Sokrates’e göre bir insan ahlâklı olmak, doğru davranmak için önce bunun bilgisine ulaşmalıdır. Yani Sokrates’e göre doğru davranış için doğru bilgi şarttır; doğru bilgiye sahip olduğunda bir insanın doğru davranmaması mümkün değildir. Bilgi insanın sahip olduğu en büyük güçtür ve duygulara yenik düşmesi imkansızdır (Platon, Protagoras).
İşte maalesef burada toplumsal ve bireysel şemalar, temel inançlar ve çocuklukta, geçmişte yaşananların erişkin hayata etkileri devreye giriyor. Hırsızlığın, dolandırıcılığın, kolay yoldan zengin olmanın toplum tarafından hoş görüldüğü, bırakın hoş görülmesini teşvik edildiği bir ortamda insanın dürüst kalmasının, kötüyü değil iyiyi seçmesinin aptalca ve toplumsal normlara uymadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kişinin kendi geçmişinden getirdiği güvensizlik duyguları da kişiyi toplumsal iyi ve doğrulara uymak konusunda kuşkuya düşürebilir. Kimden ne iyilik görmüştür de o iyi olacaktır ki?
Sokrates’in doğru bilginin insanın kötü olmasının önüne geçeceği düşüncesi, sanırım birey kavramının henüz gelişmediği, insanın esas olarak, ister tanrılar deyin, ister doğa, dışarıdan bir yüce güç tarafından yönlendirildiği zamanlarda yaşamış olmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa günümüzde olan kötülüğün boyutlarını başka türlü açıklamamız mümkün değil.
Alman yazar Robert Gordian’ın kaleme aldığı ‘Xantippe’ adlı romanda bu konuda gülümseten bir bölüm var. Xantippe Sokrates’in gerçek hayatta da karısıdır. Romanda belli bir geliri olmadığı halde baba mesleği olan taş ustalığı / heykeltıraşlığı yürütmek istemeyen Sokrates karısının bütün karşı çıkmalarına, itirazlarına ve tehditlerine rağmen atölyesine uğramaz bile ve bütün zamanını gerçekte olduğu gibi spor alanlarında genç erkek çocuklarla sohbet ederek, agorada, pazar alanlarında insanlarla koyu tartışmalara girerek geçirir. Bu arada Xantippe çaresizlik içinde baba evinden getirdiği değerli eşyaları satarak iki küçük çocuğunu büyütmeye ve evi idare etmeye çalışıyordur. Bir gün ellerinde kalan son değerli mücevheri Sokrates’e verir ve onu değerinden aza satmaya razı olmaması, kazıklanmaması için de sıkı sıkıya uyarır.
Yırtık pırtık ve şarap lekeli harmanisinin kocaman, derin cebinde 300 drahmilik, karısının aile yadigarı altın bileziği ve tabii ki çıplak ayak şehre doğru yola koyulur Sokrates. Farklı farklı yerlerde katıldığı ya da başlattığı sohbetlerde sayısız diyaloğa girer. Aslında bileziği satmak için gittiği kuyumcu dostunun yanında da orada rastladığı dostlarıyla derin bir tartışmaya dalar.
Oradaki dostlar arasında çeşitli kereler hırsızlıktan cezalar almış ama bir türlü uslanmamış biri de vardır. Ayrıca aldığı cezaların haksızlık olduğunu da düşünmektedir. Onlarla girdiği diyalogda hep birlikte, “bilgi adalettir!” sonucuna ulaşmışlardır. Bu yeni düşüncesinin heyecanıyla bileziği unutan Sokrates eve döner ve heyecanla karısına bunu anlatmaya başlar. Karısıysa sabırsızlıkla bileziği satıp satmadığını, sattığıysa kaça sattığını öğrenmeye çalışır ve Sokrates’ten parayı ister. Hem borçları, hem de çocukların, evin, kendisinin bir sürü ihtiyacı vardır zira. Sokrates, bilezik lafını duyunca önce bir şaşırır, kuyumcuya gittiğini, bileziği ona gösterdiğini ama bahsettiği konuşma nedeniyle satmayı unuttuğunu söyler.
Xantippe çok sinirlenir ve bileziği geri vermesini ister. Gidip kendisi satacaktır bileziği. Soylu bir aileden olduğu için dükkanlar arasında dolanıp bileziğini satmaya çalışmak ona çok zor gelir ama yapacak bir şey de kalmamıştır. Sokrates ceplerini karıştırır durur, elmadan taşa, sarımsaktan içi boş küçük bir yağ şişesine kadar her şey vardır ceplerinde ama bilezik yoktur. Xantippe deliye döner ve sonra Sokrates’in bahsettiği hırsızın bileziği çalmış olabileceği aklına gelir. Sokrates bu iddiaya şiddetle itiraz eder. Çünkü o bu kötü alışkanlığından kurtulmuştur. Artık çalmıyordur. Bunu çok açık yüreklilikle söylemiştir Sokrates’e. Buna inanası gelmez Xantippe’nin ve ısrar eder. Bir hırsız ne olacak da çalma alışkanlığından kurtulacaktır? Üstelik her defasında tövbe etmiş ve yine çalmıştır. Ama bu kez kesinlikle değiştiğini, çünkü tam da vicdanına seslendiğini söyler Sokrates. Aldığı cezaların ruhu için ne anlama geldiğini anlatmıştır ona filozof.
“Sonunda biri gözlerimi açtı,” der Bathyllos. “Daha önce hep kötü hissederdim kendimi. Son olayda da çaldığım kaşıklarla yakalanıp kırbaç cezası aldığımda, bunun büyük bir haksızlık olduğunu düşündüm. Ama şimdi kendimi hafiflemiş hissediyorum. Ey Sokrates, bunu sen sağladın. Aldığım ceza yaptığım hırsızlık nedeniyle kirlenen ruhumu temizledi. İzin ver, sana sıkı sıkı sarılayım!”
“Ah!” diye bağırırır Xantippe, “O sırada da cebinden bileziği çaldı işte!”
“Sen hiç mi inanmıyorsun iyiye, Xantha?” diye sorar Sokrates hayal kırıklığıyla karısına bakarak.
“Hayır,” der Xantippe, “Çünkü iyiye inanmak insanı doğrudan uçuruma sürüklüyor.”
Devam edecek
