İrem Hanım merhaba,
28 yaşındayım 1 yıldır bir erkek arkadaşım var. Beni çok sevdiğini söylüyor ama hiçbir plan yapmıyor. ‘Akışına bırakalım’ diyor. Ailesiyle tanıştırmadı. Ben geleceği konuşmak istiyorum, o konuyu değiştiriyor. Baskıcı olmak istemiyorum ama belirsizlik beni yoruyor. Ne yapmalıyım?

Değerli okurum,
Bazen akışına bırakmak sorumluluk almak istemiyorum demek. 1 yıllık bir ilişkide gelecek konuşmak baskı değil ki. Bir yıl… Az bir zaman değil. Bir insanın birini tanıyıp “Bu kişi hayatımda ciddi bir yerde mi?” diye düşünmesi için gayet makul bir süre.

Sen evlilik tarihi istemiyorsun. Sadece yön istiyorsun. Ve yön istemek çok insani bir ihtiyaç. Ailesiyle tanıştırmamak tek başına suç delili değil. Ama 1 yıl boyunca hiçbir entegrasyon olmaması bir sinyal. Çünkü insanlar önemsedikleri şeyi hayatlarının içine dahil ederler. Gizlemezler, ertelemezler, askıya almazlar.

Sen gelecek konuştuğunda konu değişiyorsa mesele hazır olmamak değil, net olmamaktır. Seni hayatının neresinde gördüğünü sorabilirsin. Belirsizlik romantik değildir.Yorucudur. Sevgi güzel bir duygu ama yönü olmayan sevgi insanı yorar.

Eşimin yanında kendim gibi davranamaz oldum

İrem Hanım merhaba,
36 yaşında 4 yıllık evli bir kadınım. Çocuğumuz yok. Eşim beni seviyor, ilgisiz değil. Ama sürekli eleştiriyor. ‘Bunu şöyle yapsan daha iyi olur’, ‘Şunu giymesen’, ‘Böyle konuşmasan’… Başta önemsemiyordum ama artık yanında kendim gibi davranamaz oldum. Sürekli kendimi düzeltmeye çalışıyorum. O da ‘Seni geliştirmeye çalışıyorum’ diyor. Bu normal mi, yoksa bir şeyler yanlış mı?

Değerli okurum,
Bu çok incelikli bir konu. Çünkü eleştiri bazen “ilgi” kılığında gelir. Geri bildirim başka şeydir. Sürekli düzeltme başka.

Sağlıklı ilişkide insan zaman zaman eşine ayna tutar. Ama o ayna seni küçültmez. Eğer bir ilişkide onun yanında rahat konuşamıyorsan, sürekli “Acaba yanlış mı yaptım?” diye düşünüyorsan, doğal halinle değil, filtreli halinle var oluyorsan orada özgüven sessizce aşınmaya başlar.

Burada kritik soru şu: O seni geliştiriyor mu, yoksa kendine göre şekillendirmeye mi çalışıyor? Bazı insanlar sevgiyi “düzeltmek” sanır. Çünkü kendi içlerinde kontrol ihtiyacı yüksektir. Ama eş ilişkisi öğretmen–öğrenci ilişkisi değildir. Psikolojik olarak sürekli eleştiren kişilerde genellikle mükemmeliyetçilik ve güvensizlik bir arada olur. Kendi iç huzuru tam olmayan kişi, dış dünyayı düzenleyerek rahatlamaya çalışır. Yani seni düzeltmek aslında kendi kaygısını yönetme biçimi olabilir. Ama bunun bedelini sen ödememelisin.

Net ve sakin bir şekilde gelişmek istediğini ama sürekli eleştirilmenin seni küçültülmüş hissettirdiğini söyleyebilirsin. Çünkü sağlıklı gelişim, güvenli ortamda olur. Sürekli tetikteyken değil. Unutma… Evlilikte amaç birbirini dönüştürmek değil, birbirinin yanında büyümektir. Ve en önemlisi: Sevildiğin yerde kendin gibi hissedersin. Sürekli sınavda değil.

Eşim asla kavga etmiyor

İrem Hanım merhaba,
33 yaşında 7 yıllık evli bir kadınım. 1 çocuğumuz var. Eşim asla kavga etmez. Sesini yükseltmez. Ama bir sorun olduğunda içine kapanır. ‘Sorun yok’ der ama mesafesi artar. Günlerce soğuk davranır. Tartışsak belki çözeceğiz ama o susmayı seçiyor. Bu sakinlik mi, yoksa pasif bir tepki mi? Ben ne yapmalıyım?

Değerli okurum,
Genellikle bağıran kişi “sorunlu” görünür. Susarak uzaklaşan kişi ise “olgun” sanılır. Oysa sürekli içine atan kişi her zaman sakin değildir. Bazen sadece çatışmadan kaçıyordur.

Bazı insanlar çocuklukta duygusunu gösterirse sorun çıkacağını ya da konuşmanın işe yaramayacağını öğrenir. Böyle büyüyen biri yetişkin olduğunda da sorunu içine atar, mesafe koyar ve duyguyu dondurur. Ama susmak sadece ertelenmiş gerilimdir.

Ortada görünür bir kavga olmaması ama duygusal temasın da olmaması en yorucu durumdur. Çünkü insan en azından neyle mücadele ettiğini bilmek ister.

Burada kritik soru şu: Eşin gerçekten sakin mi, yoksa duygularını regüle edemediği için mi kaçıyor? Mesafe koyarak rahatlıyor olabilir. Ama sen o sırada yalnız hissediyorsun. O sustuğunda kendini dışarıda kalmış hissettiğini, duygularını bilmek istediğini söyleyebilirsin. Çünkü mesele kavga etmek değil. Duygusal erişilebilirlik.