Öyle kolay utanan, pişman olan bir kadın değilim ben.

Ne hayat tarzı tercihlerimden ne arzularımdan ne de cinselliğimden pişmanlık duydum bugüne kadar.

Hayatımın üzerine ciddi düşünürüm ve kendimle ilgili bir karar almışsam bu artık kim ne derse desin kimliğimin bir parçası olur. Kolay kolay eleştirilerden önyargılardan etkilenmem. Hatta beni değiştirmeye çalışan birçok insanının sonunda bana benzemesi sürecini de çok yaşarım.

Almış olduğum tavırların tercihlerin marjinal gibi algılanması beni bugüne kadar hiç etkilemedi. Tersine bundan keyif aldığımı bile söyleyebilirim.

17 yaşından bu yana aktif cinsel hayatım var. Bir ara uzun süreli lezbiyen ilişkim de oldu. Sonunda bunun bize pek uymadığını anlayınca sevgilim olan kadından dostlukla ayrıldım. Şu anda kız grubumdaki bana en yakın insanlardan biri o. Cinsel arayışım 20’li yaşlarımda da sürdü. Sonunda New York’tayken BDSM kültürünü keşfettim. Şu anda yaşadıklarından son derece mutlu ve tatmin olabilen bir sahibeyim. Evde bana 24/7 hizmet etmekle görevli bir kölem de var. O da çok mutlu.

Eğer beni yakından tanırsanız cinselliğim hakkındaki bu deneyci alternatif tavrımın hemen her konuda, sanata yaklaşımımda, mesleğimde, siyaseti algılayışımda da aynen bu şekilde olduğunu görürsünüz.

Çağdaş sanatın en radikal en deneyci sanatçılarının zor anlaşılır sanatlarını işte bu yüzden çok severim. New York’tayken bu yüzden bir ara Dadacı çevrelere bile takılmıştım.

Mesleğim olan iç mimaride de uçuk kaçık tasarımlar, eğer yatırımcıyı korkutacak boyuta gelmezse tercihimdir. Serbest tasarım deneyleri yaparım.

Siyasette ise ana akımları tabii ki çok sevmiyorum. Gönlüm, LGBT+ insanların haklarına radikal biçimde sahip çıkan çevreci bir partiden yana.

Durum böyleyken tabii ki iflah olmaz bir hayalci yaşamım olmasını da istemiyorum Türkiye’de.

New York ortamında bile bazılarına aşırı gelebilecek tavırlarımın burada hemen kabul görüp büyüyeceği beklentim gayet tabii ki yok.

Ülkemizin koşullarında modern, medeni bir yaşamın yoluna ilk adımın CHP ile atılacağını tabii ki biliyorum.

Bu yüzden yıllardır daima hayal kırıklığı yaşayarak CHP’ye oy vermiştim.

Pazar günkü öfkemin temelinde de işte bu vardı. Özellikle Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin bana benim bütün varlığıma karşıymış gibi gelen Erdoğan’ı güçlü tutmak için davranmaya başladığını fark ettiğimden bu yana öfkeliydim.

Arkadaşlarım arasındaki oy vermeme tepkisini de ben örgütledim, oy vermeme partimizi de pazar günü ben düzenledim.

Kendimi bu kadar anlattıktan sonra artık özür dileme aşamasına geçebilirim.

O apolitik tavrımız büyük bir yanlıştı. Bu topluma küsme ve umudumuzu kesme lüksümüz yok bizim. Haddimiz de değil ayrıca.

Seçim partimizde sonuçları aldıktan sonra bütün arkadaşlarımda ve bende bir mahzunluk, bir dışlanmışlık duygusu ve derin üzüntü oluştu. Şimdi açıkça söylüyorum, bizlerin kendimizi siyasetin dışında tutma girişimi yanlıştı ve bu bir daha kesin olmayacak. Özgürlükçü düşünen her insanın düşüncesi ne olursa olsun yeri CHP olmalı Türkiye’de.  Bu sonuçlardan sonra diyorum ki benden daha genç arkadaşlarım eğer Türkiye’yi bırakıp gitmek düşünceniz varsa artık bunu en azından bir seçimi daha yaşamak için erteleyin. 

Ve göreceksiniz ki bu ablanız o seçimde kesinlikle oy vereceği gibi seçim güvenliğinde CHP için bile çalışacak, size söz veriyorum.

Benim ve bütün arkadaşlarımın son apolitik davranışımız için bizi affedin, göreceksiniz ki artık her şey daha güzel olacak buna eminiz artık.