Ucu cinayete varan mesele aslında incir çekirdeğini doldurmaz bazen.
21 yaşında bir gencin, Kubilay Kaan Kundakçı’nın hayatı; bir bakış, bir ego, bir ilişki gerilimi ve birkaç dakikalık kontrol kaybı arasında sönüyor. Ve biz yine aynı soruyu soruyoruz: Bu nasıl bu kadar kolay oluyor?
“Erkek şiddeti” elbette bu hikâyenin ana gövdesi. Ancak o gövdeyi besleyen, büyüten ve bazen fark edilmeden meşrulaştıran başka bir katman daha var: ilişkilerde toksik dinamikler… ve evet, kadınların da bu dinamiklerdeki rolü.
Bu zor bir konu.
Çünkü kadın toksisitesi dediğimizde çoğu kişi savunmaya geçiyor. Oysa mesele suçlamak değil, anlamak.
Modern ilişkilerde aşk çoğu zaman duygudan çok bir güç mücadelesine dönüşüyor. Kim daha çok seviyor? Kim daha az bağlı? Kim kimi “elde tutuyor”?
Bazı kadınlar, özellikle duygusal güvensizlik yaşayanlar, ilişkide kontrolü elinde tutmak için dolaylı yollar kullanıyor. Kıskandırma, eski partnerleri sahneye geri sokma , belirsizlik yaratıp birini diğerine karşı kullanma ilk bakışta “zararsız oyunlar” gibi görünüyor. Ama özellikle Türkiye’de karşı tarafta ciddi bir erkeklik krizi tetikliyor.
Çünkü birçok erkek için ilişki sadece duygusal değil, aynı zamanda kimlik meselesi.
“Seçilen olmak”, “tercih edilmek”, “kaybetmemek”… Bunlar tehdit altına girdiğinde, özellikle duygusal dengesi zayıf bireylerde, olay hızla kontrolden çıkıyor.
Kadın toksisitesi genelde fiziksel değil, psikolojik alanda ortaya çıkıyor. Bu yüzden daha az konuşuluyor, hatta çoğu zaman romantize ediliyor.
“Biraz kıskandırdım”, “Onu test ettim, “Benim için kavga etsin istedim” cümleleri toplumda neredeyse normal kabul ediliyor.
Ama belirsizlik ve rekabet, özellikle düşük benlik saygısına sahip bireylerde, agresyonu artırıyor. Yani bir kadının yaptığı manipülatif bir hamle, karşı tarafta sadece duygusal değil, biyolojik bir tepki de yaratıyor.
Kortizol yani stres hormonu yükseliyor, testosteron tetikleniyor. Rekabet ve saldırganlık yükseliyor ve mantık devre dışı kalıyor. Ve işte o an “incir çekirdeği” dediğimiz şey, bir anda ölümcül bir krize dönüşebiliyor.
Burada mesele biraz da kültürel. Türkiye’de erkeklere “kaybetmemek” öğretiliyor. Kadınlara da “değerini hissettirmek için test etmek” öğretiliyor. Yani iki taraf da aslında sağlıksız bir oyunun içinde.
Kadın, değersizlik korkusuyla kontrol kurarken,erkek değersizlik korkusuyla kontrolü kaybediyor. Ve bu ikisi birleştiğinde duygusal olarak çocuk kalmış iki yetişkinin, yetişkin sonuçlar doğuran çatışması ortaya çıkıyor.
Şunu kabul edelim: Bazı kadınlar, ilişkide yarattıkları gerilimin sonuçlarını öngöremiyor. Bu yüzden oyunun riskini küçümsüyor. Ama erkekler için bu oyun, çoğu zaman “onur”, “statü” ve “varoluş” meselesine dönüşüyor.
Bu yazının amacı “kadınlar da suçlu” demek değil. Ama kabul edelim, ilişkilerde masum sandığımız manipülasyonlar, bazen sandığımızdan çok daha büyük sonuçlar doğuruyor.
Sağlıklı ilişkide test ve belirsizlik olmaz. Çünkü sağlıklı ilişki, bir oyun değil; bir güven alanıdır. Bu olaydaki gibi bir mesaj, bir bakış, bir küçük oyun çok büyük riskler yaratabiliyor.
Ve hiçbir aşk, bu riski almaya değmez.
