Geleceğe umutla bakmak için iyi haberleri görmek, çoğaltmak ve yaymak elbette önemli. Ancak asıl mesele, bu iyiliklerin neden hâlâ bizim gündemimiz olamadığı. Neden biz hâlâ doğayı “engel”, hayvanları “sorun”, insanı ise “istatistik” olarak görüyoruz?

Günümüz dünyasında haber başlıkları çoğu zaman siyası krizler, felaketlerle, ekonomik sorunlar ve karamsarlıkla dolu. İklim krizi, savaşlar, belirsizlikler ve toplumsal eşitsizlikler; insanlığın ortak geleceğine dair kaygıları artırıyor. Ancak bu karanlık tabloya rağmen, dünyanın farklı köşelerinde sessiz ama çok kıymetli adımlar atılıyor. Çünkü bazı ülkeler, sadece bugünü değil, yarını da düşünerek kararlar alıyor. Doğayı koruyan, insan onurunu gözeten, hayvan haklarına inanan ve yaşamı merkeze alan bu adımlar bize şunu hatırlatıyor:
Evet, dünyada güzel şeyler de oluyor.

İyilik bazen bir yasa metninde, bazen bir kamu politikasında, bazen de uzun vadeli bir toplumsal vizyonda kendini gösteriyor. Ve bu iyilikler, yalnızca o ülkelerin vatandaşlarını değil; hepimizi ilgilendiriyor.

İşte dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması için atılmış, umut veren bazı somut örnekler:

  • Avrupa Birliği, çevreyi korumak için yapılanları yeterli bulmayarak, doğaya verilen zararın onarılmasını da zorunlu kılan dünyanın ilk kapsamlı doğa restorasyon yasasını onayladı. Bu yasa, bozulan ekosistemlerin yeniden canlandırılmasını devletlerin sorumluluğu haline getiriyor.
  • Dünya genelinde, ruh sağlığı artık kişisel bir mesele olarak değil; sağlık hizmetlerinin temel bir parçası olarak kabul ediliyor. Pek çok ülkede psikolojik destek, kamu sağlık sistemlerine entegre ediliyor.
  • Maldivler, 2007’den sonra doğan bireyler için tütün kullanımını yasaklayarak, sağlıklı nesiller yetiştirmeyi hedefleyen dünyadaki ilk ülkelerden biri oldu.
  • İskoçya Parlamentosu, tampon ve ped gibi tüm kadın hijyen ürünlerini herkes için ücretsiz hale getiren yasa önerisini oybirliğiyle kabul etti. Bu uygulamanın dünyada başka bir örneği bulunmuyor.
  • Avustralya, güneş enerjisi panelleri olmayan ailelere günde belirli saatlerde ücretsiz elektrik sağlayan “güneş paylaşımı” programını hayata geçirdi. Yenilenebilir enerji, toplumsal dayanışmayla birleşti.
  • İrlanda, tek kullanımlık plastiklere ek vergi getirerek plastik tüketimini dramatik biçimde azalttı. Basit bir ekonomik önlemle büyük bir çevresel dönüşüm sağlandı.
  • Fransa, kısa mesafeli iç hat uçuşlarını yasaklayarak, daha az karbon salımı yapan tren ulaşımını teşvik etti. Ulaşım politikası, iklim hedefleriyle uyumlu hale getirildi.
  • Kosta Rika, yıllardır elektrik ihtiyacının neredeyse tamamını yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılıyor. Fosil yakıtlara bağımlı olmadan kalkınmanın mümkün olduğunu dünyaya gösteriyor.
  • Finlandiya, barınmayı temel bir insan hakkı olarak ele alan “Önce Konut” modeli sayesinde evsizliği büyük ölçüde azalttı. İnsanlara önce güvenli bir ev, sonra diğer sosyal destekler sunuluyor. Sonuç: Daha az yoksulluk, daha güçlü bir toplum.
  • Etiyopya, iklim krizine karşı sembolik ama güçlü bir mesaj verdi: Tek bir günde yüz milyonlarca fidan dikildi. Bu kampanya, sadece ağaç sayısıyla değil, yarattığı küresel farkındalıkla da tarihe geçti.
  • Meksika, hayvan hakları konusunda önemli bir adım atarak yunus gösterilerini yasakladı. Esaret altındaki yunuslar, deniz koruma alanlarına ve doğal yaşamlarına geri gönderildi.
  • İtalya, sirklerde vahşi hayvan kullanımını tamamen yasakladı. Hayvanların eğlence aracı değil, yaşam hakkı olan canlılar olduğu resmen tanındı.
  • ABD / Kaliforniya, plastik alışveriş poşetlerini tamamen yasaklayarak plastik kirliliğiyle mücadelede önemli bir eşik aştı. Bu karar, tüketim alışkanlıklarının değişebileceğini gösterdi.
  • Hollanda, çevreyi ve halk sağlığını korumak amacıyla 2026’dan itibaren ülke genelinde havai fişek satışını yasaklama kararı aldı. Gürültü kirliliği, hayvanlar ve hava kalitesi açısından önemli bir adım.
  • Fas, Afrika’nın ilk resmi “eko-şehri”ni kurarak sürdürülebilir mimari, adil ekoloji ve çevre dostu şehir planlamasında öncü oldu.

Geleceğe umutla bakmak için iyi haberleri görmek, çoğaltmak ve yaymak elbette önemli. Ancak asıl mesele, bu iyiliklerin neden hâlâ bizim gündemimiz olamadığı. Neden biz hâlâ doğayı “engel”, hayvanları “sorun”, insanı ise “istatistik” olarak görüyoruz? Neden yaşamı korumak yerine, onu hoyratça tüketmenin yollarını arıyoruz? Sessiz kalmak tarafsızlık değildir; sessiz kalmak, olan bitene razı olmaktır. Küçük çıkarlar uğruna büyük kayıplara göz yumdukça, bu ülkeyi de bu dünyayı da yaşanmaz hale getirenlerin ortağı oluruz.

Bu yüzden yüksek sesle söylemek gerekiyor: Yeter.
Bu topraklarda insan hayatının ucuz, doğanın sahipsiz, hayvanların değersiz sayıldığı bir düzen kabul edilemez. Doğa talanını “kalkınma”, hayvanlara yapılanları “gereklilik”, sosyal adaletsizliği “kader” diye anlatan her yaklaşım iflas etmiştir.

Ya insanın, doğanın ve hayvanın gerçekten değerli olduğu bir ülke için mücadele edeceğiz… Ya da yok edilen ormanların, kaybedilen yaşamların, sessizliğe gömülen vicdanın hesabını bir gün hep birlikte vereceğiz. Dünyada iyilik büyürken, geride kalmak sadece geri kalmak değildir; geleceği kaybetmektir.
Ve unutmayalım: Yaşanacak başka bir dünya yok.