Bir devletin gücü çoğu zaman envanterindeki silahların menziliyle, savunma bütçesinin büyüklüğüyle ya da teknolojik üstünlüğüyle ölçülür.
Oysa tarihin ve çağdaş güvenlik çalışmalarının gösterdiği daha derin bir gerçek var: Asıl belirleyici olan, bu araçları kullanan insan unsuruna nasıl davrandığıdır.
Gücün Ölçüsü: Silah mı, İnsan mı?
Üniformayı giyen askerin kendisini ne kadar güvende hissettiği, ailesinin devlet tarafından ne ölçüde sahiplenildiği ve görev bitince hayatın hangi kapılarıyla karşılaşacağı, caydırıcılığın görünmeyen ama belirleyici sütunlarıdır.
Bu nedenle askere sahip çıkmak, yalnızca bir sosyal politika alanı değil; doğrudan doğruya bir ulusal güvenlik meselesidir. Moral gücü yüksek, yarınından emin, ailesinin arkasında bir devlet olduğunu bilen bir asker; sahada daha soğukkanlı, daha dirençli ve daha kararlıdır. Stratejik dayanıklılık, nihayetinde insanın psikolojik ve kurumsal güveninden beslenir.
Ordu–Millet Geleneği: Tarihsel Bir Sözleşme
Türk devlet geleneğinde asker hiçbir zaman yalnızca bir meslek grubu olmadı. Mete Han’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’ten bugüne uzanan çizgide “ordu–millet” anlayışı, askeri devletin kurucu unsuru olarak konumlandırdı.
Bu, ücret karşılığı yapılan bir işten ziyade, karşılıklı vefa ve sorumluluk üzerine kurulu tarihsel bir sözleşmeydi.
Şehit ailelerine vakıflar aracılığıyla sağlanan destekler, tımar ve sandık sistemleriyle asker ve ailesinin güvence altına alınması, modern sosyal devlet kavramının çok öncesine uzanan kurumsal reflekslerdi. “Asker sahada yalnız değildir” ilkesi, yüzyıllar boyunca Türk devlet aklının omurgasında yer aldı.
Bugünün Kurumsal Çerçevesi
Bugün bu miras; OYAK’tan askerî sağlık sistemine, rehabilitasyon merkezlerinden psikolojik destek birimlerine, gazi ve harp malulü statülerinden şehit ailelerine tanınan istihdam ve sosyal haklara kadar geniş bir yapıda somutlaşmış durumda.
Şehit aileleri için eğitim ve sağlık güvenceleri, gaziler için tedavi ve bakım imkânları, anıtlar ve anma kültürü; vefanın hem maddi hem de manevi boyutunu temsil ediyor. Bu yapı, askerle devlet arasındaki ilişkinin görev süresiyle sınırlı olmadığını, hayat boyu süren bir sorumluluk bağı olduğunu gösteriyor.
Moral Bir Güç Çarpanı
Sahada yaralıyı ve şehidi geride bırakmama kültürü, sadece insani değil, aynı zamanda operasyonel bir üstünlüktür. Tahliye kapasitesi, ileri tıbbi destek zinciri ve “devletim beni kaderime terk etmez” duygusu, askerin psikolojik dayanıklılığını artırır. Bu güven, yüksek riskli anlarda verilen kararların kalitesine doğrudan yansır.
Küresel Başarılı Uygulamalar: Ömür Boyu Onur Modeli
Dünyanın önde gelen orduları askerliği “ömür boyu taşınan bir statü” olarak ele alıyor:
•ABD: Veterans Affairs sistemi, yalnızca sağlık hizmeti sunmakla kalmıyor; gazilere üniversite bursları, konut kredileri, mesleki yeniden eğitim ve kamu-özel sektörde ikinci kariyer yolları açıyor. Savunma sanayii ve siber güvenlik, eski askerler için bilinçli bir istihdam havuzu olarak kurgulanmış durumda.
•Birleşik Krallık: Combat Stress ve NHS iş birliğiyle, travma sonrası stres bozukluğu onlarca yıl boyunca izleniyor. Askerin ailesi de bu psikososyal destek sisteminin parçası.
•Almanya: Bundeswehr rehabilitasyon merkezleri, tıbbi tedaviyi mesleki yönlendirme ve sivil hayata uyum programlarıyla birlikte yürütüyor. “Üniformadan sivil hayata geçiş” başlı başına bir kamu politikası alanı.
•Fransa: Şehit aileleri ve gaziler için “tek durak ofis” modeli uygulanıyor. Sağlık, eğitim, emeklilik, psikolojik destek ve hukuki süreçler hayat boyu tek bir kurum tarafından izleniyor.
•İsrail: Zorunlu askerlik sonrası personel, savunma sanayii, siber güvenlik, afet yönetimi ve kamu güvenliği alanlarında stratejik insan kaynağı olarak değerlendiriliyor. Askerlik, bir kariyer kesintisi değil, bir sıçrama tahtası olarak kurgulanıyor.
•Kanada ve Avustralya: Gazilere yönelik “whole-of-life care” yaklaşımıyla, emeklilikten aile danışmanlığına, ruh sağlığından istihdama kadar bütüncül destek sunuluyor.
Bu örneklerin ortak noktası şudur: Askerlik, geçici bir görev değil; devletle birey arasında ömür boyu süren bir onur ve sorumluluk sözleşmesidir.
Türkiye İçin Stratejik Ufuk
Türkiye güçlü bir tarihsel mirasa ve sağlam kurumlara sahip. Ancak küresel deneyim, bu vefa anlayışının daha da derinleştirilebileceğini gösteriyor:
•Uzun vadeli psikolojik izleme ve aile destek programları,
•Gaziler için savunma sanayii, afet yönetimi, kritik altyapı güvenliği ve siber alanlarda planlı kariyer geçişleri,
•Şehit aileleri için hayat boyu tek merkezden danışmanlık ve idari refakat,
•Askerlik sonrası eğitim ve girişimcilik fonları.
Bunların tümü, askerliğin bir dönemlik fedakârlık değil, ömür boyu saygınlık ve güven statüsü olarak kurumsallaştırılmasının parçalarıdır.
Güven Olmadan Güç Olmaz
Gerçek güç yalnızca cephede kazanılmaz. Barış zamanında da askere ve ailesine şu güveni verebilmektir: “Devletim yanımda. Bugün de, yarın da, hayat boyu.”
Bu güven kökleştikçe, caydırıcılık sadece silah sistemlerinden değil, o silahları taşıyan insanların devlete duyduğu sarsılmaz aidiyetten doğar. Devletin gerçek gücü, tam da burada — sessiz, görünmez ama kalıcı bir şekilde — inşa edilir.
