaşmamız mümkündü. Bugün iftihar ettiğimiz savunma teknolojimiz, kendi helikopterlerimiz, uydularımız, millî savunma sanayiinde geldiğimiz bu seviyeye belki çok daha erken zamanlarda ulaşabilirdik.
Tüm bu kayıpların ötesinde en ağır bedel şüphesiz ki canla ödenmiştir. Manevi kayıplar unutulmaz acılarımızdır. Her biri ayrı bir ailenin ocağına düşen şehitlerimizin, her biri bir ömrü feda eden gazilerimizin acısı her daim tazedir. Canları pahasına bu vatanı savunan tüm kahramanlar, sürecin manevi mimarlarıdır. Bu istikamette atacağımız her adımda, onların emanetine sadakatle bağlı kalacağımızı ilan ediyoruz. İnanıyoruz ki bu sürece katkı veren herkes, bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu göstermiştir ve gösterecektir.
1.1. Komisyon Kuruluşuna Giden Süreç
25–26 Ağustos 2024 tarihlerinde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN, Ahlat ve Malazgirt programlarında kardeşlik hukuku ve birlik vurgusunu öne çıkarmıştır. 30 Ağustos 2024’te Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Zafer Bayramı programı ve 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM Genel Kurulunda yaptığı yasama yılı açılış konuşmasında iç cepheyi tahkim etme yaklaşımını gündeme taşımıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız en başından itibaren verdiği destekle sürece en üst düzeyde sahip çıkılmasını ve sürecin devlet politikası hâline gelmesini sağlamıştır.
1 Ekim 2024 tarihinde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ, TBMM yasama yılı açılışı sonrasında DEM Parti sıralarına yönelerek parti düzenleme başlıklarını kamuoyuyla paylaşmıştır. Yöneticileri ve milletvekilleriyle temas kurmuştur. 22 Ekim 2024 tarihinde Sayın BAHÇELİ, TBMM Grup Toplantısı konuşmasında terör örgütünün kurucu lideri Abdullah ÖCALAN’a ilişkin çağrısını ve buna bağlı yasal düzenleme başlıklarını kamuoyuyla paylaşmıştır.
27 Şubat 2025’te ÖCALAN’ın örgütüne silah bırakma ve örgütün feshi yönündeki çağrısını içeren metin, DEM Parti Van Milletvekili Sayın Pervin BULDAN ve Sayın Ahmet TÜRK tarafından okunmuştur. Sayın BAHÇELİ, 18 Mayıs 2025 tarihinde yaptığı açıklamada; örgütün fesih kararıyla birlikte yeni bir aşamaya geçildiğini, ayrıca önümüzdeki dönemin yol haritasını belirlemek üzere TBMM’de temsil edilen tüm siyasi partilerin katılımıyla bir Komisyon kurulması gerektiğini ifade etmiştir. CHP Genel Başkanı Sayın Özgür ÖZEL, 20 Mayıs 2025 tarihinde yaptığı açıklamada Komisyon kurulması fikrini desteklediklerini beyan etmiştir. Ayrıca Yeni Yol Partisi Grubu Başkanı Sayın Bülent KAYA da Komisyon fikrine destek açıklaması yapmıştır.
11 Temmuz 2025 tarihinde Irak’ın Süleymaniye kentinde düzenlenen sembolik törende 30 PKK mensubu silahlarını yakmıştır.
1.2. Komisyonun Kurulması, Yapısı ve Çalışma Prensipleri
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; TBMM Başkanı Sayın Numan KURTULMUŞ’un siyasi partilerin liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından 25 Temmuz 2025 tarihinde Mecliste temsil edilen siyasi partilere yaptığı yazılı daveti takiben 5 Ağustos 2025 tarihinde çalışmalarına fiilen başlamıştır.
Kuruluş aşamasında, TBMM’de temsil edilen siyasi partilerden temsil oranlarıyla uyumlu şekilde üye bildiriminde bulunmaları istenmiş; 51 üyelik kompozisyon öngörüsü esas alınarak çoğulcu ve dengeli bir temsil düzeni oluşturulmuştur. Komisyona katılmama yönündeki kararını Başkanlığa bildiren bir parti dışındaki siyasi partiler tarafından üyeler görevlendirilmiş; oluşan boş kontenjanlar siyasi parti gruplarıyla yapılan istişareler neticesinde mevcut oranlar dikkate alınarak yeniden dağıtılmış ve ilave üye bildirimleriyle Komisyonun üye sayısı 51’e tamamlanmıştır. Meclisteki temsil tablosu dikkate alındığında, Komisyonun toplumsal temsili geniş bir zemine oturmuş; demokratik meşruiyet ve etkinlik açısından güçlü bir başlangıç imkânı doğmuştur.
Komisyon, yürüttüğü çalışmalar boyunca toplam 20 toplantı yapmıştır. Bu toplantılarda Adalet Bakanı Sayın Yılmaz TUNÇ, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur ÖZDEMİR GÖKTAŞ, Dışişleri Bakanı Sayın Hakan FİDAN, İçişleri Bakanı Sayın Ali YERLİKAYA, Millî Savunma Bakanı Sayın Yaşar GÜLER ile Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sayın İbrahim KALIN sunumlarını gerçekleştirmişlerdir. Şehit aileleri ve gaziler, Diyarbakır Anneleri, Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri, insan hakları örgütleri, baro başkan ları, önceki dönem Meclis başkanları, işçi ve memur sendikaları ile işveren temsilcileri, çatışma çözümü alanında çalışan akademisyenler, sivil toplum ve düşünce kuruluşları ile hukuk alanında faaliyet yürüten temsilciler, emekli güvenlik mensuplarının kurduğu dernekler ile gençlik ve kadın sivil toplum kuruluşları dinlenmiştir.
Bu kapsamda Komisyon, 137 kurum temsilcisi ve kişinin bilgi ve görüşüne başvurarak raporun hukuki, tarihî, sosyolojik, ekonomik ve psikolojik boyut larını besleyen geniş bir müktesebat sağlamıştır. Bu sayede Komisyon çalışmalarının mümkün olan en geniş mutabakatla rapora bağlanması, izleyen yasal adımlar için sağlam bir meşruiyet zemini oluşturmuş; millî dayanışma ve kardeşliğin inşasında toplumsal kabul tahkim edilmiştir.
1.3. Komisyonun Teşekkülünde Esas Alınan İlkeler
TBMM Başkanının Komisyona başkanlık etmesi, çalışmalara millî irade adına en üst düzeyde güçlü bir kurumsal sahiplik kazandıran temel unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Bu kurumsal sahiplik, çalışmanın yönünü TBMM çatısı altında tutan, uzlaşma zeminini genişleten ve raporun sonraki safhalarda yürütülecek yasal adımlara referans teşkil etme kapasitesini artıran temel unsurlardan biridir. Komisyon toplantıları TBMM Tören Salonu’nda gerçekleştirilmiştir. Çalışma disiplini, temsil kabiliyetiyle uyumlu bir katılımcılık ve istişare çizgisi üzerinden sürdürülmüştür.
Ayrıca çalışma raporunun hazırlanması aşamasında da Komisyon çalışmalarının genel prensiplerinden olan uzlaşma temelli anlayış ve yaklaşım esas alınmıştır. Komisyon; demokratik, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayışla çalışmıştır. Şeffaflık, temsil kabiliyetinin doğal sonucudur; temsil kabiliyeti ise şeffaflığın meşruiyet zeminidir. Millet, her adımı bilmeye ve her adımda gerçekleşeni öğrenmeye hak sahibidir. Toplantıların tutanaklar vasıtasıyla halka açık şekilde yürütülmesi ve kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmesi, süreç meşruiyetini güçlendiren temel unsurlardan biridir.
1.4. Komisyon Çalışmalarının Demokratik Olgunluğu
Dinlemelerin genişliği, tek bir açıya hapsolmayan bir idrak geliştirmiştir. Akademi, hukuk, siyaset, sivil toplum, kanaat önderleri, sahadan gelen tecrübeler ve kurumsal birikim bir arada değerlendirilmiş; her biri alınan kararların gerekçesini zenginleştiren bir kıymet olarak kayda geçirilmiştir.
Kararların nitelikli çoğunlukla alınması ilkesi, çoğulculuğun ve uzlaşma kültürünün kurumsal teminatı olarak görülmüştür. Milletin taleplerinin siyasal zeminde buluşması, kurumlar arası koordinasyonun sağlıklı yürütülmesi, istikrar ve huzur için elzemdir. Komisyonda sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu olan siyasi partiler değil, Mecliste temsil edilen diğer siyasi partilerin temsilcileri de görev almışlardır.
Komisyon çalışmalarında bu süreç her kesimden yurttaşın ortak geleceğini ilgilendiren bir beka meselesi olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla Komisyonumuz gerçek anlamda bir istişare organı olarak hareket etmiştir.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüksek temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve millî dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihî sorumluluğun ifadesidir.
1.5. Komisyonun Toplumsallaşmasının Önemi ve Önceliği
Komisyon çalışmaları, dışarıdan ithal edilmiş bir yöntemle, yabancı bir “göz”ün hakemliğinde ya da dış denetçilerin yönlendirmesiyle değil tamamen özgün ve millî bir perspektifle icra edilmiştir. Millî iradenin merkezi, Türk demokrasisinin kalbi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, milletvekillerinin sorumluluğu ve kamuoyunun bilgisi dâhilinde ilerletilen süreç, siyasetin çözüm üretme kapasitesini güçlendiren bir çalışma olarak önemli bir örnek teşkil etmiştir.
Komisyonun dinleme faaliyetleri, yöntem tercihi olmanın ötesinde siyasetin toplumu anlama ve ortak dil kurma sorumluluğunu güçlendiren bir işlev görmüştür. Gerçekleştirilen dinlemelerin genişliği, konuyu kavramayı derinleştirmiş, farklı kesimlerin taleplerini ve kaygılarını aynı zeminde görünür kılmış; bu sayede raporlamalar, müşterek kanaatleri ortaya çıkaran siyasal metin karakterine kavuşmuştur.
TBMM’nin temsil gücünden istifade edilmiştir. Dinlenen kesimlerin çeşitliliğine, toplantıların halka açıklığına ve kamuoyunun gözü önünde kararların nitelikli çoğunlukla alınmasına özen gösterilmiştir. Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici gücüyle ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazanmaktadır.
2 – KOMİSYONUN TEMEL HEDEFLERİ
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, terörün Türkiye’nin gündeminden bütünüyle çıkarılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, millî birlik ve kardeşliğin pekiştirilmesi ile özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında ilerleme sağlanması hedefleri etrafında teşekkül ettirilmiştir.
Komisyon; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çalışmalarını sürdürmüştür. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçe’nin resmî dil statüsü ve laik Cumhuriyet ilkesi ortak temel değerlerdir. Milletimizin tamamını kucaklayan, terörün sebep ve sonuçlarını ortaya koyan, toplumsal barış ve huzur için terörle mücadele kararlılığından taviz verilme den, hukukun üstünlüğü ilkesinden sapılmadan ve millî güvenlik kaygıları göz ardı edilmeden çerçeve metin hazırlanmıştır.
2.1. “Terörsüz Türkiye” Hedefi
Bu hedef tam manası ile başarıya ulaştığında, Komisyon çalışmalarımız tüm yönleriyle, “Türkiye Modeli” olarak literatüre geçecektir. Komisyonun çalışmaları, fesih ve örgütün silah bırakması yönünde oluşan kararın olgunlaşmasıyla birlikte, idari ve hukuki düzenlemelerin nasıl bir çerçeveye oturtulması gerektiği konusunu gündemine almıştır.
Silahlı terör örgütünün varlığının sona erdirilmesinin güvenilir biçimde tespiti ile birlikte eş zamanlı olarak kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve adalet duygusunun tahkimi gibi başlıca konular öncelikle ele alınacaktır.
Ülkemiz, iç cepheyi tahkim etme irademizi pekiştiren bölgesel ve küresel şartlarla karşı karşıyadır. Emperyal hesapların, vekâlet savaşlarının ve ayrıştırıcı senaryoların hedef aldığı coğrafyamızda millî dayanışmamız ve iç huzurumuz temel gücümüzdür. Bölgesel barışa katkı sunmak ve küresel adalet arayışında güvenilir siyaset üretmek stratejik istikametimizdir.
Komisyon; millet adına çözüme ulaştırılacak sorunların müzakeresi, üze rinde uzlaşılan teklif ve tavsiyelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmesi ve bahse konu süreçlere millet adına vaziyet etmek için görev yapmıştır. Komisyonumuz, on yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin yansımasıdır.
Attığımız her adım, bu kadim coğrafyada barış ve kardeşliği tahkim etmeye yönelik olacaktır. Bu çerçevede Terörsüz Türkiye, esasında terörsüz bir bölge demektir. Bu hedef, aynı zamanda bölgenin barış ve esenliğine odaklı bir vizyon olarak tezahür etmiştir. Komşu ülke sahalarında olsa da ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturan yapılanmaların varlığına müsaade edilmemesi Türkiye’nin güvenlik konseptinin temelini oluşturmaktadır. Bu açıdan sadece sınır içine odaklı bir güvenlik anlayışı yetersiz kalmaktadır.
Türk-Kürt ilişkilerinin güçlendirilmesi ve kardeşliğin sağlamlaştırılmasına yönelik her çaba, coğrafi ve tarihsel bir kader birliğinin somut tezahürü olarak değerlendirilmektedir. Nitekim bu kader birliği, yüzyıllara yayılan derin köklerden beslenen çok katmanlı bir ortaklıktan doğmaktadır.
Türklerin, Kürtlerin, Arapların ve bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikteliği ve dayanışmalarının tesisi bölgenin huzuru ve istikrarı için hayati bir zorunluluktur. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden kopartılan, aralarına tel örgüler çekilen halklar, artık yeniden birbirlerini daha yüksek sesle duymayı ve barış içinde yaşamayı hak etmektedir. Değişen küresel ve bölgesel şartlar, iç cepheyi tahkim etmeyi bir tercih olmaktan çıkarıp gereklilik hâline getirmiştir. Çatışmaların yayıldığı, kimliklere dayalı fay hatlarının kışkırtıldığı ve vekâlet düzeneklerinin devletleri içeriden zayıflatmayı hedeflediği bir dönemde, iç huzur ve demokratik bütünleşme, dış politika kapasitesinin de ana dayanağıdır.
2.2. Demokrasinin Güçlendirilmesi Hedefi
Meclisimiz, halkın sesi olmanın yanında, toplumsal barışın taşıyıcısı, kardeşliğin teminatı, çözümün meşru adresi olduğunu hatırlatma iradesidir. Siyasi hesaplarla, dar tanımlarla ve kalıplarla değil; cesaretle, vicdanla ve adaletle hareket etmenin adıdır. Örgütün kendisini feshederek silahların tamamen susturulmasıyla başlayan süreç, herhangi bir kişi, kurum ya da siyasi yapının değil, doğrudan doğruya aziz milletimizin meselesidir.
Uzun yıllar boyunca süren bu büyük problem, siyaseti ve devleti güvenlikçi reflekslerle hareket etmeye mecbur bırakmıştı. Güvenliğin yanı sıra özgürlüğün, eşitliğin, adaletin ve demokrasinin imkânlarını ve gücünü daha yüksek sesle konuşmanın zamanı gelmiştir.
2.3. Kalkınma ve Ekonomik Refah Artışı Hedefi
Cumhuriyet’imizin ilk asrında bir pranga olarak milletimizin ayağına vuru lan terör belasıyla mücadelemiz, değişen bölgesel ve küresel şartların etkisiyle iç cepheyi tahkim etme prensibiyle birleşerek yeni bir boyutta gayret göster meyi gerekli kılmıştır.
Terörsüz Türkiye’nin devlet politikası olmasıyla on yıllardır yaşanan terör ve çatışma sürecinin ülkemize maliyetinin yeniden hesaplanması gerekmiş tir. Bu maliyet, güvenlik harcamalarıyla sınırlı görülmemeli; üretim kaybı, ertelenen yatırımlar, artan risk primi, fırsat maliyeti ve bölgesel kalkınma farklarını derinleştiren dolaylı etkilerle birlikte ele alınmalıdır.
Konuya ilişkin farklı yöntemlerle yapılan hesaplamalar, kullanılan veri seti ve satın alma gücü paritesi gibi değişkenlere bağlı olarak rakamların değişe bildiğini göstermekle birlikte, ihtiyatlı bir çerçevede dahi sürecin ülkemize yıllık ortalama en az 140 milyar dolar, en çok 240 milyar dolar düzeyinde bir ekonomik değer kaybına sebep olduğuna işaret etmektedir. Daha ihtiyatlı bir varsayımla 100 milyar dolar kabul edilse bile her yıl tekrar eden bu yükün kalkınma kapasitesini daralttığı açıktır.
Bölgesel göstergeler de dolaylı maliyetin mahiyetini görünür kılmaktadır. Yapılan incelemelerde, bölgenin gayrisafi yurt içi hasılaya katkısının yüzde 5’in altında seyrettiği, ihracata katılımın yüzde 1,4 düzeyinde kaldığı, sanayileşme payının ülke geneline kıyasla yüzde 2,2 seviyesinde gerçekleştiği; organize sanayi altyapısı bulunsa dahi kimi illerde potansiyelin altında kalındığı tespit edilmektedir. Bu çerçeve, meselenin ekonomik ve sosyal kalkınma boyutlarını birlikte dikkate alan bütüncül bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır.
Komisyonun önemini anlamak, terör eylemlerinin yarım asır boyunca ülkemizin toplumsal enerjisini tüketen, kalkınma ufkunu daraltan ve vicdanı yoran bir engel olarak karşımıza çıktığını teslim etmek anlamına da gelmektedir. Yaşadıklarımızın maliyeti, bütçe kalemleriyle ölçülemez. Kaybedilen yıllar ve fırsatlar, geciken yatırımlar, aşınan sosyal bağlar, yıpranan güven duygusu ve en ağır bedel olarak can kayıpları, siyasetin üzerinde ağır bir yük oluştur muştur.
Bölgenin ekonomik gelişimini güçlendirmek amacıyla hazırlanan programların kararlılıkla uygulanmasına devam edilecektir. Bu programlar, kalıcı istihdam alanları oluşturmayı, vatandaşlarımızın yaşam standartlarını yükseltmeyi ve sosyal refahı yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Bilhassa gençlerimizin doğdukları topraklarda umutla yaşayabilecekleri, üretebilecekleri ve geleceklerini inşa edebilecekleri imkânların sağlanması bu yaklaşımın temel öncelikleri arasında yer almaktadır. Böylece göçü zorunlu kılan şartların ortadan kaldırılması ve bölgesel kalkınmanın sürdürülebilirliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
3 – TÜRK-KÜRT KARDEŞLİĞİNİN TARİHÎ KÖKLERİ VE KARDEŞLİK HUKUKU
Meselenin güvenlikle sınırlı bir alan olmanın ötesinde çok katmanlı ve çok yönlü olduğundan hareketle kalıcı çözüm, kök sebeplerin ortadan kaldırılma sına bağlıdır. Sadece ülkemizdeki Kürt vatandaşlarımızın değil, sınırlarımız dışında yaşayan Kürtlerin gönül bağının da Türkiye’ye doğru olduğu kabul edilmektedir. Ortak tarih, kültür ve medeniyet iddiamızın sonucu, kaçınılmaz şekilde huzura ve müşterek çıkarlara dayalı ortak gelecek irademizdir. Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri, kalıplara sığmayan bir sürekliliğe sahiptir.
Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan medeniyet havzasında kurulan şehirler, ticaret yolları, ilim merkezleri, vakıf geleneği ve yerel dayanışma ağları; farklı toplulukların birbirine eklemlenmesini sağlayan müşterek bir hayat düzeni üretmiştir. Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan devlet tecrübesi, güvenlik ve asayişi temin eden idari mekanizmalarla birlikte, örfi-hukuki teamüller üzerinden toplumsal düzeni tahkim etmiştir. Ortak pazarı, ortak emeği ve ortak sorumluluğu kuvvetlendirmiştir. Bu birikim, kardeşliğin; siyaseti, hukuku ve gündelik hayatı taşıyan bir müştereklik zemini olduğunu göstermektedir.
Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş ve kaderdaş halklardır. Tarihî sürekliliğin merkezinde yer alan kavram kardeşlik hukukudur. Bu yaklaşım, farklılıkları çatışma gerekçesine dönüştüren söylemlere kapı aralamayan; aksine farklılıkları ortak hayatın zenginliği olarak kabul eden bir toplumsal dengeyi hedeflemektedir.
Birlikte yaşama tecrübesi, ortak sevinçler ve acılar, toplumsal hafızamızda geçmişten ibaret kalmayacaktır. En güçlü şekilde ortak geleceğimizin imkânı ve dayanağı olacaktır. Birinin acısının diğerine huzur getirdiği bir anlayış bizim medeniyetimizde asla tutunamaz. Birlik ve bütünlük sağlanmadıkça da huzur gelmez; bu sebeple kardeşlik bağlarımız asli ilkemizdir. Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir.
Bölgemizde yaşayan toplulukları kalıcı biçimde yakınlaştıracak olan unsur yapay ittifaklar değil; coğrafyamızın derin tarihsel hafızasıdır. Uygarlığın doğduğu, medeniyetlerin iç içe geçtiği ve asırlarca geçiş alanı olmuş bu toprakların birikimi, ortak geleceğin kurucu zemini olacaktır. Sahip olduğumuz kültürel mirastan beslenen eşitlikçi, çoğulcu ve özgürlükçü değerler, bölgemize biçilmeye çalışılan istikrarsız ve karamsar geleceği boşa çıkarma gücüne sahiptir.
Toplumsal bütünlüğümüzü pekiştiren manevi ve kültürel müştereklerin güçlendirilmesi, planlı ve kapsayıcı programlarla desteklenmeye her zaman ihtiyaç duymaktadır. Ortak değerlerimizin aktarımını esas alan eğitim politikaları bu sürecin önemli bir ayağını oluşturmaktadır.
Sorunların kalıcı çözümü için eşitlik, demokratik katılım, yerel kalkınma, kültürel saygı ve sosyal adalet gibi alanlarda atılacak adımlar, kardeşliği güç lendiren ve ayrıştırıcı senaryoları boşa düşüren zeminleri üretecektir.
Nitekim gönül coğrafyamızdaki komşularımızın ve kardeş halkların yüzünü Türkiye’ye dönmesi; demokratik kapasitesi güçlü, kalkınma imkânları geniş, tarihî ve kültürel bağları derin ülkemizin artan çekim gücünü göstermektedir.
Yakın tarihimizde de kardeşliğimizin kurumsal ifadesi, Millî Mücadele yıllarında ve TBMM’nin kuruluş iradesinde belirginleşmiştir. İşgal şartlarında kurulan Meclis, farklı toplumsal kesimleri aynı siyasal hedefte buluşturan bir temsil zeminine dönüşmüş; ortak kader fikrini somutlaştıran bir millî irade tecrübesi üretmiştir.
Çanakkale’de, Sakarya’da ve Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bir arada yürüyen irade; güvenlik kaygıları ile hürriyet alanını birlikte düşünmeyi, adalet ve refahı ortak hedef hâline getirmeyi mümkün kılan siyasal aklı beslemiştir.
Türk-Kürt kardeşliğinin tarihî kökleri, bugünün çözüm arayışında TBMM zeminini güçlendiren, meşruiyet hattını derinleştiren ve ortak dil kurmayı kolaylaştıran bir dayanak olarak değerlendirilmektedir.
Siyasi partiler arasında, fayda üretmeyen polemikler yerine ortak sorumluluk bilinciyle hareket edilmesi ve milletin beklentilerine odaklanılması esastır. Millî Mücadele’nin tüm cephelerinde omuz omuza savaşanların torunlarıyız. Gayet açıktır ki Türk-Kürt-Arap kardeşliği coğrafyamızın asli kodudur. Kaderdaşlık, savaş meydanlarında, alın terinde, acıda ve umutta birlikte yürümektir.
Biliyoruz ki Selahaddin Eyyubi’yi, Nureddin Zengi’yi anlamadan bu toprakların hakikatini kavrayamayız. Sultan Alparslan ve Sultan Sencer’in yaptıklarının özünü kavramadan ise birlikte yürümenin anlamına ulaşamayız. Hepsi kendi çağlarında adaletin, kardeşliğin, dayanışmanın, paydaşlığın, sevinci ve tasayı ortaklaştırmanın, hülasa milletçe beraber yürümenin öncüleri, sembol olmuş büyük şahsiyetlerdi. Bugün de bizler, halkın tam içinden çıkan o akla yaslanarak, o millî irfanı kuşanarak, tarihi bugünün anlayışıyla yeniden yorumlamak ve geleceği bu iradeyle kurmak mecburiyetindeyiz.
Ortak Geçmişimiz Ortak Geleceğimizin Pusulasıdır.
Ortak gelecek hedefimiz, vatandaşlık bağını güçlendiren, toplumsal bütün leşmeyi kalıcılaştıran ve terörün açtığı yaraların kapanmasına imkân tanıyan uzun vadeli bir istikamet üretecektir. Bu hedef, kardeşliği soyut bir temenni olmaktan çıkarıp birlikte yaşama iradesini somut bir istikamet hâline getiren kurucu çerçevedir. Sahici karşılığı ise ortak geleceği taşıyacak ortak projeler üretmekten geçmektedir.
Ortak projeler; farklı kimlikleri ve toplumsal kesimleri aynı amaçta buluş turan, dayanışmayı görünür kılan ve güveni sağlamlaştıran çalışmalardır. Kar deşlik hukukunu görünür kılarak, terör ve şiddetin açtığı yaraları onarmanın yanında güçlü bir bütünleşme hattı üretmektedir.
Ortak projeler; kalkınma, eğitim, istihdam, yerel ekonomi, kültürel hayat, sosyal destek mekanizmaları, şehircilik ve müşterek kamusal hizmet kapa sitesi gibi alanlarda kapsayıcı ve ölçülebilir sonuç üreten programların aynı hedefe bağlanmasıdır. Kalkınmanın hızlandırılmasından eğitimin niteliğinin yükseltilmesine, yerel ekonominin güçlendirilmesinden sosyal politikaların derinleştirilmesine kadar geniş bir alanda, ortak geleceğin gündelik hayata temas eden tarafı güçlenecektir.
Ortak projeler kardeşlik bilincinin kurumsal ve toplumsal karşılığıdır. Bu projeler, provokasyonlara açık boşlukların daralmasına, kırılganlıkların yönetilebilir hâle gelmesine, toplumsal psikolojinin güçlenmesine ve barışın kalıcılaşmasına hizmet eden mekanizmayı oluşturacaktır.
Komisyonun dinleme ve müzakere sürecinde ortaya çıkan müşterek kanaatler, ortak gelecek hedefinin ortak projeler yoluyla sahiplenildiğinde daha geniş bir toplumsal kabul ürettiğini ve bütünleşmeyi hızlandırdığını teyit etmektedir. Böylelikle millî dayanışma, kardeşlik ve demokrasi hedefi, ortak gelecek fikrini büyüten, ortak projelerle tahkim edilen ve millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanan kalıcı bir toplumsal barış düzenine dönüşmektedir.
4 – KOMİSYONDA DİNLENEN KİŞİLERİN MUTABAKAT ALANLARI
Tutanaklara dayanan içerik analizi bulguları, silahların bırakılmasıyla kalıcı huzurun tesisi konusunda toplumun farklı kesimlerini buluşturan güçlü bir ortak zeminin varlığını doğrulamaktadır. Bu ortak zemin, farklı kesimlerin bir arada yaşama iradesi altında kardeşlik hukuku ve ortak acıyı ortak umuda ve gelecek hayaline dönüştürme yaklaşımı etrafında birleştiğini göstermektedir.
Kardeşlik hukuku, duygusal bir metafor alanıyla sınırlı bir söylem olarak görülmemekte; “Türkiye Modeli”nin topluma anlatımında güçlü bir kavram sal kaynak işlevi görmektedir. Bu çerçevede kardeşlik hukuku, eşitlik temelli vatandaşlık anlayışını besleyen; onuru ve haysiyeti koruyan dilin yerleşmesini, adalet duygusunun tahkim edilmesini, güvenin güçlenerek inşa edilmesini ve birlikte yaşam iradesinin kurumsal bir zemine bağlanmasını ifade etmektedir.
Ortak acı vurgusu ise acıların tek bir kesime ait olmadığına, toplumun geneline yayılan bir yükün paylaşıldığına ve tam da bu paydaşlık üzerinden kalıcı huzur ve barışın toplumsal zeminini güçlendiren bir duygu birliği üretilebildiğine işaret etmektedir.
Ortak zemin, ayrıca toplumsal rıza ve sürecin toplumca sahiplenilmesi konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu; katılımcılık, şeffaflık ve kapsayıcılık ilkelerinin siyaset kurumu, sivil toplum ve akademi çevrelerince güçlü biçimde desteklendiğini ortaya koymaktadır.
Dile getirilen görüşlerde öne çıkan bir diğer husus, sürecin sadece güvenlik ve örgütün tasfiyesi ekseninde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan bütüncül yaklaşımdır. Demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması ile ekonomik kalkınma boyutlarının birlikte düşünülmesi beklenmektedir.
Süreç boyunca sıklıkla işaret edilen bir diğer konu, hukuki düzenleme ihtiyacı, silah bırakma ve devamındaki sürecin yönetimi yanında hukuk devleti ve demokratikleşme başlıklarındaki talepler olmuştur.
Uluslararası ve bölgesel boyutun önemi, iç huzurun güçlenmesiyle bölgesel istikrarın desteklenmesi ve küresel adalet arayışında Türkiye’nin siyasal ağırlığının artması perspektifiyle, ortak zeminin tamamlayıcı unsuru olarak öne çıkmaktadır.
5- PKK’NIN KENDİSİNİ FESHETMESİ VE SİLAH BIRAKMASI
Fesih ve silah bırakmanın istihbarat-güvenlik birimlerince sınırlarımız dışındaki durumlar dâhil tespiti, kamuoyuna yapılan beyanlarla sınırlı bir alan değildir. Beyanların takip ve teyitle anlam kazanacağı aşikârdır.
Silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince tespiti, ölçülebilir kriterlerle icra edilecektir. Bu tespit, sahadaki doğrulama süreçleriyle desteklenerek kamu düzeni açısından öngörülebilirlik sağlanacaktır. Sınırlarımız dışındaki durumun tespiti, güvenlik yol haritasını tamamlayan bir zorunluluktur.
Tespit sonrası döneme ilişkin idari ve hukuki düzenlemeler, düzenlemelerin doğurabileceği boşlukları kapatacak bir çerçeveye ihtiyaç duymaktadır. Fesih ve silah bırakma yönünde atılan adımların sürat kazanması, hukuki düzenlemelerin de benzer süratle açıklık ve öngörülebilirlikle gerçekleştirilmesini gerektirmektedir. Toplumla uyum, çözüme dayalı siyasetin zorlu ama vazgeçilmez alanlarından biridir. Silahların susması, kırılganlıkların kendiliğinden onarılması anlamına gelmeyecektir.
Silahsız döneme geçenlerin topluma kazandırılması, adalet duygusunu zedelemeyen bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. Eğitim, istihdam, psikososyal destek, yerel kalkınma programları ve sivil toplumla iş birliği, bu sürecin ana hatlarını oluşturmaktadır. Sürecin en önemli hususiyetlerinden birisi, toplumsal psikolojinin başarılı bir şekilde yönetilmesidir. En başından itibaren “Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururunu” korumayı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir.
Çünkü biliyoruz ki; Kürt’ün onurunu korumayan bir dil, Türk’ün gururunu hiçe sayan bir söylem barışa değil, yeni kırılmalara neden olacaktır. Hedefimiz sadece asgari müştereklerde birleşmek değil, birlikte yaşamın azami zeminini güçlendirmektir. Maşerî vicdanı derinden etkileyen terör gerçeği göz ardı edilmeden, toplumun tüm kesimlerinin makul taleplerine karşılık verilmesi esas alınmaktadır.
6- SÜRECE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ
Komisyon raporu yasa yapım süreçlerine rehberlik edecek temel ilkeleri ortaya koymaktadır. Mevcut uygulamaların takibinde Meclis denetiminin yerini belirleyerek ve idarenin hareket alanını hukuka daha güçlü bağlayarak toplumsal güveni artıracaktır.
Meclisin gücü, tecrübesi ve temsil yapısı, provokasyonlara karşı en güçlü kalkanımızdır. İçeriden ve dışarıdan gelecek hamleleri bertaraf edecek en önemli unsur, çoğulcu demokratik yapımızdır. Bu yüzden, çalışmalarımıza sadece siyaset kurumu değil, toplumun bütün kesimleri de dâhil edilmiştir.
Mecliste görev yapan her bir milletvekilimiz, hangi partiden ve bölgeden olursa olsun milletimiz adına bu çalışmalara katıldıkları anlayışı ile hareket etmişlerdir. Komisyonun bir diğer önemli görevi, örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Millî dayanışma ve kardeşliğimizi pekiştirecek adımların atılmasını geniş katılımlı, temsil gücü yüksek, açık ve şeffaf bir istişare süreciyle temin etmektir.
Bu kapsamda Komisyonda yer alan siyasi partilerin değerlendirmeleri sonucunda aşağıdaki başlıklarda çalışmalar ve düzenlemeler yapma imkânı ortaya çıkmıştır. Siyasi partiler tarafından Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna sunulan raporlarda yer alan öneriler siyasi partilerin temsilcileriyle yapılan toplantılarda değerlendirilmiştir. Bu toplantılar ve değerlendirmeler neticesinde aşağıda yer alan önerilerde uzlaşılmıştır.
6.1. Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması
Süreçte en kritik eşik, PKK terör örgütünün tüm unsurlarıyla silah bırak tığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir.
Tespit ve teyit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması yalnızca silahlı örgüt tehdidinin sona erdiğinin ilanı ile sınırlı kalmayacak, aynı zamanda oluşan yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçirilmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edecektir.
Tespit ve teyit mekanizmasının, devletin ilgili kurumları arasındaki eş güdümle; objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir ölçütlere göre işlemesi gerekir.
Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ile silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır.
6.2. Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirecek Yasal Düzenlemeler
Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini temin etmek üzere, silah bırakmayla birlikte süreci ve sonrasını yönetecek, amaca özgülenmiş, müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil yasanın, sürecin sonuçlarını tümüyle ortadan kaldıracak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye edilmektedir.
Kanun; silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zemine çekilmesini amaçlamalıdır.
Bu doğrultuda kanun, örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayine yönelik olmamalıdır. Kanun, aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı bir şekilde toplumla bütünleşmesini de hedeflemelidir.
Kanun; kamu vicdanını ve toplumsal hassasiyetleri gözetmeli, kapsamı yorum yoluyla genişletilmeye müsait olmayacak şekilde net, bütüncül ve anla şılır olmalıdır.
6.3. Örgüt Mensuplarının Durumu
Yukarıda belirtilen müstakil ve geçici kanun ile birlikte ayrıca ceza ve infaz hukukunda yer alan hükümlerden istifade edilerek hazırlanacak bir düzenleme ile bahse konu kişiler hakkında tasarrufta bulunulabileceği ve ilgili kişiler hakkında mutlaka adli bir işlem yapılması gerektiği değerlendirilmektedir.
Yasal düzenlemeler, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır.
6.4. Toplumsal Bütünleşme
Yürütülen süreçte örgüt mensuplarının silahları bırakarak toplumsal düzene adapte olabilecek dönüşümü gerçekleştirmeleri hedeflenmelidir. Bu nedenle süreç, kişilerin toplumsal hayat içerisinde yaşamını idame ettirebilmesine yönelik tedbirleri içeren, kamu düzenine uyumuna ve toplumla bütünleşmesine yardımcı olacak hazırlık çalışmalarını kapsamalıdır.
Toplumsal bütünleşme sürecinin sağlıklı biçimde ilerlemesi, adalet ve eşitlik duygusunun toplumun tüm kesimlerinde kökleşmesine ve her bireyin ortak geleceğe eşit fırsatlarla dâhil olmasına dayanan kapsayıcı bir anlayışı ve buna yönelik politikaların belirlenmesini zorunlu kılmaktadır.
Toplumun uyum kapasitesinin artırılması açısından ekonomik ve sosyal imkânların geliştirilmesi öncelikler arasında yer almalıdır. Bu kapsamda, şimdiye kadar bölgeye yapılan yatırımlar ile ekonomik ve sosyal programların geliştirilerek, genişletilerek ve zenginleştirilerek uygulanmaya devam edilmesi beklenmektedir.
6.5. İzleme ve Raporlama Mekanizması
Kanunla, örgüt mensuplarının tabi olduğu sürecin izlenmesini ve raporlanmasını temin edecek, Yürütme içerisinde bir mekanizmanın oluşturulması gerekmektedir. Bu mekanizmanın tespit ve teyidi çerçevesinde, uygulamaların etkinliği ve hedefe ulaşma düzeyi denetlenmiş olacaktır. Böylece sürecin sağlıklı bir şekilde yürüyüp yürümediği gözlemlenecek ve gerekli tedbirler zaman kaybetmeksizin alınabilecektir. Bu çerçevede, kamuoyunun her aşamada bilgilendirilmesi de sağlanmış olacaktır.
Kanunla Yürütmeye verilecek çerçevesi belirlenmiş yetki kapsamında, kamu kurum ve kuruluşları arasında eş güdüm sağlanması ve bu suretle sürecin etkin bir şekilde yürütülmesi temin edilmelidir.
Bu husus sürecin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların ikincil düzenlemelerle somutlaştırılması, yetki karmaşasının önlenmesi ve idari uygulamada yeknesaklığın sağlanması bakımından gerekli görülmektedir. Yürütme tarafından bu konuda hazırlanacak raporların TBMM’ye sunulması gerekli görülmektedir.
6.6. Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması
Yürütülen süreçte görev alanlar, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun toplantılarına iştirak edip görüş, öneri ve değerlendirmelerde bulunanlar ile Komisyon çalışmalarında yer alanlar ve görevlilerin faaliyetlerinin yasal güvenceye kavuşturulması önerilmektedir.
7 – DEMOKRATİKLEŞME İLE İLGİLİ ÖNERİLER
Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesi amacıyla atılması gereken adımlar konusunda önerilerde bulunmak Komisyonumuzun başlıca görevlerindendir.
Güvenli bir toplumsal ve siyasal ortam; demokrasinin eksiksiz işleyebilmesi ve standartlarının yükseltilmesi ile kurumsallaşmasının ön koşuludur. Keza demokrasi, özü gereği fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alanın varlığını gerektirir. Silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemler siyasal tartışmayı işlevsiz hâle getirdiği gibi sorunların demokratik zeminde tartışılarak çözülmesini de zorlaştırır. Bu nedenle hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edile bildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu yaklaşım, toplumsal bütünlüğün korunması ve güçlendirilmesi açısından da belirleyici bir rol oynamaktadır. Ancak, bu çerçevede toplumsal bütünlüğün güçlendirilmesi bireylerin tek tip düşünce ve kimlikler etrafında şekillendirilmesi anlamına gelmemektedir. Ortak demokratik değerler zemininde farklı görüşlerin bir arada var olabildiği, çoğulculuğun korunarak siyasal rekabetin sürdürüldüğü bir yapıda toplumsal bütünlük güçlenir. Söz konusu anlayış, farklılıkların çatışma unsuru değil, toplumsal çeşitliliğin doğal bir parçası olarak kabul edildiği; düşüncelerin barışçıl yöntemlerle ifade edildiği ve siyasal katılımın şiddetin reddedilerek gerçekleştirildiği bir demokratik perspektifi ifade etmektedir.
Komisyona sundukları raporlarında “bütünleşme” ya da “entegrasyon” kanunu önerilerine de yer veren siyasi partiler, eş zamanlı olarak demokratikleşmeye yönelik adımlarla birlikte sağlıklı bir çözümün ortaya çıkabileceğine işaret etmişlerdir. Bu doğrultuda Komisyonumuz aşağıdaki başlıklarda önerilerde bulunmaktadır.
7.1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) Kararları
Anayasa’mıza göre Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağladığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Türkiye’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmiş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını icra etme oranı yaklaşık %90’dır. Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kararları icra etme oranı ise yaklaşık %80’dir.
Bu yüksek orana rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olma niteliğini perçinleme hususunda AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyulmasının önemi de ortadadır.
AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır. Kararlara uyumun sağlanması çerçevesinde, idarenin işlemlerinden ve yargının işleyişinden kaynaklanan engellerin kaldırılması önerilmektedir.
7.2. Yargılama ve İnfaza İlişkin Düzenlemeler
• İnfaz mevzuatının AİHM ve AYM içtihatları ile tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilerek infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması önerilmektedir.
• Özellikle mahkûmların infaz süreçlerinin, koşullu salıverilme şartları ile infaz süreleri de dâhil olmak üzere ceza hukukunun evrensel ilkeleri kapsamında daha adil, daha eşitlikçi ve daha bütüncül bir yaklaşımla ele alınması düşünülmelidir.
• Hasta ve yaşlı tutuklu ve hükümlüler için yaşam hakkının her hakkın önünde olduğu gerçeği göz önüne alınarak, infaz ertelemesi müessesesi değerlendirilmelidir.
• Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının yapısı ve karar süreçleri, uygu lamadaki aksaklıklar tespit edilerek gözden geçirilmelidir.
• Hukukun evrensel ilkeleri çerçevesinde ve AİHM ile AYM’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, tutuksuz yargılamanın tüm yargısal süreçlerde esas alınmasına özen gösterilmelidir. Kanundaki tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu ilkesine uygun biçimde mevzuat gözden geçirilmelidir.
7.3. Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler
• Doğuştan gelen, dokunulamaz ve devredilemez nitelikteki, insan onurunun vazgeçilmez bir parçası olan temel hak ve özgürlüklerin tam ve eksiksiz kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması hedefiyle mevzuat gözden geçirilmelidir.
• Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun hak ve özgürlükleri genişletecek ve hakkın özünü muhafaza edecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.
• Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu, etkinliği artırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
• Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli ve ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalıdır.
• Bu bağlamda, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.
• Şiddet çağrısı, nefret söylemi ve terör propagandasıyla etkin mücadele sürdürülürken, hukuki sınırlar içinde kalan her türlü eleştiri, itiraz ve talebin demokratik yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak korunduğunu gözetmek ve temin etmek maksadıyla; basın ve yayınla ilgili kanunlar gözden geçirilmelidir.
• Haberleşme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Bu hükme bağlı olarak uygulamada basın özgürlüğünü sınırlayıcı sonuçlar doğuran yasalar hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde yeniden ele alınmalıdır.
• Şeffaflık, demokratik katılım, parti içi demokrasi, çoğulculuk ve temsilde adalet ilkeleri doğrultusunda; Anayasa’nın 79’uncu maddesi çerçevesinde genel yargısal süreçler ile seçim yargısının belirlilik ve kanunilik ilkelerine uygun şekilde düzenlenmesi amacıyla yeni bir Siyasi Partiler Kanunu ile yeni seçim kanunlarının siyasi partilerin uzlaşısı ile hazırlanması önerilmektedir.
• Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partilerin kurumsal kimliklerinin korunması esas alınarak eksik ve yanlış uygulamalar gözden geçirilmelidir.
• Siyasi Etik Kanunu’nun hazırlanması önerilmektedir.
7.4. Yerel Yönetimler
• Demokratik siyaset zeminini güçlendirmek amacıyla idari sistemin “daha demokratik ve hukuki standardı daha yüksek” bir şekilde organize edilmesi mümkündür.
• Anayasa’dan kaynaklanan idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun olarak kullanılması; başkanın kanunda yer alan sebeplerle görevden el çektirilmesi durumunda sadece belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi önerilmektedir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; Meclisin temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve millî iradenin denetim imkânlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur.
Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yön teminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir.
Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, toplumla uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır.
Siyasetin görevi, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktır.
Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, “Türkiye Modeli”nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir.
Bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde büyük zorlukları aşarak kardeşlik temelinde kurulan Cumhuriyet’imiz, ikinci asrının başlangıcında toplumsal barış ve huzur iklimini tam manasıyla temin edecektir. Bu istikamette yüce Meclisimizin çatısı altında gerçekleştirilecek çalışmalar kararlılıkla sürdürülecek ve milletimizin aydınlık bir geleceğe ulaşması sağlanacaktır.
Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkâr edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir.
Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir. Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi, millî bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır.
Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir.
Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve hâlinde dikkatlere sunmaktadır. Bundan sonraki safhada, tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır.
Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz, millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli, meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir.
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren raporumuz, yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine saygıyla sunulmaktadır.
DEM Parti’den komisyon raporuna ‘terör’ şerhi
DEM Parti İmralı Süreci’ne ilişkin komisyon raporuna “terör” kavramlarının kullanılmasına itiraz ederek şerh düştü. Parti sürecin “Terörsüz Türkiye” değil “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırılması gerektiğini savundu. Kürt meselesinin terörle tanımlanamayacağını söyleyen DEM rapor dilinin tek taraflı olduğunu anadil ve demokratikleşme temelinde ele alınmasını istedi.
DEM Parti İmralı Süreci kapsamında hazırlanan komisyonun ortak raporuna ‘evet’ oyu vereceğini açıklasa da “şerh” düştüğünü açıkladı.
Her siyasi partinin itirazlarının da kayda geçirilip rapor eki olarak yer alacağı öğrenildi. DEM Parti bu şartla rapora “evet” oyu kullanma kararı aldı.
DEM Parti raporun hazırlık sürecinde uzlaşı için yapıcı bir tutum sergilediklerini vurguladı.
DEM Parti açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
“Ortak Rapor Taslağının hazırlık sürecinde DEM Parti olarak ısrarla uzlaşma zeminini zorladığımızın, bunun için yapıcı bir rol üstlenmek konusunda özenli hareket ettiğimizin bilinmesini isteriz.”
Parti raporun özellikle “SÜRECE İLİŞKİN YASAL DÜZENLEME ÖNERİLERİ” ve “DEMOKRATİKLEŞME İLE İLGİLİ ÖNERİLER” başlıklarının yol gösterici olabileceğini belirterek sürece katkı sunmaya devam edeceklerini ifade etti.
DEM Parti “Terörsüz süreci”, “terör örgütü” ve “terör belası” gibi ifadelerin uygun olmadığını savundu.
Sürecin adının “Terörsüz Türkiye” olarak tanımlanmasına karşı çıkan parti mevcut süreci “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrıya ismini veren Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak tanımladığını ifade etti.
Açıklamada “Kürt meselesi ‘terör’ kavramıyla anılamaz” denerek sorunun siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve arihsel boyutları olan bir hak ve özgürlükler meselesi olduğu vurgulandı.
Kürtlerin yaşadığı acıların tek taraflı tarif edilmesinin “kabul edilemez” olduğu belirtilerek, ortak geleceğin acıların ortaklaştırılmasıyla mümkün olacağı DEM Parti tarafından ifade edildi.
DEM Parti raporda “terör örgütü” kavramının kullanılmasına da karşı çıkarak “Tüm bu gerekçelerle ‘Kürt halkı ve Kürt meselesi vardır’ diyen milyonlara karşı sorumluluğumuz ve saygımız gereği ‘terör örgütü’ kavramının Ortak Rapor Taslağında kullanılmasını doğru bulmuyoruz” dedi.
Açıklamada ayrıca, anadil hakkının temel ve devredilemez bir insan hakkı olduğu vurgulanarak, başta Kürtçe olmak üzere anadil üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması ve çok dillilikle barışılması gerektiği ifade edildi:
“Komisyon Ortak Rapor Taslağının “Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Düzenlemeler” başlığı altında “Doğuştan gelen dokunulamaz ve devredilemez…” hakların başta anadili hakkı ve kimlik/kültür hakları gibi insanlık değerlerini ve evrensel hakları içerdiğini özellikle belirtmek isteriz.
Anadili, yalnızca bir iletişim aracı değil; düşünme biçimini, öğrenme süreçlerini, duygulanım dünyasını ve toplumsal aidiyet hissini belirleyen kurucu bir unsurdur. Türkiye’de farklı dil ve kültüre sahip milyonlarca insanın, başta Kürtçe olmak üzere anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin, uygulamaların ve kamusal engellerin ortadan kaldırılması ve çok dillilik ile barışılması gerekmektedir”
DEM Parti, raporun dilinin tek taraflı olmaması gerektiğini belirterek şu değerlendirmeyle açıklamayı tamamladı:
“Barış, sadece sonuç değil; yöntemin ve dilin kendisidir aynı zamanda. Unutmayalım ki, dil kırılgansa, sonuç da kırılgan olma ihtimalini barındırır.”
DEM Parti Öcalan’ın mesajını paylaştı
Meclis’te Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin ortak raporu kabul etmesi sırasında DEM Parti de Öcalan’ın mesajını paylaştı.
İmralı Komisyonu üyesi Mithat Sancar’ın da bir gün önce özetlediği mesajda sürecin ‘Kürtlerin inkarı ve isyanını sona erdirme süreci’ olduğunu belirten PKK lideri yasal düzenlemeye dikkat çekti.
Öcalan’ın mesajı özetle şöyle:
“Geride bıraktığımız süreç, öz itibariyle şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır.
TBMM komisyon raporunun temel toplumsal gerçeklerle uyumlu olması gerekir. Sürecin bundan sonraki ilerleyişinde komisyon raporunun bu niteliği son derece önemli olacaktır. ‘Terörü tasfiye’ mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder.
Barış ve Demokratik Toplum süreci, kendini sürekli yeniden değerlendiren, strateji ve taktiğini belirleyen bir süreçtir. Ben, bu toplantımızı demokratik entegrasyona bir giriş toplantısı olarak değerlendiriyorum.
Bu cumhuriyet kesinlikle Kürtsüz inşa edilmedi. Bunu inkâr edenler, her gün sivri ve tahripkar bir dille her sözü söylüyorlar. Cumhuriyetin mayasında, temelinde Kürtler de vardır. Sonrasındaki hukuksal metinlerin Kürtleri dışlaması, Kürtlüğü ve Kürtçeyi yasaklaması inkârı ve isyanı üretmiştir. İçinde bulunduğumuz süreç, inkârı ve isyanı sona erdirme sürecidir. Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz.
‘Cumhuriyetle bütünleşmenin mimarisi yasasız ve ilkesiz olmaz’
Uygun çağdaşlık ölçüleri temelinde ve rasyonalitesi olan bir şekilde cumhuriyetle bütünleşeceğiz. Bunun bir mimarisinin olması gerek. Kürt varlığının inkâr edilmemesi, mimarinin kurulması anlamına gelmez. Mimari, yasasız ve ilkesiz olmaz. Meseleyi birkaç ceza hukuku maddesi değişikliğine indirgemek de doğru olmaz. Bu mimarinin ana unsurları, yani entegrasyonun temel ilkeleri 27 Şubat bildirgesinde var. Bu bir siyasi programdır.
Bir vatandaşlık tanımı meselesi var. Vatandaşlık, devletle kurulan bağı ifade eder. Vatandaşlık; etnisiteye, dile, inanca, düşünce sistemine bakılmaksızın devletle bağlılığı anlatır. Mesela sosyalist mi, kapitalist mi, Müslüman mı, Hıristiyan mı, Kürt mü, Arap mı fark etmez. Hepsi devlete vatandaş olabilir.”
