Aktör olarak çok beğendiğim ama yazar ve şair olarak aşık olduğum Yılmaz Erdoğan’ın İnci Taneleri dizisine başından beri takıntılıyım. Dizide iyi oyunculuğunun yanısıra hemen her sahnede usta Yılmaz Erdoğan’ın kaleminin gücünü hissediyorum.

Arkadaşlarımı da bu dünyamın içine çektim. Kızlar oğlanlar hep birlikte dizinin fanatiği olduk.

Hatta arada evlerde toplanıp dizi izleme özel geceleri yapıyoruz. Bu geceler hariç evlerde toplandığımızda genelde hep önceden bir akşamüstü içkisi alınır daha sonra şarap yanına iyi gidecek yemekle devam ederdik. Daha önce şarap yanına pizza getirten olmuştu. Ben bir defasında kırmızı şarap yanında lahmacun deneyelim deyince ilk baştan itirazlar olmuştu ama sonradan baktım lahmacuna şarap eşliğine herkes bayıldı.

İnci Tanelerini toplu seyredeceğimiz özel ev toplantılarında ise havaya girmemiz tam olsun diye daima rakı sofrası kuruluyor. Cem Yılmaz’ın harika esprisinde olduğu gibi mezeler de masaya little little in the middle (az az ortaya) konuyor. Rakılı mezeli masada oturup diziyi seyretmek bizleri daha da güzel havaya sokuyor. Hatta Dilber bir gece dizide pavyonda dans ederken bizim oğlanlar da evde ona eşlik etti ve çok eğlendik.

Son ev toplantımızda bir fikir attım ortaya; ‘Arkadaşlar siyasi gelişmelerden sonra hepimizin içi hoş ve rahat. Biz de kendi özeleştirimizi yaptık, siyasi gelecekte de üstümüze düşenlere artık sanırım hazırız. Malum bu topluma eğlenmeyi unutturmaya çalışıyorlar. Biz de diğer gençler gibi buna direnmeliyiz. Eğlencemizi sadece evlerimizin içine hapsetmek yerine artık daha yaratıcı fikirlerle ortaya çıkalım. Bunda anlaşıyorsak benim bir önerim var. Ne dersiniz grubumuz bi pavyon gecesi düzenlese ve hep birlikte gidip hem rakı masamızı orada kurup gerçek yaşamdaki Dilber’leri de görsek iyi olmaz mıydı?’

Bunu duyunca ilk önce bir sessizlik oldu. Ama sonra ilk önce özellikle kızlardan onay sesleri gelmeye başladı. Onları görünce oğlanlardan da cesur sesler geldi ve sonunda bir pavyon gecesi düzenlemeye karar verdik.

Hatta işi bir adım daha ileriye taşıdık. Aramızda TED Ankara kolejden mezun iş adamları da var. Onlar işin daha otantik olması için pavyon gecemizi Ankara’da düzenlemeyi ve gerekirse kendilerinin tanıdığı bazı pavyonlar olduğunu ve bunu örgütleyebileceklerini söylediler.

Ben bu fikri muhteşem bulduğumdan coşkuyla destek verdim ve bunu da kararlaştırdık.

Ankaralı arkadaşlar Ankara’nın Ulus semtinde bir pavyonda bir gece bize 14 kişilik bir büyük masa ayarlayacak.

Biz o gecenin sabahından İstanbul’dan trenle Ankara’ya gideceğiz. Treni daha da havaya girelim diye özellikle istedik. Eğer pavyonda yoksa diye Dilber’in dans ettiği meşhur sahnedeki müziğin kaydını da yanımızda götüreceğiz.

Pavyonda adabına göre eğlenebilmek için bu alemde tecrübeli abilerimizden bilgiler aldık.

Ertesi sabaha dönüş bileti almadık çünkü hiçbirimiz o gecenin erken biteceği düşüncesinde değiliz. Pavyon içi lojistik işlerini de pavyon sahibini tanıyan Ankaralı arkadaşlar ayarlıyor.

Rakıları çektikten sonra gecenin bir aşamasında Dilber’in müziğini koyduracağız ve arkadaşlarıma sözüm var o gecenin Dilber dansını yapmak için pistte ben olacağım. Umarım pavyondaki diğer kızlar da bana eşlik eder.

İstanbul’daki evimdeki 24/7 gönüllü hizmetkarım da Ankara’ya gelmek için izin istedi. İlk önce evde yeni  işler yaratıp ceza için bırakayım onu diye düşünmüştüm. Ama sonra pistte dansımı ettikten sonra yorulacak ayaklarıma masaj iyi geleceğinden Ankara’ya onu da yanımda götürmeye karar verdim.