Galatasaray’ın Juventus’u yenilerek de olsa elemesinin ardından başlayan mutsuzluk tsunamisinin farkındasınızdır.
Nihayet böyle bir konudan bile mutsuzluk çıkarmayı başardık. Vay efendim, nasıl 3 gol yiyerek turu tehlikeye atarmışsın.
Ölümü gösterip sıtmaya razı edermişsin. Uzatmada gol atıp yensen ne olurmuş, rezil oynamışsın falan filan.
Ve daha benzeri abuk subuk bir sürü yorumlar, x paylaşımları, youTube içerikleri, bilmiş futbol yorumculukları.
Kim daha çok atar yaparsa kazanır hesabı. Amaç takipçi kazanmak hep. Futbol falan hak getire.
Avaz avaz bağırarak yaparsan hele bunu, daha da kıymetli olursun.
Bir yanda da İtalyan Spor Kanalı’nda maçı izleyen bir grup orta yaş üstü yorumcunun, Derin Futbol’da sıkça rastladığımız komik halleri. Gol atıldıkça birbirine sarılmalar, duygu boşalmaları.
Yani rol mü, psikolojik bozukluk mu, şov mu olduğu anlaşılmayan hareketler ve sözler.
İtalyan TV stüdyosunda, gol yedikçe ortaya çıkan derin çöküş. Ama taraftarın bunu umursamaması…
Günümüzde serinkanlı, delikanlı, makul birinin TV’lerde veya sosyal medyada izlenme ve dinlenme ihtimali neredeyse sıfır. Ortak bir delilik, paranoya, neydim ne oldum hali, ortalığı kasıp kavuruyor.
Bu arada Ortadoğu, İran ateşler içinde, petrol fiyatları, döviz yükselişte, belirsizlik almış başını gidiyor, kimin umurunda.
Hadi siyaset haberleri perhizi, diyeti yapanları anlayalım da futbol histerisi üzerinden, turun atlandığı bir ortamda bile mutsuzluk üretenleri hiç anlamıyorum.
Bu konuda epeyce video izledim, görüş okudum, ama şunu söyleyeni duymadım.
Yahu, bizim futbol kültürümüzde ‘yumurta kapıya gelmeden’ başarı kazanmak yoktur.
Bu, şu demek. Biz, sıkışmadan, son dakikaya bırakmadan, problem çözmeye alışkın değiliz. Genelde önce yenilip, 2. maçlarda son dakikalarda zafer kazanmaya alışığız. Ya da maç boyu geride olup, son saniyelerde mucize bulmaya.
İlk maçta fark atıp, ikincide nasıl oynanır stratejimiz yok. Bilmiyoruz. İşte Galatasaray’da da olan bu sadece.
Tarihte ilk kez, ilk maçı farklı kazanıp ikinci maçta durumu idare eden bir takım olduk.
Bu da herkesi mutsuz etti. Vay efendim, güzel oynamamışız. Tarih güzel oynayanı değil, kazananı yazıyor oysa.
Aslında son dakikacılık, sadece futbolumuzda yok. Ülkemizin kuruluş öyküsü ve kurtuluş mücadelesi bile öyle.
Uçurumun kıyısından nasıl döndüğümüzle ilgili… İşte Galatasaray bu ezberi bozdu.
Biz, mutsuzluğu seviyorduk oysa. Yetersiz sonuçlarla galip gelip elenmeyi seviyorduk hep.
Partnerimizle beraberken değil terk edilirsek kıymet bilenlerdeniz.
İlk maçta yenilip, ikincide fırsat kaçırmak daha alışkın olduğumuz bir duygu. Günlerce şişirilen, umut verilen, desteklenen takımların fare doğurmasına alışkınız. Futbolda, devler liginde tur atlayarak üzülmeyi başaran başka bir ülke ve taraftar grubu hiç duymadım mesela. Olmaz da. Bunu da yaptık.
Şimdi sonraki tur için, bakalım ne umutlar veya senaryolar sahneye koyulacak, söylenecek. Bakalım diyorum da, hepsini tahmin ediyorum. Mutsuzluğu bir şekilde yakalayacağız, o kesin. Teslimiyetçilikle de olabilir, ahlar vahlar çekerek de… Günümüz Alman felsefeci Wilhelm Schmid, bunun felsefesini bile yapmış.
Mutsuzluğun, yeni bakış açılarını olanaklı kılacağını, mutsuzların tehlike ve yanlışlıkları, hayata mutlu gözlüklerle bakanlardan daha çabuk fark edeceklerini söylemiş. Mutsuzluğun insanı olgunlaştıracağını söyleyenler de var tabii.
Türkiye’de en sevilen felsefeci olabilir Schmid. “Mutsuz olmak: Bir yüreklendirme” adlı eseri mutsuzluğun hiç de kötü bir şey olmadığını savunuyor çünkü. Yani bir tür züğürt tesellisi diyebiliriz buna.
Kaderci toplumlara ve bireylere özellikle iyi gelebilecek, okunduğunda doğru söylemiş denecek çok argümanı barındırıyor eser.
Mutluluğun kapitalizmin bir dayatması olduğunu, mutlu olmaya çalışmanın insanı daha çok yorduğunu, bir antitez olarak öne sürmek, ilginç tabii. Başarmayın, mutsuz olun, bununla da başa çıkmaya çalışmayın demek, kaderci toplumlara verilecek en güzel uyuşturucu kanımca.
Özellikle bizde, meslek sahibi yani bir baltaya sap olamamış birilerinin ekmeğine yağ sürecek, kendilerini koç alarak fark ettirecek bir bakış açısı hatta, mutsuz kalın demek.
Mutsuz kalın, umutsuz kalın, başarmayın, zaten başaramayacaksınız, yaşayın gidin. Yenilin, daha çok yenilin, tesadüfen yenerseniz de ölçüsüz sevinin, batılılar gibi olamazsınız, siz ancak mucize peşinde koşmalısınız. İşte böyle denecek size. Buna alışıksınız.
Reddediyorum.
Galatasaray bu kişilere gerçekleri hatırlattı. Bir fragman olarak.
Başarılar ve mutluluk şansa kalmayacak artık.
Tarafınızı seçin.
Mutluluğa mı mutsuzluğa mı tarafsınız.
