Başlıktan biraz muzurluk kokusu geldiğinin farkındayım. Bilerek.

Çünkü bazen en ciddi meseleleri hafif bir tebessümle konuşmak gerekiyor. Kelimelerle oynuyormuş gibi yaparız ama aslında derin düşündüğümüzde kelimelerin bizimle oynadığını farkediyoruz. Zihnimizin derinliklerindeki kodları açığa çıkarırlar.

“Hayat adamı” deyince gözünüzün önüne nasıl bir figür geliyor? Muhtemelen neşeli, masada kahkahayı başlatan, risk alan, seyahat eden, düşüp kalkmayı bilen biri. Hayatı kaçırmamış, sonuna kadar yaşayan, hatta hayatı biraz zorlamış biri.

Peki “hayat kadını” deyince?

Bir duraksama. Bir anlam daralması. Bir sokağa sıkışmış bir kelime. Dünyanın en eski mesleklerinden birisini icra eden kadın…

Ne garip değil mi?

Dil Bizi Ele Veriyor

Dil sadece iletişim aracı değil; kültürel hafızanın aynasıdır. “Adam gibi adam” dediğimizde de kastettiğimiz şey biyoloji değildir. Orada dürüstlük, cesaret, omuz verme, sözünde durma gibi erdemler vardır.

Ama aynı yapının kadın versiyonu yoktur. “Kadın gibi kadın” dendiğinde çoğu zaman başka erotik çağrışımlar devreye girer. Demek ki mesele kelime değil; tarihin ve toplumun kelimeye yüklediği anlamdır.

Sosyodilbilim araştırmaları gösteriyor ki birçok dilde olumlu nitelikler tarihsel olarak erkek formlarla kodlanmış. İngilizcede “man up” (erkek ol) cesaret çağrışımı yaparken, kadınla ilgili metaforlar daha sınırlı kalmış. Dil, eşitsizliği üretmiyor belki ama taşıyor.

Hayat Adamı: Özgürlüğün Sembolü

“Hayat adamı” neden pozitif çağrışım yapıyor? Çünkü orada serbest ruh var. Biraz delilik, biraz dünya görmüşlük, biraz da “yaşadım be” duygusu. Hata yapma hakkı var. Düşüp yeniden başlama özgürlüğü var.

Toplum erkeğe hata yapma lüksü tanımış.

Hayat Kadını: Neden Tek Anlama Hapsedildi?

“Hayat kadını” ise nedense hayata hükmeden, hayatı bilen, hayatı dönüştüren bir kadın imgesi yerine cinsellik objesine indirgenmiş.

Oysa düşünsenize: Hayatı bilen kadın. Hayatın içinden geçmiş kadın. Hayatı yeniden kurabilen kadın.

Bu anlam neden akla ilk gelmiyor?

Çünkü tarih kadın özgürlüğünü erkek özgürlüğü kadar romantize etmedi. Erkek “gezdi”ğinde maceracı oldu; kadın “gezdi”ğinde sorgulandı. Erkek “risk aldı”ğında cesur oldu; kadın “risk aldı”ğında yargılandı.

Ama bu kader değil.

Hayatı Yaşamak Cinsiyetsizdir

Dünya Değerler Araştırması verileri gösteriyor ki genç kuşaklarda hem erkekler hem kadınlar için “kendini gerçekleştirme” ve “hayattan zevk alma” öncelikleri artıyor. Geleneksel rol kalıpları gevşiyor. Özellikle Avrupa ve Kuzey ülkelerinde bireysel özgürlük cinsiyetten bağımsız değerlendiriliyor.

Hayatı doya doya yaşamak erkeklere özgü değil. Neşe cinsiyetsizdir. Cesaret cinsiyetsizdir. Merak cinsiyetsizdir.

Hayatın insanı;
Düştüğünde ayağa kalkar.
Başarıyı paylaşır.
Gücü eline aldığında kibirlenmez.
Sorumluluk alır ama neşeyi kaybetmez.

Bu özelliklerin kadın ya da erkek olması mümkün mü?

Metaforu Yeniden Yazmak

Belki de mesele kelimeleri yasaklamak değil; onları dönüştürmek lazım.

“Hayat kadını” dediğimizde yüzümüz kızarmıyorsa, “hayat adamı” dediğimizde kimse dışlanmıyorsa, dil biraz daha adil hale gelir.

Çünkü kelimeler değiştiğinde zihinler de değişir.

Hayat bir performans değil; bir deneyim. Hayat bir yarış değil; bir yolculuk. Ve bu yolculukta cinsiyet sadece başlangıç noktasıdır.

Sonunda geriye şu kalır:

Hayat adamı mı? Hayat kadını mı?

Belki de cevap basit: Hayatın insanı.

Cesur ama merhametli.
Neşeli ama sorumlu.
Güçlü ama zarif.

Ve her sabah aynaya baktığınızda gördüğünüz kişi…
Hayatı gerçekten yaşıyorsa, zaten doğru taraftadır.