Sistem, hayattayken insanları yönetir.

Öldüklerinde ise anlatısını.

Bu açıdan bakarsak bir siyasetçinin ardından yapılan törenler, bir veda değil, bir düzenlemedir.

Hayatın çelişkileri ve fazlalıkları törensel bir dile çevrilir.

Geriye, sindirilebilir bir hikâye bırakılır.

Tören, bir anlatının yanı sıra, bir ayıklama işlemidir.

Kimlerin nasıl hatırlandığını değil, kimlerin nasıl hatırlanmaya değer bulunduğunu belirler.

Yalçın Küçük ve Hüsamettin Cindoruk gibi iki farklı siyasal damarın temsilcileri art arda uğurlandığında, bu ayıklama mekanizması daha çıplak göründü.

Biri sistemle sürtüşerek var olmuş, diğeriyse sistemin içinde dolaşarak yükselmiştir.

Ama ölüm, bu farkı olduğu gibi bırakmaz.

Sistem, farkları korumaz. Onları işler.

Çünkü hiçbir hayat, olduğu haliyle sahneye konulamaz.

Bazı hayatlar ham haliyle fazla keskindir.

Bu yüzden her politikacı, önünde sonunda bir ayıklama işlemine tabi tutulur.

Sert olan parçalar atılır.

Uyumlu olanlar vitrinde bırakılır.

Bazan tam tersi olur.

Her iki durumda da geriye kalan, törene uygun bir versiyondur.

Politikacının eti-/budu” tam da bu:

Bir hayatın anlatılır ve atılabilir kısımlara bölünmesi.

Bu işlem yalnızca ölümden sonra yapılmaz. Asıl hazırlık, hayattayken başlar.

Siyasetin görünmez kuralı şudur:

Kendini bir bütün olarak fazla gösterme.

İşte burada devreye o tanıdık cümle girer: “Etliye sütlüye karışmamak.”

Bu, bir tavsiye değil sistemin içerden çalışan öz denetim mekanizmasıdır.

Kimse açıkça “sus” demez.

Ama herkes nerede ve neden susulacağını bilir.

Hangi cümlelerin kariyer bitirebileceğini, hangi konuların “fazla gerçek” olduğunu…

Siyasete giriş bariyerleri sadece kapıda kurulmaz. İçeride, dilin içine yerleştirilir.

Bir süre sonra politikacı konuşurken değil, bazı şeyleri konuşmamayı öğrenirken olgunlaşır.

Keskinlik törpülenir. Açıklık bulanıklaştırılır. Netlik yerini yönetilebilir muğlaklığa bırakır.

Çünkü sistem, hakikatin kontrol edilebilir dozunu ister.

Böylece politikacı, daha hayattayken kendi etini ve budunu ayırmayı öğrenir.

Neyi söyleyebileceğini, nerede susulması gerektiğini.

Bu süreç tamamlandığında, geriye tam olarak sistemin istediği şey kalır:

Eksiltilmiş bir bütün.

Resmî törenler bu eksiltmenin son onayıdır.

Hayat bir kez daha elden geçirilir.

Son kez ayıklanır.

Zaten hiç söylenmemiş olanlar, bir kez daha söylenmez.

Zaten törpülenmiş olanlar, tamamen pürüzsüzleştirilir.

Ve sistem, kendini iki kez garantiye alır: Önce yaşarken, sonra hatırlanırken.

Bu yüzden asıl hikâye, anlatılanlarda değildir.

Asıl hikâye, atılan parçalardadır.