Son günlerde Instagram’da çok dolaşan bir paylaşım var.
Bir salonda geçiyor.
Bir konuşmacı var ve salondan biri konuşmacıya şu soruyu soruyor:
“Tanrının bize bir mesajı olsa…
Hepimiz için çok önemli tek bir mesaj gönderse…
Ve bu mesaj tek satır olsa…
Sizce bu mesaj ne olurdu?”
Hepiniz beni yanlış anladınız
Çok kısa bir sessizlik…
Konuşmacı önce “Bunu 4 kelimeye sığdırabilirim” diyor…
Ve ardından 4 kelimelik cevabını veriyor:
“Hepiniz beni yanlış anladınız…”
Aslında tanıdığım bir cümle…
Elli yıl önce Woody Allen yazmıştı bunu.
Çok konuşulmuştu…
50 yıl önce okuduğumda bana pek bir şey dememişti
Woody Allen bunu 1975 yılında “Without Feathers” adlı mizah kitabında yazmıştı.
Bambaşka bir dünyaydı…
Dinlerin bugünkü gibi kutuplaşmadığı, dünyanın siyasallaşmış inanç ve dinlerle meselesinin bugünkü kadar fazla olmadığı yıllardı.
O yıllarda su cümleyi İngilizce okuduğumda nedense beni çok etkilememişti.
Tuhaftır dün Instagramda türkçeleştirilmiş ve teatralleştirilmiş olarak seyredip dinleyince çok daha etkileyici geldi.
Bugün bu cümleye bambaşka bir gözle baktım.
Öyleyse bu cümle bugün beni niye çok etkiliyor?
Aslında Tanrı tasavvurunun karmaşıklığı yanında çok basit, çok sıradan bir cevap gibi duruyor.
Öyleyse, niye öyle bir dönemde beni fazla etkilemeyen, hatta sıradan gibi görünen mizahi bir cümleyi bugün bambaşka bir gözle ve çok da ciddiye alarak dinliyorum.
Aslında cevabı basit.
Din popülizmin payandası olunca
Çünkü son 26 yıl “Din” ve “İnancı” popülizmin otoriterlik payandası haline getirirdi..
İnanç birleştirici bir şeyken, siyasallaştırılmış din insanları bölen bir olgu haline geldi.
Bu da kafamıza çok önemli ve hayati bir soruyu soktu:
Biz, hepimiz gerçekten Tanrıyı yanlış mı anladık?
50 yıl boyunca Woody Allen’ın o cümlesi mizah aleminin duvarında asılı kaldı.
Tanrıyı yanlış anladıysak bunu bize kim anlattı?
Şimdi anlıyoruz ki, meğer asıl soru o değilmiş…
O soruyu da şimdi, 2026 yılının Mübarek Ramazan ayının ilk günü soruyoruz.
Biz Tanrının söylediği her şeyi yanlış anladıysak…
Bunu bize kim yanlış anlattı…
Dini siyasallaştıran iktidarlar ve onların emrindeki din insanları…
Popülist siyasetçiler…
Cüppeli Ahmetler…
Fethullah Hocacılar…
Süleymancılar, Menzilciler, İsmail Ağa’cılar…Adnan Hocacılar…
Ramazanda iftar sofralarını, teravih ve Cuma namazlarında camileri seçim kürsüsüne çevirenler…
Biz siyasetsiz iftar sofralarının nesliyiz
Çocukluğumda benim için Ramazan ayı, sonu “Şeker bayramı” ile biten çok güzel bir aydı.
Her akşam babaannem, annem, babam ve 4 kız kardeşim masanın etrafında beraber olurduk.
TRT o dönemde henüz Ankara, İstanbul ve İzmir radyolarıydı.
Demokrat Partinin son yıllardaki “Vatan Cephesi” zorlamaları hariç iktidarın değil milletin radyosuydu.
Radyolarımız Ramazan gecelerimize eğlence ve mizah gelirdi.
Ama o günlerden hatırladığım en güzel Ramazan duygusu neydi diye sorarsanız…
Ama o yıllardan hatırladığım en güzel Ramazan duygusu neydi diye sorarsanız…
Cevabım şu olurdu;
Siyasetin, partilerin “Ocak”, “Bucak” teşkilatları ile mahalle kahvelerine kadar girdiği dönemde bile…
O “Siyaset” Ramazan ayımıza, iftar soframıza, teravih namazımıza, Ramazanın Cuma hutbesine giremezdi.
Ne iktidarın ne de muhalefetin en belagat düşkünü temsilcileri bile iftar sofralarımızı o düşmanlaştırıcı belagatları ile kirletirlerdi.
Toplumumuzun tek maddelik tek maddelik inanç ve siyaset anayasası
Toplumun en güzel inanç ve siyaset protokoluydu bu…
İnanca ve dine saygının Ramazan ayı için yazılmış tek maddelik sivil Anayasası’ydı.
Kimse o Anayasayı ihlal etmeye cüret etmezdi, edemezdi.
İftar evlerde yaşanan bir ritüeldi.
Çadırlarda, lüks otellerde, buram buram siyaset kokan şovlar haline getirilmemişti.
Ramazanın başında Tanrı’dan ne dilerim
Dün Ramazanın birinci gününde bana şu sorulsaydı;
“Ramazan ayında Tanrı’dan ne dilersin?”
Ben de o dileğimi 10 kelimelik tek cümleyle ifade ederdim.
“Allahım, şu mübarek Ramazan ayında ihtiraslı kullarının siyasi iştahını kes.”
Biliyorum, umutsuz bir yalvarış olurdu bu.
21’inci Yüzyıl siyasetçisinin, kendinin yarattığı bu ihtiras vuvuzellası içinde, Tanrının sesini duyabilirler mi emin değilim çünkü…
Nitekim dün daha Ramazanın birinci gününden itibaren o aynı siyasi taraka bütün gücüyle başladı.
Kimse Tanrıdan gelebilecek sesi duyacak hale değildi.
Hiç olmazsa bu mübarek ayda Tanrı ile baş başa kalalım
Yine de… Umutsuzca olsa olsa, siyasilere sesleneyim.
Sayın siyasiler…
Lütfen şu Ramazan ayında iftar sofralarını, Teravih ve Cuma namazlarında camileri, cami çıkışlarını seçim kürsüsüne çevirmeyin.
Lütfen her iftar sofrasından yapılan canlı yayınları, Salı günleri Meclis’ten yapılan grup toplantılarına döndürmeyin.
Lütfen hiç olmazsa Ramazan ayında 30 günü için bize biraz sükunet bahşedin.
Bırakın bu Ramazan siyaset orucu tutalım
Televizyon kanallarındaki konuşan kafa trollerinizi bayram sonuna kadar çekin ekranlarınızdan.
Siz de araya girmeyin.
Şöyle rahat bir siyaset orucu da tutalım.
Siz de biz de biraz Tanrıyla baş başa kalalım.
Belki o zaman adaleti de, hakkaniyeti de, vicdanı da biraz düşünmeye vaktimiz kalır.
