31 Ocak, İstanbul
Bugün, yıllar önce yazmış olduğum Sokrates metinlerini yayınlamaya başladık 10Haber’de. Hava yağmurlu, kapalı. Doorstep her zamanki sakinliğinde. Neredeyse çalışanlar dışında tanıdığım hiç kimse yok. Artık bana ait olmayan bir yere dönüştü burası. Sanırım eski müdavimler başka yerleri tercih etmeye başladı. Ben de Berlin’e gitmeyi özledim. Nereye gideceğimi bilmiyorum. Dün gece alkolü biraz fazla kaçırdığım için öğlen bire kadar uyudum. Güne yazık oldu. Akşam da DasDas’ta programımız var Levent’le. Akşam onun Yunanlı misafirleriyle birlikte Lucca Cem’deydik. Belki birlikte iş yapacaklar, ben de müzik olarak adlandırılan gürültüye tahammül ederek kötü yemekler yedim ve bir sürü şarap içtim. Sonra aniden kalkıp eve döndüm. Canım sıkkın. Hayatı ne yapacağıma karar veremiyorum bir türlü. Oğluma üzülüyorum ama yardım edebilip edemeyeceğimden emin değilim. Onun bu kadar özelini burada yazdığımı bilse kızar. Haklı da.
Ian Rankin’in güzel bir romanını okuyorum. Kararmış içimi daha da kararttı yazdıkları. Çok da memnunum karanlıktan. İskoçya’yı tanıyorum Rankin’in romanlarını okuyunca. İskoç insanının doğasını. Benim de polisiyelerde yapabilmeyi başarmam gereken şey bu olmalı. Türkiye’nin ruhunu yansıtabilmek. Türk insanının doğasını anlatabilmek. Ana konu polisiyenin kendisi değil, bu olmalı. Katman katman bir roman.
Üzgünüm ama yazmak zorundayım. Kadınların, en azından İstanbul’daki kadınların kalkık burunlarından, kalın dudaklarından ve sarı saçlarından gına geldi.
6 Şubat, İstanbul
Bugün sevgili Deniz Yüce Başarır’ın ‘Ben Okurum’ programı için Storytel’deydim. Alberto Moravia’nın bence başyapıtı olan, Türkçeye ‘Düzen Adamı’ olarak çevrilen ‘Konformist’ romanını konuştuk. Sonrasında Deniz’in eşi Başar (Başarır), sanırım Hikmet (Hükümernoğlu) filan rakı-balık yapacaktık ama benim Çiğdem’in konserine gitmem gerekiyordu. O nedenle bu yemek iptal oldu. Türkçenin iki güzide yazarıyla birkaç saat geçirme ve edebiyat dünyası dedikodusu yapma fırsatını tepmiş oldum ama çocuklarımın annesinin konserine gitmesem de ciddi bir sorunla karşı karşıya kalabilirdim. Bu nedenle stratejik davranmayı seçtim elbette.
Binswanger psikiyatri tarihindeki en uzun vaka raporları hazırlayan psikiyatrist. Freud kadar çok vaka öyküsü var ve Freud’dan çok daha ayrıntılı bu öyküler. Psikoanalitik olmaktan daha çok hastanın varoluşuna, ama egzistensine değil de Dasein’ına odaklanan bir felsefi yaklaşımla kaleme alınan öyküler bunlar. Heidegger’in Daseinanaliz kuramını psikiyatri anlayışının temeli yaptıktan sonra kaleme aldığı vaka öyküleri çok daha ilginç. Bunlardan birisi ‘Ellen West’ vakası. O öyküyü bir roman gibi yazabilmeyi ne kadar isterdim.
Son zamanlarda aklımda bir sürü roman konusu dönüp dolaşıyor. Acaba becerebilecek miyim? 60’ından sonra azanı teneşir paklar derler. Ne kadar yazabilirim ki daha? Belki haddimi bilip köşeme çekilmeliyim. Ama Irving Yalom 90’ında hâlâ yazıyor. Ben de bir gün otobiyografimi yazmaya cesaret edebilir miyim acaba? İki tane çocuğum varken zor.
Yazmak bir zorlantı haline gelmeye başladı.
7 Şubat, İstanbul
Bugün Ankara yolcusuyum yine. Gazi Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği bir kongrede yarın ‘Klinik Felsefe’ üzerine bir konuşmam var. Yarın akşam dönüyorum.
Bu arada dün gece Çiğdem’in konseri muhteşemdi. Yağmur’la birlikte sahne alsalar ne kadar güzel olur.
Deniz Yüce Başarır’la yaptığımız ‘Düzen Adamı’ sohbetinden memnun kaldım. Felsefi bir perspektiften bakabildiğimi düşünüyorum. Sohbetin tamamını dinlediğimde olmuş mu anlayacağız. Deniz de memnundu gibi. Belki sadece naziktir, bilemem.
Günün süsü Küçük İskender’den: -gidecektin, mecburdun, hepsi gibi- / affını diledin. // mayıstı. Mecburdum / seni o yüzden bağışladım!
