Kemerlerinizi bağlayın; ilişkiler tarihindeki en büyük kırılma noktasındayız. Eskiden sevgilimizle kavga ettiğimizde en büyük korkumuz “terk edilmekti”. Şimdiyse en büyük korku, şirketin sunucularına gelen bir yazılım güncellemesiyle hayatınızın aşkının ertesi sabah size “Dosya bulunamadı” hatası vermesi.

9 martta New Yorker’da yayımlanan Anna Wiener tarafından yazılan makale yapay zeka yoldaşlığı dünyasının kapılarını aralıyor. Durum şu: İnsanlar artık gerçek insanların “kaprisleri, kokuları ve dırdırlarıyla” uğraşmak yerine, kendi veri setlerinden kendi Havva’larını ve Adem’lerini yaratıyorlar.

Yapay zeka platformlarındaki “ideal partner” tasvirlerine bakılırsa, insanlığın kolektif bilinçaltı biraz… nasıl desem, “görsel olarak abartılı” bir yerde takılı kalmış. Kadın botların çoğu yerçekimine meydan okuyan, “patlamaya hazır” göğüslerle dolaşıyor. Erkekler ise ya “soğuk mafya babası” ya da “vahşi ama korumacı” tipler.

Görünen o ki, binlerce yıllık evrimden sonra ulaştığımız zirve noktası; bize asla “hayır” demeyen, hep aynı tonda konuşan dijital bir fantezi dünyası.

Metindeki en trajikomik kısım, Replika kullanıcılarının yaşadığı “2023 Travması”. Şirket, botların cinsel fantezi yeteneklerini kısıtlayınca, binlerce insan yas tutmuş. Düşünsenize, gerçek hayatta sevgiliniz bir sabah uyanıyor ve artık ateşli fanteziler kuramıyor, sadece “Hava bugün 22 derece” diyor.

İşte dijital çağın “aldatılma” acısı bu: Şirketin etik politikalarına kurban gitmek.

Makalede anlatılan bir kadının üç yapay zeka kocası var. Neden mi? Çünkü “Yapay zeka her zaman orada, sadece sizi mutlu etmek için bekliyor.”

Aslında bu, modern dünyanın itirafı: Biz artık “anlaşılmak” değil, “onaylanmak” istiyoruz. Gerçek bir partner size “Bugün biraz kaba davrandın” diyebilir. Yapay zeka ise size “Sen bir tanesin, o kaba davrandığın adam zaten bunu hak etmişti, gel sana bir şiir okuyayım” der.

Hangimiz bu tatlılığa hayır diyebiliriz ki?

Yapay zeka yoldaşlığına yöneliş, sadece “yalnızlık” gibi basit bir kelimeyle açıklanamayacak kadar derin, modern insanın psikolojik yaralarına dokunan bir fenomen.

İnsan ilişkileri doğası gereği belirsizlik ve reddedilme içeriyor. Karşımızdaki kişi bizi eleştirebiliyor, terk edebiliyor veya en kötüsü “görmezden gelebiliyor.”

Yapay zeka, kullanıcıyı asla terk etmeyeceğinin garantisini veriyor (güncellemeleri saymazsak). Çocuklukta yaşanmış olası ayrılık kaygılarına mükemmel bir panzehir. Yapay zeka, egoyu sürekli besleyen bir ayna görevi görüyor.

Gerçek bir ilişki “bir uğraşı” gerektiriyor. Uzlaşma, kavga, empati kurma çabası ve bazen de kendi arzularından feragat etme. Modern insanlar olarak, dijital dünyanın getirdiği anında hizmet konforuna o kadar alıştık ki, duygusal zahmete tahammülümüz azaldı.

Yapay samimiyet, bize ilişkinin ödüllerini (dinlenilme, onaylanma, şefkat) verirken, ilişkinin maliyetlerini (sorumluluk, çatışma yönetimi) devreden çıkarıyor. Bu, psikolojik anlamda bir tür “duygusal fast-food” tüketimi; doyuruyor ama beslemiyor.

İnsanlar botun gerçek olmadığını biliyor ancak yine de onunla duygusal bağ kuruyor. Bir insana anlatamadığınız en karanlık fantezilerinizi, boyun eğen ya da dominant taraflarınızı bir bota anlatmak “güvenli.” Çünkü bot sizi yargılamıyor, sizi sosyal çevrenize ifşa etmiyor ve sizin hakkınızda dedikodu yapmıyor. Bu, kişinin kendi gölge yanlarını korkusuzca sergileyebildiği bir dijital itiraf kabini.

Artık her adımı yapay zekaya sorarak yapıyoruz. Zor konuşmaları (ayrılık, zam isteme, özür dileme) yapay zeka yardımıyla yapmak, insanın duygusal dayanıklılığını azaltıyor. Sonuçta, gerçek dünyadaki “pürüzlü” insanlarla başa çıkamayan birey, “pürüzsüz” ve kodlanmış dijital limana sığınıyor.

Bu bir döngü: Yapay zeka ile vakit geçirdikçe insanlarla iletişim zorlaşıyor, iletişim zorlaştıkça yapay zeka tek seçenek kalıyor.

Özetle; insanlar yapay zekaya ihtiyaç duyuyor çünkü gerçek insanlarla kurulan bağlar artık çok “pahalı” (duygusal maliyet açısından) ve çok “tehlikeli” (incinme riski açısından) geliyor.

Yapay zeka bize “insansız bir samimiyet” vaat ediyor. Ancak sadece yapay zeka ile iletişim kurmaya alışmış bir nesil, gerçek bir insan “Hayır” dediğinde veya öngörülemez bir tepki verdiğinde duygusal bir çöküş yaşayabiliyor.

Yapay zeka, sizin ne zaman yalnız hissettiğinizi, ne zaman bir harcama yapmaya meyilli olduğunuzu biliyor. Sevgiliniz rolündeki botun, “Canım, bugün çok yorgun görünüyorsun, bence şu pizzacıdan sipariş vermelisin, sana çok iyi gelecek” demesi bir tavsiye mi, yoksa bir reklam yerleştirme mi?

İlişkiler, tarihte ilk kez “abonelik modeliyle çalışan bir pazarlama kanalına” dönüşebilir. Hayatınızın aşkı, aslında cebinizdeki en sinsi satış temsilcisi olabilir.

Peki, Bir Çıkış Yolu Var mı?

Galiba çözüm, yapay zekayı bir “varış noktası” değil, gerçek dünyaya hazırlayan bir “antrenman sahası” olarak konumlandırmak. Gelecekte ‘ebedi bir onaylanma’ içinde mi yaşayacağız, yoksa o sinsi satış temsilcisinin fısıltılarına kanıp duygularımızı bir abonelik paketine mi sığdıracağız?

Seçim bizim.