Küresel finansal sistem, son on yılın en kapsamlı ve sessiz devrimlerinden birini tamamladı. Yarım asra yakın bir süre boyunca türev ürünlerden sendikasyon kredilerine, mortgage sözleşmelerinden karmaşık yapılandırılmış finansal araçlara kadar yüzlerce trilyon dolarlık bir ekosistemin kuzey yıldızı olan LIBOR (London Interbank Offered Rate), yerini geri dönülemez bir şekilde yeni nesil referans oranlarına bıraktı.
Ancak bu değişim, sadece bir faiz oranının isminin değişmesi değil; finansal mimarinin beyan (tahmin) üzerine kurulu geçmişinden, işlem (gerçek veri) üzerine kurulu geleceğine geçişidir.
LIBOR, doğası gereği bir niyet göstergesiydi. Panel bankalarına her sabah sorulan “Bugün borç alacak olsanız hangi orandan alırdınız?” sorusu, piyasada gerçek bir nakit akışı olmasa dahi bankaların subjektif değerlendirmelerini yansıtıyordu. Özellikle 2008 Küresel Finans Krizi sonrası su yüzüne çıkan manipülasyon skandalları, bu subjektif yapının hem metodolojik hem de etik açıdan zayıflıklarını su yüzüne çıkardı. Gerçekleşmiş işlemler yerine tahmine dayalı bildirimlerin esas alınması, piyasa gerçekliği ile referans oran arasındaki bağı kopardı. Düzenleyici otoriteler için artık tek bir çözüm vardı: LIBOR’un yerine sistemi daha tartışmasız bir veri setine bağlamak.
2024 yılı itibarıyla hayatımıza giren yeni nesil oranlar, Risksiz Referans Oranları (Risk-Free Rates – RFR) olarak tanımlanıyor. Bu oranları LIBOR’dan ayıran üç temel nitelik söz konusu: (1) Her sabah açıklanan oranlar, bir önceki gün piyasada gerçekleşmiş milyarlarca dolarlık gerçek işlem verisinden türetiliyor. Böylece gerçekleşmeler, LIBOR’daki tahminlerin yerini aldı. (2) ABD doları için SOFR, Euro için €STR, Sterlin için SONIA gibi oranlar, merkez bankaları veya denetimli kurumlar tarafından, yüksek hacimli ve izlenebilir repo veya gecelik borçlanma pazarlarından besleniyor. Böylece şeffaflık öne geçti. (3) LIBOR, bankaların birbirine borç verme riskini (kredi riski) de içerirken; yeni RFR’ler genellikle teminatlı işlemler üzerinden hesaplandığı için saf faiz oranını yansıtıyor.
Bu geçişin teknik bir zorluğu da mevcut. LIBOR ileriye dönük bir orandı; yani borçlanırken örneğin 3 ay sonraki faizin ne olacağını biliniyordu. Yeni RFR’ler ise ağırlıklı olarak geriye dönük ve gecelik bileşik faiz esasına dayanıyor.
Bu durum, bankacılık sistemlerinden risk yönetimi modellerine, hukuki sözleşmelerden türev ürün fiyatlamalarına kadar her alanda devasa bir operasyonel dönüşümü zorunlu kıldı. Finans dünyası, belirsizliğin egemen olduğu bir dönemde, nakit akışlarını gerçekleşen veri üzerinden yönetmeyi yeniden öğrenmek zorunda kaldı.
Türkiye, bu küresel dalgayı en erken ve doğru göğüsleyen ülkelerden biri oldu. TRLIBOR’un yerini uluslararası standartlarla uyumlu olan TLREF (Türk Lirası Gecelik Referans Faiz Oranı) aldı. Borsa İstanbul bünyesindeki repo pazarındaki gerçek işlemlerden üretilen TLREF, bugün Türk finans piyasalarının en güvenilir çıpası olarak kabul ediliyor.
LIBOR’un sona ermesi, bir anlamda “söz senettir” döneminden “veri kanıttır” dönemine geçişin tescili olarak kabul edilebilir. Artık finansal göstergeler, birkaç kişinin subjektif kararlarıyla değil, piyasanın kolektif ve somut işlemleriyle şekilleniyor. Bu dönüşüm, bir sistem değişimi olmasının yanında 2008 krizinde zedelenen finansal dürüstlük kavramının da yeniden oluşturulması için atılmış bir adımdır.
