Ne saçma soru demeden, önyargıya kapılmadan beni dinleyin.

Geçenlerde Transandantal meditasyonun ücretsiz tanıtım görüşmesine katıldım. Zoom bağlantısıyla.

Başka meditasyonlardan farklarını söyle açıkladılar. Bunun için sessiz bir yer aramanıza, özel bir oturma veya duruşa gerek yok, kendiniz kullanmadığınız sürece arabada, metroda, işte, her yerde günde iki kez, 20’şer dakika, sadece gözlerinizi kapayarak, daha sonra size vereceğimiz anlamsız bir sesi veya kelimeyi içinizde kullanarak kendi içinizde derine dalabilirsiniz. Bir okyanusun üstünde dalgalar büyük, sarsıcı, düzensiz olabilir. Ama dibinde her yer sessizdir. İşte siz de bu meditasyon eğitiminden geçtikten sonra, kendi okyanusunuzun sakin derinliklerine, dibine inecek ve bitirdiğinizde rahatlayacaksınız. Henüz kursun devamını almadım. Ama verilen örneği sevdim.

Şimdi bunu cebe kouyup, başka bir hikayeye geçelim. Ve bu yazının sonunda, tekrar okyanusa dönelim.

Hikaye bu ya, “Bir zamanlar bir kral, tebasıyla birlikte topraklarında dağlarda dolaşırken  küçük bir çoban kulübesinin bile olmadığı ıssız bir alana gelmiş.  Kralın aşçısı feryat etmiş: 

‘Soylu sultanım, ben damağınızı tatlandırmak için buradayım. Ama erzak depomuzda bir tuz zerresi bile yok. Ve tuzsuz yemeğin tadı çok kötü  olur.  Sultanım, ben ne yapacağım?’ 

Kral cevap vermiş:

‘En yakın kasabaya git. Orada tuz satan bir tüccar bulacaksın. Ama kazıklanma ve normalinden bir kuruş daha fazla ödeme.’

Aşçı krala şöyle demiş bunun üzerine: ‘Soylu sultanım, bu dünyadaki herkesten zenginsiniz. Tuza  biraz  fazla  ödeseniz ne fark eder? Normalinden fazlası nedir sizce?’ 

Kral bu sözler üzerine ona ciddi bir şekilde bakmış ve yanıtlamış: ‘Dünyadaki haksızlığa asıl yol açan bu küçük şeylerdir. Küçük şeyler sonuçta bir gölü dolduran su damlaları gibidir. Dünyada büyük haksızlıklar bu küçük şeyler gibi başlar.  Bu nedenle git ve tuzu normal fiyatından al.’”

Gerçekten de çoğumuz şöyle deriz hep günlük yaşamımızda: “Ne var canım, üç kuruştan ne çıkar?” 

“Ne var canım, çaldığı şey beş para etmez.” “Ne var, canım, o kadar yalanı herkes söyler…”

Yaşamda bağışlayıcı ve hoşgörülü olmak ayrı, vurdumduymaz, göz yumucu olmak ayrı şeyler.

Denir ki; ‘Dünyanın bir ucunda bir kelebek kanatlarını çırpsa öbür ucunda fırtınaya neden olabilir. 

Bu bir benzetme; ama, küçük diyerek önemsemediğimiz şeylerin, aslında büyük sonuçlar yaratacağını gösteriyor. Tabii işin içinde bir suç varsa cezası suçun niteliğine göre  değişebilir. 

Ama kabahat, kabahattır.  Bazen tavır koyarak,bazen mahrum ederek, bazen  de adalet yoluyla verilen bir ceza, kişiyi, aftan  daha çok terbiye eder.  Sıkıntı çekmeyen, sıkıntıyı anlayamaz. Hani ne denirdi: Tok açın halinden anlamaz. 

İşte böyle. Gerek kişisel ilişkilerinizde, gerek toplumsal olaylara karşı takındığınız tavırda ayrıntıları es geçmeyin. 

Takıntılı biri olun, demiyorum. Duyarlı olun, diyorum.

Çünkü duyarlı olursanız mutlu olabilirsiniz. Çoğu kişi size diyecektir ki: 

Vicdan, namus, dürüstlük vb. kavramların modası geçti artık.

Hayır!  İnsan olmanın modası yoktur. Sizden  sonrakilere bırakacağınız en büyük miras  adınızdır. 

İyi bir insan  olmanın hazzı inanın hiçbir şeye değişilmez ve anlatılmaz. 

Yine bir öyküde olduğu gibi: 

“Ben sana zengin olamazsın demedim,” demiş adam, oğluna. “Adam olamazsın, dedim. Zaten adam olsaydın, beni ayağına getirmezdin. Kendin gelirdin.” 

Dünyaya farklı gözlerle  bakmaya artık hazırsınız.

Başka anlattığım meditasyonu düşünerek, gözlerinizi kapatıp okyanusu andıran zihninizin derinliklerinde sakinliği arayın.

Son öyküye göre de o okyanusta bir küçük damlanın, yani sizin, okyanus için önemli olduğunuzu bilin.

Okyanusta bir damla su zerresi olduğunuzu düşünerek, mutluluğun ve birlikte yaşamanın tadına varın.

Mmm! Bunun da lezzeti bir harikaymış diyeceksiniz.