Klişe tavsiyeler çoğu zaman işe yaramaz. Herkesin hayatı, şartları, yükleri ve kırılma noktaları farklıdır.
Ama yıllar içinde şunu öğrendim: İnsanlar farklı yollardan yürürler ama yine de benzer eşiklerde tökezler. Bu yüzden bazen doğru zamanda söylenen birkaç cümle, uzun öğütlerden daha etkili olur. Bir yol tarifinden çok, küçük bir yol işareti gibi… Beyinde yeni bir pencere açabilir.
Zaman zaman genç dostlarım soruyor. Kimi bir kahve sırasında, kimi kısa bir mesajla:
“İşim iyi gidiyor ama ilişkilerde zorlanıyorum.”
“İlişkim var ama kariyerimde ilerleyemiyorum.”
“Kimse beni ciddiye almıyor.”
Bu yakınmalar tanıdık. Çünkü hayatta işte başarı ile ilişkide başarı çoğu zaman aynı anda gelmez. Hatta çoğu zaman biri yükselirken diğeri zorlanır. Bu bir başarısızlık değil kesinlikle; iki alanın farklı mantıklarla işlemesinin doğal sonucu.
İki Farklı Başarı Dili
İş hayatı netlik ister: hedef, hız, rekabet, kontrol ve ölçüm.
İlişkiler ise belirsizliği tolere etmeyi gerektirir: empati, esneklik, paylaşım ve kırılganlık.
Kariyerde sizi ileri taşıyan özellikler—disiplin, hırs, duyguları bastırabilme—ilişkilerde mesafe yaratabilir. Aynı şekilde ilişkide denge sağlayan fedakârlıklar, işte yavaşlama hissi doğurabilir.
Bu bir çelişki değil; iki farklı başarı tanımını aynı bedende taşımanın zorluğudur.
Olgunluk ve ustalık, bu iki alanı birbirine rakip hâline getirmeden, zaman içinde dengeleyebilmeyi öğrenmektir.
Aynanın Karşısına Geçmek
Gençlere verdiğim en önemli tavsiye şudur:
Ara sıra kendinizi tamamen soyun ve çırılçıplak aynanın karşısına geçin.
Makyaj yok.
Kıyafet yok.
Rol yok.
Ne görüyorsanız, osunuz.
Bu egzersiz acımasız olmak zorunda değil; ama dürüst olmalıdır. Kendini olduğundan büyük görmek de, küçük görmek de yanıltıcıdır. İkisi de yanlış kararlar doğurur. Kendini tanımadan dünyayla sağlıklı ilişki kurmak mümkün değil.
Sınırlarını bilmeyen insanlar ya aşırı sertleşir ya da fazlasıyla savunmasız hâle gelir. Her ikisi de yorucudur.
Önce aynayla barışın. Sonra dünyaya çıkın.
Ama nerede “evet”, nerede sınır, nerede uzaklaşmak gerektiğini bilerek.
Ciddiye Alınmak Bir Talep Değil, Bir Hâldir
Gençlerin sık dile getirdiği “ciddiye alınmak” arzusu da ortak bir özlem. İşte, ilişkide, sosyal hayatta…
Buradaki temel yanılgı şudur: Ciddiye alınmak istenen bir şey değil, inşa edilen bir duruştur. Kendini ciddiye almayan biri, başkaları tarafından uzun süre ciddiye alınmaz.
Herkese her an ulaşılabilir olmak çoğu zaman özgürlük gibi sunulur. Oysa çoğu durumda bu, sınır eksikliğidir. Sınır koyamayan insanlar başkalarının gündemine göre yaşar. Sürdürülebilir olan; sınırları net ama kapıları açık bir duruştur.
Rol Yapmak ve Kimlik Yorgunluğu
Son yıllarda sıkça tartışılan bir kavram var: “performative identity” — yani sürekli bir şeyleri temsil etme hâli.
Sosyal medyada, işte, ilişkilerde…
Herkes biraz rol yapıyor. Çoğu zaman kendisi olmadan.
Ama rol uzun sürerse yorar. Çünkü insan, olmadığı biri gibi yaşarken sürekli tetikte olmak zorunda kalır.
Gençlere şunu söylüyorum: Rol yaparak ilgi çekebilirsiniz ama rol yaparak uzun yol gidemezsiniz.
Doğru insanlar, parlatılmış versiyonunuza değil; zorlandığınız hâlinize bakar.
Kadınlar ve Erkekler: Farkı Bilmek Avantajdır
İlişkilerde en sık yapılan hata, karşımızdakinin bizim gibi düşündüğünü varsaymaktır. Oysa kadınlar ve erkekler birçok kritik başlıkta dünyayı farklı okur.
Bu farkları bilmek etiketlemek için değil; gereksiz çatışmaları azaltmak ve doğru yerden bağ kurmak için büyük avantaj sağlar.
•Erkekler sorunları çözülmesi gereken problemler olarak görme eğilimindedir; kadınlar önce anlaşılmak ister.
•Erkekler duygularını içlerinde düzenler; kadınlar paylaşarak anlamlandırır.
•Erkek için bağımsızlık kimliğin merkezindedir; kadın için bağ kurmak kimliği güçlendirir.
•Erkekler geri çekilerek dengelenir; kadınlar konuşarak.
•Erkekler yaptıklarıyla, kadınlar oldukları hâlle değer görür.
İki farklı dil, tek bir amaç: güvende hissetmek.
Farklılık sorun değil; rehberdir. İlişkiler, unutmayın, benzerlikten değil, farklılıkla baş etme becerisinden ayakta kalır.
Hız Kültürü ve Yorgunluk
Son yıllarda sıkça kullanılan bir başka kavram daha var: hız yorgunluğu. Kariyerler hızlandı, ilişkiler hızlandı, beklentiler arttı; tatmin aynı hızda artmadı. Herşeyi süratle tüketiyoruz. Tad almadan…
Gençlere söylediğim şudur: Hız her zaman ilerleme değildir.
Bazen sadece savrulmadır.
Yavaşlamak, seçici olmak, “her şey hemen olsun” baskısından çıkmak lüks gibi algılanıyor. Oysa bu lüksü tanımayanlar bedelini tükenmişlikle ödüyor.
Gürültü çağında berraklık, başlı başına bir güç.
Son Mesajım
Kusursuz bir hayat yok. Benim de geride bıraktığım hatalar, yanlışlar, hayıflanmalar var tabii ki. Ama bugün geriye baktığımda, terazinin pozitif tarafının ağır bastığını görüyorum. Bu yüzden huzurluyum.
Yanlışlar, gecikmeler, aceleler olacak. Kalıcı olan gürültü değil; tutarlılıktır. Parıltı değil; istikrardır. Herkesin alkışladığı yol değil; içinize sinen yoldur.
Hayatı görüp geçirmiş biri olarak genç dostlarıma mesajım net:
Kendinizi aceleyle harcamayın.
Kendi adımınızı atmaktan korkmayın.
Başarıyı tek bir alana hapsetmeyin.
Ciddiye alınmak için değil; hak etmek için, kendiniz için yaşayın.
Dürüstlük, onur, sahicilik, çalışkanlık ve sevecenlik…
Geç de olsa, her yerde karşılığını buluyor hiç merak etmeyin.
Gerisi, hayata çizginizde zamanla geliyor.
