Pompei’de, kaçarken, yemek yerken, uyurken yakalandı insanlar lavlara. 

Bugün Pompei’yi çarpıcı kılan şey yıkımın kendisinden çok, hayatın yarım kalmışlığı. 

Bu yüzden o olay, “bir gün daha varmış gibi yaşamanın” ne kadar kırılgan olduğunun simgesi sayılıyor. 

Her gün dosyalardan Pompei’deki lav gibi öyle belgeler ortalığa dökülüyor, öyle isimler sızıyor, öyle iddialar yazılıp çiziliyor ki, düşünmeden edemiyorsunuz:

Asıl derdi haz olan dönemlerin insanı ruhen hasta mıdır?

İngiltere’de yürütülen bilimsel araştırmalar, nehir ekosistemlerinde yaşayan tatlı su karideslerinin tamamında ‘kokain kalıntıları’na rastlandığını ortaya koydu. 

Bulgular, mevcut atık su arıtma süreçlerinin insan kaynaklı kimyasal maddeleri uzaklaştırmada yetersiz kaldığını gösteriyor.

Uzman değerlendirmelerine göre, söz konusu kalıntılar arıtılmış sular aracılığıyla doğal ortamlara taşınıyor ve su canlılarının dokularında birikiyor. 

Bu durumun, ekosistem sağlığı ve biyolojik denge üzerinde uzun vadeli kötü etkiler yaratabileceği belirtiliyor.

Araştırma, çevresel kirliliğin yalnızca fiziksel atıklarla sınırlı olmadığını; modern yaşamdan kaynaklanan kimyasal izlerin doğal sistemlere nüfuz ettiğini ortaya koyuyor. 

Bilim insanları, çevre politikalarının ve arıtma altyapısının bu tür kirleticiler karşısında yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Antik dünyada Pompei’nin sonu, sıkça kibirin ilahi ya da doğal güçlerce cezalandırılması olarak yorumlanır; 

İnsan merkezli bir düzenin, kendini ölçüsüzce kalıcı sanmasının bedeli gibi.

Unutmayalım.

Bencillik haykırır, kibir gösteriş yapar. 

Nereye kadar?

Prometheus’u cezasını çekerken tasvir eden siyah figürlü çanak çömlek (MÖ 550), bir sütuna bağlı.

Not:

Hybris Yunancada ‘küstahlık‘ manasına gelmektedir.

İnsanın kendisini gerçekten sahip olduğu hâlden çok daha aşırı büyüklükte kudret sahibi olarak görmesi. 

Genellikle bir kişinin gerçekliğini yitirmesiyle bağdaştırılabilecek bir fenomen.

(Wikipedia)