Çin gibi bir güç petrolü, doğalgazı, tahılı, gübreyi, kritik mineralleri ve altını agresif biçimde depoluyorsa; Amerikan Hazine bonolarını azaltıp altın rezervlerini artırıyorsa… açık konuşalım: bu sıradan bir ekonomik tercih değildir.
Bu bir yatırım planı değil. Bu bir hazırlık planı.
Çünkü hiçbir ülke yüz milyarlarca doları yıllarca kullanılmayacak tanklara, silolara ve kasalara kilitlemez.
Devletler bazen konuşmaz. Stok yapar.
Ve stok, en net mesajdır.
Geçtiğimiz günlerde Londra’da Çin enerji güvenliği üzerine konuştuğum uluslararası bir konferansta kahve molasında yanıma gelen Çinli kıdemli bir yetkiliyle yaptığım sohbet, okuduğum onlarca kalın rapordan çok daha öğreticiydi.
“Altı aylık stratejik petrol rezervimiz var,” dedi.
“Yeni 100 milyon varillik depolama kapasitesi inşa ediyoruz.”
Ardından ekledi:
“Gelecek yatırımlarımızın çoğu ise petrol ve gazda değil; hidrojen, yeşil amonyak ve yenilenebilirlerde.”
İlk bakışta çelişki gibi duruyor. Bir yandan fosili azaltıyorsunuz. Öte yandan tarihin en büyük petrol stoklarını yapıyorsunuz.
Ama bu çelişki değil.
Bu, savaş ekonomisinin matematiği.
Çin’in korkusu fiyat artışı değil.
Arzın kesilmesi.
Enerji artık piyasa değil, güvenlik meselesi
Uzun yıllar enerjiye ticari bir meta gibi baktık.
Fiyat yükselir, üretim artar, piyasa dengelenir sandık.
O dönem kapandı.
Bugün enerji:
•yaptırım aracı,
•diplomatik koz,
•askeri baskı unsuru,
•ulusal güvenlik sigortası.
Rusya–Ukrayna savaşı Avrupa’ya sert bir ders verdi.
Bir gecede gazsız kalabildiler.
Kızıldeniz’de tankerler vuruldu.
Hürmüz’de her gerilim petrolü fırlatıyor.
Tedarik zincirleri kırılganlaştı.
Dünya “just-in-time” mantığından çıktı, “just-in-case” dönemine girdi.
Yani verimlilikten önce dayanıklılık.
Çin tam olarak bunu yapıyor.
Çin’in üç büyük korkusu
Pekin’in stratejik kaygıları üç başlıkta toplanıyor.
Birincisi: Kaynak kontrolü.
İran, Venezuela ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar şunu gösterdi: enerji piyasası siyasi bir düğmeyle kapanabiliyor. Bugün alırsınız, yarın alamazsınız.
İkincisi: Deniz yolları.
Çin petrolünün büyük kısmı Malakka Boğazı’ndan geçiyor.
Dünya ticaretinin kalbi Hürmüz’den akıyor.
Bu hatların çoğu ABD donanmasının etki alanında.
Bir kriz anında Malakka kapanırsa?
Çin ekonomisi haftalar içinde durur.
Pekin literatüründe bunun adı var: “Malacca İkilemi.”
Üçüncüsü: Finansal kırılganlık.
Enerji ticareti hâlâ dolar bazlı.
Dolar ise bir yaptırım silahı.
SWIFT’ten çıkarıldığınız an ticaretiniz felç.
Yani risk sadece jeopolitik değil, finansal.
Asıl korku: Tayvan
Ama konuşulmayan daha büyük bir senaryo var. Tayvan.
Çin’de şu soru ciddi biçimde tartışılıyor:
“Bir kriz çıkarsa Batı bizi Rusya’ya yaptığı gibi tecrit eder mi?”
Rusya örneği ortada:
•teknoloji ambargosu,
•finansal izolasyon,
•enerji kısıtlamaları.
Bir ülkeyi savaşmadan da durdurabiliyorsunuz.
Pekin’in hesabı net:
“Enerji akışı kesilirse biz ne kadar dayanırız?”
İşte bu yüzden depolar doluyor.
Sadece ekonomi için değil.
Olası bir jeopolitik abluka için.
Denizden karaya dönüş
Çin’in stratejisindeki bir başka hamle de dikkat çekici: deniz bağımlılığını azaltmak.
•Rusya’dan boru hattı petrolü,
•Orta Asya’dan kara gazı,
•demiryolu koridorları.
Çünkü deniz yolları kilitlenebilir.
Kara hatları daha kontrol edilebilir.
Bu yüzden Rusya–Orta Asya–Çin ekseni sadece ticari değil, stratejik bir omurga.
Yeşile koşarken depoyu doldurmak
Bir paradoks daha var.
Çin aynı zamanda dünyanın en büyük yenilenebilir yatırımcısı.
Güneş panellerinde lider.
Batarya üretiminde bir numara.
Elektrikli araçta küresel dev.
Geleceği temiz enerjiyle kuruyor.
Ama bugünü fosille garanti altına alıyor.
Bu çelişki değil.
Bu bir sigorta poliçesi.
IEA ülkeleri 90 günlük rezerv tutmaya zorluyor.
120 gün tartışılıyor.
Çin 180 günü hedefliyor.
Çünkü enerji yoksa:
fabrikalar durur,
lojistik çöker,
işsizlik artar,
toplumsal huzur sarsılır.
Fiyat pahalı olabilir.
Ama yokluk ölümcüldür.
Türkiye için ders
Buradan bize düşen ders çok net.
Enerji artık sadece ithalat faturası değil.
Bir savunma altyapısı.
Stratejik rezerv, depolama, kaynak çeşitliliği…
Bunlar askeri caydırıcılık kadar kritik.
Türkiye bir enerji köprüsü.
Ama kriz anında sorulacak soru basit:
Depolar dolu mu?
Çünkü 21. yüzyılın savaşları cephede değil, enerji vanasında kazanılıyor.
Çin’in yaptığı şey aslında çok sade:
Geleceği yenilenebilirle kuruyor.
Bugünü stokla güvenceye alıyor.
Riskleri romantizmle değil, gerçekçilikle yönetiyor.
Belki de en doğru cümle şu: Barış zamanında depoyu doldurmayan ülkeler, kriz zamanında kaderine razı olur.
Dünya sessizce hazırlanıyor.
Soru hâlâ geçerli: Peki biz ne kadar hazırız?
