Bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. İran krizinin giderek tırmandığı bir dönemde, dünya Ankara’dan gelecek mesajlara dikkat kesilmişken, uluslararası etkisi yüksek bir kanalda — Al Jazeera’da — üst düzey bir Türk dışişleri yetkilisinin performansını izlerken içimde bir rahatsızlık oluştu. Son aylarda farklı ortamlarda da benzer iletişim kazalarına tanık oldum.

Bu mesele siyasi görüş meselesi değildir.

Polemik meselesi hiç değildir.

Mesele, Türkiye’nin uluslararası alanda en güçlü, en güven veren ve en saygın biçimde temsil edilmesi meselesidir — içerik olarak, mesaj olarak ve görüntü olarak.

Çünkü bir diplomat kamera karşısına çıktığında konuşan yalnızca bir kişi değildir. O kişinin arkasında bir devlet vardır, bir tarih vardır ve derin bir kurumsal hafıza vardır.

Bu nedenle görünüm, duruş, kıyafet, ses tonu ve kriz anındaki soğukkanlılık; verilen mesaj kadar önemlidir.

Diplomasi yalnızca bilgi meselesi değildir.

Diplomasi aynı zamanda ağırlık meselesidir.

Aynı durum kurumsal dünyada da geçerlidir. Kurumsal kimliği güçlü bir şirket CEO’sunu hazırlıksız şekilde küresel bir medya platformunun karşısına çıkarmaz. Bir devlet de temsil meselesini spontane performansa bırakamaz.

Hariciye Geleneği: Deneyimle Olgunlaşmak

Bugün iş dünyasında olsam da mesleğe diplomasiyle başladım.

Hariciye’ye genç bir meslek memuru olarak girersiniz.

Ataşelik, üçüncü kâtiplik, ikinci kâtiplik…

Zorlu sınavlarla birinci kâtiplik…

Kıdemli diplomatik görevler…

Ve bazıları için yıllar sonra büyükelçilik.

Bu merdiven bir formalite değildir.

Bu bir olgunlaşma sürecidir.

En deneyimsizimiz bile zamanla öğrenir.

En acelecimiz zamanla ölçülü olur.

En heyecanlımız zamanla sakinleşir.

Bir diplomatın gerçek sınavı yazdığı rapor değildir.

Bazen beklenmedik bir soruya verdiği cevaptır.

Ve o cevap yalnızca kelimelerden ibaret değildir. Tonu, duruşu, görüntüsü ve mesajın berraklığıyla anlam kazanır.

Mesaj yoksa konuşmanın da anlamı yoktur.

Temsil: İçerik, Üslup ve İmaj

Kamusal diplomasi üç temel unsurdan oluşur:

•Ne söylediğiniz

•Nasıl söylediğiniz

•Nasıl göründüğünüz

Bu üç unsur birbirini tamamlamazsa en doğru mesaj bile etkisini kaybedebilir.

Kamera karşısında:

•dağınık bir kıyafet

•kontrolsüz beden dili

•savunmacı bir ton

•gereksiz polemik

bunlar yalnızca kişisel zafiyet değildir. Bir ülkeyi temsil ederken devlet ciddiyetini zedeleyebilir.

Artık görsel çağdayız. Bir görüntü saniyeler içinde dünyanın dört bir yanına ulaşabiliyor.

Beden dili mesajın yarısını taşır.

Kıyafet yalnızca estetik değildir; psikolojiktir. Bazen televizyon programlarında yarım saat karmaşık jeopolitik meseleleri analiz ediyorum, ama sonrasında bir izleyiciden gelen yorum şu oluyor: “Kravatınızın rengi çok güzeldi.”

İçerik kolayca geri planda kalabiliyor.

Duruş semboliktir.

Semboller ise algıyı şekillendirir.

Ve günümüz dünyasında algı, zaman zaman askeri güç kadar belirleyici olabiliyor.

Kriz anlarında uluslararası kamuoyu önce şu soruya bakar:

Bu ülke kendine güveniyor mu?

Siyasi Atamalar ve Eğitim Gerçeği

Devletler diplomatik kadrolara dışarıdan atamalar yapabilir. Bu siyasetin takdiridir.

Ancak diplomatik gelenekten gelmeyen bir kişinin aynı refleksleri gösterebilmesi için ciddi bir hazırlık gerekir.

Buna şunlar dahildir:

•hızlandırılmış diplomasi eğitimi

•protokol ve temsil eğitimi

•medya ve stratejik iletişim çalışmaları

•kriz simülasyonları

•müzakere teknikleri

Hiç kimse bu becerileri doğuştan bilmez.

Hazırlıksız bir temsilci:

•provokasyona açık hale gelebilir

•mesaj disiplinini kaybedebilir

•gereksiz savunmaya düşebilir

•devletin imajına istemeden zarar verebilir

Bu yalnızca bir iletişim sorunu değildir.

Eğer bir müzakere masasındaysanız, bu aynı zamanda pazarlık gücünün aşınması anlamına da gelebilir.

Yetersiz hazırlıkla bir temsilcinin ekran karşısına, konferans kürsüsüne veya kritik müzakere masalarına çıkması yalnızca kişisel bir risk değildir; ulusal bir risktir.

Bu noktada Dışişleri Bakanlığı’nın, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın deneyiminden de yararlanması faydalı olabilir.

Ekran Önü Diplomasisi: Yeni Cephe

Diplomasi artık yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülmüyor.

Televizyon stüdyoları…

Uluslararası konferanslar…

Sosyal medya platformları…

Canlı yayınlar…

Bunların hepsi artık jeopolitik birer cephe.

Ve önemi giderek artıyor.

Bugünün diplomatı yalnızca metin okumaz. Zor sorulara anında, ölçülü ve net cevap vermek zorundadır.

İstenmeyen soruları ustaca yönlendirmek de mesleğin bir parçasıdır.

Bir diplomat:

•kısa konuşmalı

•net konuşmalı

•sakin kalmalı

•provokasyona karşı soğukkanlılıkla sınır koymalıdır

Öfkelenmek güç değildir.

Sakin kalabilmek güçtür.

Kriz diplomasisi; tişörtle, kulakta kulaklıkla ve arkasında dağınık bir fonla yürütülemez.

Genç Diplomatlara

Bu yazıyı eleştirmek için değil, sorumluluk duygusuyla kaleme alıyorum.

Genç meslektaşlara birkaç tavsiye:

•görünüşünüzü küçümsemeyin

•kamera önünde prova yapın

•beden dilinizi izleyin

•cümlelerinizi sadeleştirin

•ne söylemeyeceğinizi öğrenin

Diplomasi bir ego sahnesi değildir.

Bir denge sahnesidir.

Hariciye geleneği tesadüf değildir. Bu bir kurumsal hafızadır.

Bugün hâlâ eski bir diplomat ve iş insanı olarak uluslararası televizyonlarda ve konferanslarda konuşuyorum. Yüzlerce kez yapmış olmama rağmen her seferinde ilk kez yapıyormuş gibi hazırlanırım.

Günlük hayatımdan daha özenli giyinirim.

Bu gösteriş değildir.

Bu temsil meselesidir.

Çünkü kamera önünde kurulan tek bir cümle yılların emeğini ya pekiştirir ya da zedeler.

Ana Mesaj

Bir ülkenin diplomasi kadrosu o ülkenin vitrini değil; omurgasıdır.

Diplomat yetişir.

Diplomat pişer.

Diplomat olgunlaşır.

Temsil bir onurdur ama aynı zamanda ağır bir sorumluluktur.

Bir diplomat hata yaptığında yalnızca kendisini değil, ülkesini temsil eder.

Diplomasi liyakat işidir.

Liyakat ise eğitimle, deneyimle ve disiplinle inşa edilir.

Bu noktada bir hususun altını özellikle çizmek gerekir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın uluslararası medya karşısındaki duruşunu, iletişim disiplinini ve beden dilini genel olarak başarılı buluyorum. Mesajlarını sakin, ölçülü ve gereksiz polemiklere girmeden iletmesi, özellikle kriz dönemlerinde devlet ciddiyetini yansıtan önemli bir avantajdır.

Ancak bu başarının yalnızca bireysel bir özellik olarak kalmaması gerekir. Aynı iletişim standardının bakanlığın farklı kademelerinde görev yapan diplomatlara ve sözcülere de sistemli biçimde aktarılması şarttır — özellikle siyasi atamalarla gelen isimlere.

Çünkü bir ülkenin uluslararası itibarı tek bir kişinin performansıyla değil, kurumsal tutarlılıkla şekillenir.

Bu nedenle Dışişleri Bakanlığı’nın — gerekirse İletişim Başkanlığı’nın deneyiminden de yararlanarak — diplomatlarına ve sözcülerine stratejik iletişim, temsil ve medya yönetimi eğitimi sağlaması bir lüks değil, stratejik bir yatırımdır.

Çünkü uluslararası sahnede yalnızca güçlü olmak yetmez.

Mesajınızı açık, güvenilir ve disiplinli biçimde iletebilmek de en az onun kadar önemlidir.