Şimdi bitirdim Masumiyet Müzesi’ni.
Ve evet… çok etkilendim.
Orhan Pamuk’un romanından Netflix’e uyarlanan dizi, bence gerçekten çok iyi bir uyarlama.
Ki uyarlama zor iştir.
Sadece yapanlar için değil, izleyenler için de…
Romanı sevmişsen daha da zor.
İnsan ister istemez tırsar: “Bende bıraktığı hissi verebilecek mi” diye.
Şüpheyle oturursun ekranın karşısına.
Tedirgin tedirgin izlersin.
Ama bu dizi… olmuş!
Gerçekten olmuş.
Emeği geçen herkesi bütün kalbimle tebrik ediyorum.
Çok zor bir işin altından kalkmışlar.
Yönetmen Zeynep Günay Tan’ı özellikle alkışlıyorum.
Bu benim şahsi fikrim ama bir erkek yönetmenin böyle çekebileceğini sanmıyorum.
Sınıf ve kültür farkını, aşkı, takıntıyı, bağımlılığı, melankoliyi, kadın ve erkeğin duygusunu çok iyi vermiş.
Abartmadan.
Bağırmadan.
Seyirciyi boğmadan.
Sevişme sahneleri de şiir gibi bu arada.
Ve dizideki en etkili cümlelerden biri, babadan gelen o altın öğüt:
“Bir kadına zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım.”
(Bir kadına değil aslında… herkese.)
Selahattin Paşalı, müthiş bir Kemal.
Oynamamış.
Resmen olmuş.
Dizinin yükünün büyük bölümü onun sırtında.
Neredeyse olmadığı sahne yok.
Buna rağmen tek bir an bile tempo düşmüyor.
Bazı sahnelerde replik yok.
Sadece bakış var.
Sadece beden dili.
Ama Kemal’in söylemediği her şeyi iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Bu kolay bir iş değil.
Paşalı hep iyi bir oyuncuydu ama bu rolda çıtayı bir adım daha yukarı taşımış.
Alkış. Alkış. Alkış.
Cast genel olarak çok iyi.
Herkes özenle seçilmiş.
Füsun…
Romanda sarı saçlıyken dizide simsiyah saçlarıyla Eylül Lize Kandemir.
Henüz 25 yaşında.
Çok genç ama bence inanılmaz başarılı.
Bilindik bir isme gitmemiş olmalarını ayrıca önemsiyorum.
Prodüksiyon güçlü.
Dönemin ruhu yerli yerinde.
Hiçbir şey bağırmıyor.
Göze sokulmuyor.
Dizi 9 bölüm.
Cırt diye akıyor.
Araya hayatı almak istemiyorsun.
Alamıyorsun da.
Sadece diziye konsantre oluyorsun.
Bitince de -sonunu bilsen bile- yine de sarsılıyorsun.
Çekimler için 110 farklı mekan kurulmuş, 3 bin kostüm dikilmiş.
Beyoğlu’ndaki Masumiyet Müzesi’nden alınmış objeler kullanılmış.
Detaylarla çok uğraşılmış ama “Bak biz ne yaptık” diye bağırmadan.
Diziyi izlerken “izle-tüket” hissi yok.
Bir sürü dizi izleyip ertesi gün unuturuz ya…
Bu, onlardan değil.
Ruhumuza küçük bir çizik atıyor.
İçimizde bir sızı bırakıyor.
Hepimiz hayatımızın bir yerinde, şu ya da bu şekilde Kemal ya da Füsun olduk.
Bu kadar psikopata bağlamamış olsak da… 🙂
Hepimizin bir Masumiyet Müzesi, bir Masumiyet Apartmanı vardı bir yerlerde…
Belki bu kadar takıntılı yaşamadık ama duygular tanıdık.
Zaten bir işi izlerken “yakalanıyorsak” sebebi tam da bu.
Müzikler çok iyi.
Her şeyin üzerinde düşünülmüş.
Emek harcanmış.
Bu his de seyirciye geçiyor.
Kısacası…
Bu uyarlama romanın hakkını veriyor.
Hatta yer yer geçiyor.
Bir itirafla bitireyim:
Masumiyet Müzesi’ni hayatımın farklı dönemlerinde birkaç kez okudum ama hep bazı yerlerini atlayarak.
Kendime kızdım, sığ olmakla suçladım.
Ama bazı bölümler gerçekten çok uzundu.
Dizide o kısımlar traşlanmış.
Ve bence çok iyi olmuş.
Bana kalırsa bu biraz da kadınların daha çok içine gireceği bir dizi.
Nedense kadınların daha fazla ilgi göstereceğini düşünüyorum.
Sizin izlenimleriniz ne?
Merak ediyorum.
Yazın aşağıya.
