Davos’ta Trump’ın öncülüğünde Gazze için ilan edilen “Barış Kurulu”, küresel diplomasinin en dikkat çekici sahnelerinden birine ev sahipliği yaptı. Çok sayıda ülke lideri ya da onları temsilen dışişleri bakanları, özel temsilciler ve güvenlik danışmanları kameralar önünde imza attı. Ama masada iki büyük boş sandalye vardı: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu.

Bu yokluk bir protokol eksikliği değil, yeni dünya düzeninin hukuki ve siyasi çelişkisini yansıtan sembolik bir tabloydu.

Hukuk Duvarına Çarpan Siyaset

Putin de, Netanyahu da fiilen törene katılsalar, bazı ülkelerin uluslararası yükümlülükleri gereği havaalanına adım attıkları anda savaş suçları isnadıyla tutuklanma riskiyle karşı karşıya kalacaklardı. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kararları ve devam eden soruşturmalar, bu iki liderin birçok Batı ülkesine serbestçe seyahat etmesini fiilen imkânsız kılıyor.

Bu durum, barış için kurulan bir masanın en kritik aktörlerinin hukuken o masaya oturamaması gibi çarpıcı bir çelişki yaratıyor.

Masada Olmaları Neden Bekleniyordu?

Gazze savaşının siyasi ve askerî kararlarını alan aktör İsrail hükümeti; Ukrayna savaşının seyrini belirleyen aktör ise Kremlin. Bu iki dosya bugün küresel güvenlik mimarisinin merkezinde yer alıyor. Dolayısıyla barış ve ateşkes konuşuluyorsa, Putin ve Netanyahu’nun masada olması doğal kabul ediliyor.

Ama tam da bu nedenle, yoklukları daha fazla anlam yüklü hale geliyor: Barışı konuşan masa kuruluyor, fakat savaşın baş aktörleri hukuken o masaya gelemez durumda.

Kimler Katıldı, Kimler Mesafeli?

Toplantıda ABD’nin yanı sıra Orta Doğu’dan Mısır, Ürdün, Katar ve Körfez ülkeleri; Asya’dan Pakistan ve Endonezya; Kafkasya ve Orta Asya’dan bazı devletler; Latin Amerika’dan temsilciler yer aldı. Türkiye de bakan düzeyinde katılım sağladı. Amaç, ateşkesin kalıcılaştırılması, insani yardımın kurumsallaştırılması ve savaş sonrası yeniden inşa çerçevesinin oluşturulmasıydı.

Buna karşılık bazı Avrupa ülkeleri, özellikle hukuki meşruiyet ve UCM boyutunu gerekçe göstererek girişime temkinli yaklaştı. “Barış kurulu”nun, savaş suçlarıyla anılan liderleri fiilen aklayan bir siyasi şemsiye haline gelmemesi gerektiği yönünde kaygılar dile getirildi.

Siyaset-Hukuk Makası

Ortaya çıkan tablo, günümüz uluslararası sisteminin temel gerilimini yansıtıyor: Güç ile hukuk arasındaki makas açılıyor. Siyasi gerçeklik, savaşın aktörlerini masada tutmayı zorunlu kılıyor; uluslararası hukuk ise aynı aktörlerin hareket alanını kısıtlıyor.

Putin ve Netanyahu’nun törene katılamaması bu nedenle bir ayrıntı değil, bir dönemin fotoğrafı. Barış konuşuluyor, ama adaletle siyaset aynı hızda ilerlemiyor.

Eksik Bir Masa

Bugün Davos’taki Barış Kurulu masası, küresel iradenin ateşkesi ve istikrarı arama çabasını yansıtıyor. Ancak masadaki boş sandalyeler, bu arayışın ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor. Barış için kurulan düzen, hukuki meşruiyet ile siyasi zorunluluk arasındaki gerilim çözülmeden tam anlamıyla sağlam bir zemine oturamıyor.

Putin ve Netanyahu’nun yokluğu, barışın değil ama barış sürecinin önündeki en büyük sorunun altını çiziyor:

Barışı kurmak isteyen bir dünya, aynı anda adaletle nasıl barışacak?