“Anti-Oidipus” adlı kitabı, “Psikiyatriye, iktidara ve ‘normal insan’ fikrine açılmış bir cephe savaşı” olarak tanımlayanlar var.
Bir tanıtma yazısında, kitabın yazıldığı 1970’lere kıyasla bu dönemde çok daha anlaşılır olduğu öne sürülmüş.
Kitabın yazarları için, “Deleuze ve Guattari bugün yaşasaydı, metni güncellemezdi, ‘biz zaten bunu anlatıyorduk’ derlerdi” iddiası hoş geldi bana.
Siyaset artık sadece ne ekonomi ne hukuk ne de güvenlik vs. üzerinden işliyor. Hepimiz bunun farkındayız.
Benim kafam, yalnız siyasette de değil, “hayat artık ‘Arzu’ üzerinden işliyor” görüşüne yatıyor.
‘Anti-Oidipus’un merkez kavramı da “Arzu Makineleri”.
O yazıda, ‘Anti-Oidipus’da “iktidarın, ‘neyi düşüneceğimizi’ değil, ‘neyi arzulayacağımızı’ yönetişinin anlatıldığı” öne sürülüyordu.
Böyle düşünürsek, kitabı yenilemeye bence de lüzum yok.
İnsan hangi akışlara (‘flow’, bizim kültürümüzde ‘vecd’) bağlanır, hangilerinden uzaklaşır?
Hangileri için mücadele eder?
Bu soruları deşen kitap, psikoloji değil, sosyoloji değil, klasik felsefe hiç değil, bir ‘arzu akış haritası’ gibi…
Malûm, Kapitalizm bir yandan akışları serbest bırakır (para, meta, emek), öte yandan onları kendi işine gelene göre (aç-kapa musluk gibi) yeniden disipline eder.
Deleuze & Guattari’nin tezi tam da bu:
Kapitalizm arzuyu bastırmaz.
Çünkü kendisi arzuyla çalışır.
Reklam, trend, imaj, tüketim, kimlik, performans, haz…
Popülizm, kültür savaşları, tehdit algısı, mağduriyet, yeninin de yenisinin arzulanması…
Bunlara biz de aşinayız.
Amaç hepsinde aynı: ‘rasyonel ikna’ değil, ‘mobilizasyon’.
Yani, yeteneğini, işlevini kaybetmiş bir organ ya da yapıya yeteneğinin yeniden kazandırılması.
Bu yüzden siyasette ‘değişim’ yalnızca ekonomik değil, ‘libidinal’ (insan varlığındaki, aklın ve mantığın işleyişine karşı koyup, direnç gösteren itkiler) olmak zorunda.
Bu sağlandığında -seçmen ikna olmasa da- arzularıyla bağlanıyor, yani, Parti de program değil, bir ‘Arzu Makinesi’.
Anti-Oidipus’a göre de, “baba figürü” arzu ediliyor siyasette.
Önce bu ‘baba talebi’, ‘halkın arzusu’ olarak üretiliyor.
Baba sonra ortalarda beliriyor.
Çelişkiler varsa, arzu onların sorun olmasını bastırıyor.
Arzu, insanı ne kendini ne dünyada olan biteni göremez hâle getirebiliyor.
Tutarsızlıklar bağlanmayı bozmuyor.
Yalan bile işe yarıyor.
***
Vaktiyle Eminönü- Karaköy arasında yolcu taşıyan kayıkçılar, müşteri beklerken kendi aralarında kavgaya tutuşurmuş.
Durup dururken çıkan kavgada sesler yükselir, kürekler sağa sola savrulurmuş.
Kavga çıkınca etraflarında toplanan halktan bazılarının kafasına kürekler iner, ama kürekler ne hikmet ise kavga eden kürekçilerin hiçbirinin başına değmezmiş.
Bu düzmece kavga daha sonra denizden karaya taşınmış ve yankesiciler, Yeni Cami önünde kayıkçı kavgası benzeri düzmece kavgalar ile halkı çevrelerine toplayıp, soymayı adet edinmiş.
