Takvimler artık 2026’yı gösteriyor. Yeni yıla girerken ülkemizde ve dünyada hepimizin içinde yeni umutlar vardı. Geçmişin yükleri geride kalacak, sorunlar azalacak, barış, refah ve istikrar bize biraz daha yaklaşacaktı. Sanki bir önceki yılın, yaşanmış on iki ayın yorgunluğu bir gecede silinip gidecekti. Her yılbaşında kendimize, birbirimize ve hayata verdiğimiz o sessiz sözleri tekrarladık. Bu sene daha iyi bir yıl olacak, bu kez farklı olacak ve umut kazanacak. Ancak yılın ilk haftası, maalesef hem dünya hem de Türkiye açısından çok parlak haberlerle geçmedi.
Dünya cephesinde manşetler pek de iç açıcı değil. Jeopolitik gerilimler ve insani krizler takvim değişikliğine aldırış etmeden devam ediyor. Küresel ölçekte güvenlik endişeleri hâlâ gündemin en üst sıralarında yer alırken, çocuklar yine aynı coğrafyalarda korkuyla yaşamaya devam ediyor. Diplomasi, arabuluculuk, barış kelimeleri sıkça telaffuz edildi ama somut bir sonuç alınamadı. Yeni yılın ilk haftası okuduğumuz haberler, geleceğe dair umut hissettirmekten maalesef ki çok uzak.
Ekonomik cephede de tablo çok farklı değildi. Küresel ekonomideki belirsizlikler, yüksek enflasyonla mücadele, büyüme endişeleri ve gelir adaletsizliği yeni yılın ilk günlerinde de gündemde kalmayı sürdürdü. Birçok ülkede vatandaşlar yeni yıla girerken alım gücü, işsizlik ve yaşam maliyetleri gibi temel sorunlarla yüzleşmeye devam etti.
Türkiye açısından bakıldığında da benzer bir durum hâkim. Yeni yıl coşkusunun ardından ülke gündemi kısa sürede tanıdık başlıklara geri döndü. Ekonomi, hayat pahalılığı, siyaset ve toplumsal tartışmalar, yılın ilk haftasında da kamuoyunun gündemini oluşturmaya devam ediyor. Vatandaşlar için yeni yıl, umutla birlikte temkinli bir bekleyişi de beraberinde getirdi. Ancak “yeni yıl yeni başlangıçlar” söylemi, özellikle ekonomik olarak zorlanan kesimler için pek de karşılık bulamadı.
Öte yandan, yılın ilk haftası bize sadece karamsarlık değil, aynı zamanda önemli bir farkındalık da sundu. Yeni bir yıla girmenin tek başına sorunları çözmediği, asıl değişimin alınan kararlar ve gösterilen iradeyle mümkün olduğu bir kez daha anlaşıldı. Hem dünya hem de Türkiye için 2026’nın nasıl geçeceği, yılın ilk haftasında atılacak adımlardan çok, yıl boyunca sürdürülecek politikalar ve toplumsal dayanışma ile belirlenecek.
Belki de yeni yılın ilk haftasının en önemli mesajı tam olarak buydu: Umut; ortak akılda, sorumlulukta ve değişim isteğinde saklı. İlk günlerin haberleri moral bozucu olabilir, ancak bu durum umudu tamamen terk etmek için bir gerekçe değil. Aksine, yaşanan sorunlar karşısında daha gerçekçi, daha kararlı ve daha dayanışmacı bir yaklaşım geliştirmek için bir çağrı niteliği taşıyor. Büyük laflar yerine küçük ama gerçek adımlar atmanın zamanıdır belki. Daha çok dinlemenin, daha çok anlamaya çalışmanın, daha az bağırıp daha fazla düşünmenin…
Yeni yılın ilk haftası bitti
Önümüzde hâlâ uzun bir yol var. 51 hafta, 51 ihtimal, 51 fırsat, 51 umut… Belki umut artık yüksek sesle konuşmuyor, belki manşetleri süslemiyor ama hâlâ içimizde bir yerde nefes alıyor. Sessiz, kırılgan ama inatçı. 2026’nın bize ne getireceğini bilmiyoruz; bildiğimiz tek şey, umudu kaybettiğimiz gün gerçekten kaybedeceğimiz.
Ve biz, kaybetmeye niyetli değiliz.
