Siz de biliyorsunuz, ben de…

Beren Saat çok iyi bir oyuncu.

Bu tartışma dışı.

Seviyoruz, sayıyoruz.

Yıllar içinde hafızamıza kazınmış rolleri var.

İnsan olarak da seviyoruz, sayıyoruz.

Derin. Birikimli. Işıltılı. Yetenekli. Farkındalığı yüksek biri.

Eşi Kenan Doğulu’yu da seviyoruz.

Müzik, Kenan’ın hayatı.

Ritmi, sahneyi, seyirciyi, sesi çok iyi bilen bir adam.

Derken bir gün Beren Saat bir şarkı yaptı.

Bir klip çekti.

Biz de izledik.

Doğrudan söyleyeyim: 

İyi değil.

Hatta, vasatın bile altında…

Samimi değil.

Ruhsuz.

Neredeyse “Gerçek değilmiş” gibi bir duygu geçiyor insana.

Hatta “Yapay zeka mı acaba?” bile dediler.

Tabii ki bu kadarla kalmadı.

Edebildikleri kadar alay ettiler, dalga geçtiler.

Beren Saat’in gerçek düşüncesi nedir bilmiyorum, ama sağda solda okuduğum şu: “Hayalimdi.”

Şimdi burada durup şunu sormak gerekiyor:

Bir insanın hayali, sonuçtan bağımsız olarak kutsal mıdır?

“Hayalimdi” dediğinde, bu cümle her şeyi aklar mı?

Hayal etmek, cesaret ister.

Hele belli bir yaştan, belli bir başarıdan sonra, yeni bir şey hayal etmek daha çok cesaret ister.

“Ben başka bir şey denemek istiyorum” demek kolay değil. Bunların hepsine tamam.

Ama hayal etmek, her zaman hakikatle örtüşmez.

Hatta çoğu zaman örtüşmez.

Felsefede çok eski bir çatışmadır bu: İstemek ile yetmek arasındaki fark.

Bir şeyi çok istemek, onu direkt olarak iyi yapabileceğimiz anlamına gelmez.

Bir şeyi hayal etmek, ona doğrudan yatkın olduğumuz anlamına gelmez.

Peki Beren Saat’e söz konusu hayalinde iyi olmadığını kim söyleyecek?

Kenan mı?

Kenan Doğulu bu.

Bu alanda otorite…

Vasatın altı olduğunu görmemiş olmasına imkan yok…

Peki insan sevdiğine gerçeği söylemeli mi?

Söyleyebilir mi?

Yoksa susmak mı sevgi?

Belki de asıl soru şu…

Zor soru:

Hakikat mi daha kıymetli, kırmamak mı?

Tekrar ediyorum, bu işin ustası Kenan.

Görmemiş midir?

Hissetmemiş midir?

Görmüştür.

Ama belki de söyleyemiyordur.

Çünkü bazen, en yakınımızdakine gerçeği söylemek, bir yabancıya söylemekten daha zordur.

Çünkü orada eleştirdiğin şey bir iş değil, bir hayal.

Peki ya etraf…

Bir tane bile insan çıkmamış mı Beren’e “Bu olmamış!” diyebilecek…

Yoksa artık herkes için şu cümle mi geçerli: “Kimse kimseyi yargılamasın!”

Ama bu bir yargı mı, değerlendirme mi?

“Kimse kimseyi yargılamasın” cümlesi masum değil.

Çünkü yargılamamakla dürüst olmamak arasındaki çizgi çok ince.

ve başka bir çağdayız artık.

Vasatın bile alkışlandığı bir çağ…

Denemenin değil, görünmenin ödüllendirildiği bir çağ…

Görünmüyorsan yoksun.

Birkaç platformda şu veya bu şekilde senden bahsedilmiyorsa, sen beş para etmezsin. Çünkü para eden görünmek…

Yani Beren, klibi çok görüntülenme aldı diye sevinmiş olabilir mi, çoğu dalga geçmek için olsa bile…

Böyle bir dünyada, insan kendine de körleşebilir mi?

Eleştiriyi kıskançlık sanabilir mi?

Sessizliği onay zannedebilir mi?

Burada kendime de soruyorum:

Benim çocuğum olsa Beren…

“Evladım… Hayal etmişsin, denemişsin ama olmamış. Sen bu işten vazgeç!” der miyim? Diyebililir miyim?

Ya da “Olmamış ama çabalamaya devam…” mı?

Hangisi daha şefkatli?

Hangisi daha öğretici?

Belki de şefkat, her zaman alkışlamak değildir.

Belki de şefkat, doğru zamanda ‘Dur’ demektir.

Doğruyu söylemektir.

Evet, hayal kurmak çok kıymetli.

Ama insanı büyüten şey, hayali ile hakikati ayırt edebilmesidir.

Belki de mesele Beren Saat değil.

Mesel şu:

Biz, birbirimize gerçeği söyleyebiliyor muyuz?

Yoksa, kırmamak adına birbirimizi yavaş yavaş yalnız mı bırakıyoruz?

Ben hâlâ bu sorunun cevabını arıyorum.