Ayrılıklar yalnızca iki yetişkinin yollarını ayırması değildir. Çoğu zaman, görünmeyen bir üçüncü hayat da bu ayrılığın içinde şekillenir: çocuğun hayatı.
Boşanma süreçlerinde konuşulanlar genellikle hukuk, velayet, nafaka ve düzenlemelerdir. Oysa asıl belirleyici olan, mahkeme salonlarında değil, evlerin içinde, gündelik cümlelerin arasında yaşanır. Çocuğun zihninde ve kalbinde oluşan izler, hiçbir kararda yazmaz.
Çocuklar bu süreçte ne hakemdir ne de taraf. Ama çoğu zaman farkında olmadan, ebeveynlerin kırgınlıklarının taşıyıcısı hâline gelirler.
Ego Nerede Devreye Girer?
Ayrılık, her iki taraf için de bir kayıptır. Kırgınlık, öfke, hayal kırıklığı ve incinmişlik duyguları doğaldır. Sorun bu duyguların varlığı değil; bu duyguların çocuk üzerinden ifade edilmesidir.
Ebeveyn egosu çoğu zaman yüksek sesle konuşmaz.
Daha sessiz, daha ince, daha “iyi niyetli” görünür:
“Ben senin için daha çok fedakârlık yaptım.”
“Onun hayatında başka öncelikleri vardı.”
“Ben olmasam zorlanırdın.”
Bu cümleler suçlama gibi durmaz. Ama çocukta güçlü bir mesaj bırakır:
“Birini seçmelisin.”
Çocuğun Taşıdığı Görünmez Yük
Çocuk için anne ve baba rakip değildir.
Ama ebeveyn egoları devreye girdiğinde, çocuk bir denge kurmak zorunda bırakılır.
Çocuk şunları öğrenir:
•Sevmek, bölmek demektir
•Birini korumak için diğerinden uzaklaşmak gerekir
•İlişkilerde denge değil, taraf tutmak esastır
Bu, çocuğun ruhunda sessiz ama derin bir gerilim yaratır.
Çocuk bir ebeveyni kaybetmez belki; ama kendinden bir parça feda etmeyi öğrenir.
İşte bu yüzden bazı “kazanımlar” aslında bir Pirus zaferidir.
Anne ve Baba: Birbirinin Alternatifi Değil
Anne ve baba çocuğun hayatında farklı kapılar açar.
Biri diğerinin yerine geçmez; biri eksildiğinde diğeri fazlasıyla telafi edemez.
Anne:
•Duygusal yakınlığın
•Şefkatin
•Güvende hissetmenin kaynağıdır
Baba:
•Dış dünyayla temasın
•Sınırların
•Yön ve cesaret duygusunun parçasıdır
Bu bir üstünlük meselesi değil; tamamlayıcılıktır. Aynı şey anneden uzak kalan çocuklar için de geçerlidir.
Ebeveyn Egolarının Çocukta Açtığı Yaralar
Ebeveyn egosu doyurulduğunda, çocuk sessizce bedel öder.
Bu bedel bazen şudur:
•Karar verirken sürekli onay aramak
•İlişkilerde terk edilme korkusu
•Otoriteyle sorunlar ya da aşırı uyum
•Kendi ihtiyaçlarını bastırma eğilimi
Çocuk bunu o gün fark etmez.
Ama yıllar sonra, ilişkilerinde, iş hayatında, kendi ebeveynliğinde bu izler tekrar ortaya çıkar.
Bu Bir Suçlama Yazısı Değil
Bu yazı anneleri ya da babaları suçlamak için yazılmadı.
Herkes elinden gelenin en iyisini yaptığını düşünüyor. Çoğu zaman da gerçekten öyle.
Ama iyi niyet, her zaman doğru sonuç üretmez.
Ebeveynlik, “ben ne hissediyorum” sorusundan çok, “çocuğum bu yükle ne yapacak” sorusunu sormayı gerektirir.
Peki, Çocuğun Esenliği İçin Ne Yapmalı?
Çocuğun esenliği için yapılması gerekenler karmaşık değil; ama cesaret ister.
•Anne ve baba, çocuğun sevgisinin bölünebileceğini kabul etmeli
•Çocuk, bir ebeveyni severken diğerine ihanet ettiğini hissetmemeli
•Ayrılığın duygusal yükü, çocuğun omzuna bırakılmamalı
•Ebeveynler kendi egolarını çocukla değil, yetişkin alanlarında onarmalı
Çocuk şunu içtenlikle hissedebilmeli:
“Annem de babam da var. Ayrılmış olabilirler ama ikisi de benim hayatımda.”
En büyük koruma şudur:
Ebeveynlerin birbirini sevmek zorunda olmadığı ama çocuğun iki ebeveynini de sevebileceği bir alan açabilmesi.
Çünkü çocuk büyüdüğünde kimin haklı olduğunu değil, kimin onu yük taşımaktan kurtardığını hatırlar.
Ve gerçek kazanım şudur:
Ebeveynlerin değil, çocuğun ruhunun kazandığı bir ayrılık süreci.
İşte o zaman, kimse kaybetmez.
