Hazine ve Maliye Bakanlığı KÂŞİF’in sahte belge düzenleyen ve haksız iade talep eden mükellefleri hızlı ve doğru şekilde tespit edebildiğini belirtti.  Program uygulamaya geçer geçmez sahte belge düzenleme riski yüksek mükelleflere ilişkin aynı gün içinde önemli tespitlerde bulunuyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı hafta başında yaptığı açıklamada sahte faturayla mücadele için yeni yapay zekâ destekli analiz uygulaması KÂŞİF’in devreye alındığını belirtti. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın teknoloji birimi GİB Teknoloji ve TÜBİTAK Yapay Zekâ Enstitüsü tarafından geliştirilen KÂŞİF, 4 milyon mükellefin verilerini günlük olarak analiz ediyor.

Sahte belge alanında risk analiz programları 15 yıldır kullanılıyor

KURGAN ve KÂŞİF gibi programlar son dönemde gündemimizi daha fazla meşgul etmiş olsa da GİB kural tabanlı risk analiz programlarını 2010 yılından beri kullanıyor. Alanda kullanılmaya başlanılan ilk program KDV İadesi Risk Analiz Sistemi (KDVİRA), KDV iade kontrollerini otomatik olarak yaparak, iade talebini sonuçlandıracak olan vergi dairesine rapor ediyor. Bu sistem ile eş zamanlı olarak hayata geçen Sahte Belge Risk Analiz Programı (SARP), KDVİRA ile bütünleşik olarak çalışarak, iade talebinin gerçek bir alıma dayanıp dayanmadığını belirlemek için kullanılıyor.

Daha sonraki bir aşamada hayata geçen, bir başka kural tabanlı bir risk analiz sistemi Riskli İade Takip Analiz Programı (RİTAP), KDVİRA’nın bir ileri aşaması olarak tanımlanabilir. Sistem, KDV iadesinde sahte belgeye dayalı bir organizasyon olup olmadığı, haksız bir iade yapılıp yapılmadığı gibi hususları kontrol ediyor.

Sistemler sadece KDV alanı ile sınırlı değil. 2014 yılında KDVİRA’nın gelir kurumlar vergisi versiyonu olarak tanımlanabilecek, gelir ve kurumlar vergisinden talep edilen iadeleri denetleyen GEKSİS hayata geçti. Yaklaşık 2018’de ise ÖTV’deki iade süreçlerini dijitalleştiren ÖTV İRA devreye girdi.

“Kural tabanlı” programlardan yapay zekâya geçiş

KÂŞİF kural tabanlı programlardan yapay zekâya geçişi simgelediği için önemli bir adım. Kural tabanlı programlar, kendilerine tariflenen farklı senaryoları tespit etmek ve buna göre işlem tesis etmek üzerine kurulu. Örneğin, mükelleflerin sahte belge alanındaki risklerini saptamak için kullanılan SARP “herhangi bir alım yapmadığı halde düzenli satış yapan işletmelere 5 puan yaz”, “hiç çalışanı olmadığı halde her gün yüklü miktarda fatura kesen işletmelere 3 puan yaz” gibi, kendisine yüklenmiş olan kurallar silsilesine uygun olarak ilerliyor.

Yapay zekâ sistemlerinin işleyişi ise daha farklı. Sistemin kendisi mükellefin davranışları, beyannamesindeki tutarı, kimlerden mal aldığı, o mal aldığı kişilerin vergi ödeyip ödemediği, makine tesisatının olup olmadığı, çalışanının olup olmadığı gibi yüzlerce parametreyi inceleyebiliyor ve gerektiğinde bu parametreleri güncelleyebiliyor. Diğer bir anlatımla, sisteme herhangi bir kural verilmiyor, sistem kendisi karar alabiliyor.

Mükellef verileri ve daha önceden kullanılan programların çıktıları önem taşıyor

Yapay zekâ sistemlerinin etkin bir şekilde işleyebilmesi, sistemlerde kullanılan verinin kalitesi ile doğru orantılı. 200’ü aşkın kurumla veri paylaşım protokolü olan GİB’in elinde ciddi miktarda mali veri olduğu biliniyor. Bu verilerin bazıları, örneğin fatura bilgileri, sisteme günlük olarak düşüyor. Başka kurumlardan gelen bu kaliteli veri, yapılan analizin doğruluk oranını arttırıyor. 2010’dan itibaren kullanılan sistemlerin çıktıları da yapay zekânın eğitilmesi ve yönlendirilmesi açısından oldukça kıymetli.

“Hızlı” ve “doğru” tahmin

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada KÂŞİF’in sahte belge düzenleyen ve haksız iade talep eden mükellefleri hızlı ve doğru şekilde tespit edebildiği belirtiliyor. Programın uygulamaya geçer geçmez sahte belge düzenleme riski yüksek mükelleflere ilişkin aynı gün içinde önemli tespitlerde bulunduğu, örneğin faaliyet alanı toptan ticaret olan ve hiçbir alımı bulunmadan mükellefiyet tesis ettirdiği gün 3 farklı fatura düzenleyen mükellefi tespit ettiğinin altı çiziliyor.

Sahte belge alanında hızlı hareket etmek son derece önemli. Bu hususun altı geçtiğimiz aylarda KURGAN uygulamasını hayata geçiren Vergi Denetim Kurulu tarafından da çizilmişti. Fakat, sahte belge gibi ceza yargılamasına sebebiyet verecek suçlarda süratin felakete dönüşmemesi de oldukça önemli.

Sürat felakete dönüşmesin

Sahte belge düzenlemenin veya kullanmanın tek ciddi sonucu hapis cezası değil. Bu fiillerin işlenmesi mükellefiyetin terkin ettirilmesi, iadelerin yapılmaması, teşvik belgelerinin iptal edilmesi gibi önemli ekonomik yükleri de beraberinde getiriyor. Yapay zekâ sistemleri tarafından sahte belge düzenlediği “tespit edilen” işletmenin ticari ilişki içerisinde olduğu işletmelere giden yazılar, söz konusu işletmenin ticari hayatına önemli bir darbe vurabiliyor. Sistemin tespitlerinin doğruluk oranı %99 dahi olsa, hatalı tespitten etkilenen %1 mükellef için bu hatanın sonuçları oldukça ağır.

Sahte belge sorununu çözmek önemli bir hedef, fakat anayasal ilkelerden üstün değil. Gereğinden hızlı hareket etmek masumiyet karinesi ve mülkiyet hakkı gibi en temel hakların ihlaline yol açabilir. Bu nedenle yapay zekâ sisteminin kullanımına ilişkin usul ve esasların ivedilikle ve detaylı şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Aslında bu düzenlemelerin KÂŞİF “keşfe çıkmadan” yapılması gerekirdi…