Bugünlerin en çok konuşulan dizisi olan Masumiyet Müzesi üzerine derin bir tahlil yapmadan, okuyanlar ve izleyenler için yazıyorum sadece. O nedenle dikkat. Spoiler olabilir.

Öncelikle, edebiyatçı kimliğimle Orhan Pamuk’u kutlamam gerekir diye düşünüyorum. Edebiyatla hiç ilgisi olmayanların at koşturur gibi senaryolar yazdığı, akıl almaz ilişkilerin ve sabahları kadın programlarında dile getirilen abuk olaylara benzer ilişkilerin ele alındığı bazı diziler fazlasıyla  bıktırmıştı. 

Neymiş, aslında işin erbabının dizi yazması, yapması farklıymış. 

Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, romanını senaryo haline getirirken usta bir profesyonel yazarla çalışmış. Ama öyle bir iki ay değil, tam 1,5 yıl…

Bu da ustalığın, titizliğin, emeğin, iyi iş çıkarmanın abece’si. 

Dizi, çekilme aşamasına gelmeden önce, Orhan Pamuk, ABD’de Hollywood’a eserinin dizi/film haklarını satmış. Yazılan senaryoda, hikayenin tümüyle rayından çıkarılması nedeniyle pişman olup, bir hukuk mücadelesi vererek, hakkı Hollywood kurtlarının ellerinden tekrar alabilmiş. 

Türkiye’de ise romanın dizi haklarını Ay Yapım’a verirken haliyle yoğurdu üfleyerek yemiş. Şartlarını kabul ettirmiş. Onlar da isteklerini anlayışla karşılamış.

Bir tebrik de onlara…

Bir başka güzel nokta şu. Romanın yazım aşamasından önce Pamuk’un zihninde fikir aşamasından geçmesi… Bir fikrin bulunması, bunun ince ince, tuğla döşercesine geliştirilmesi, hatta obje toplayıp masumiyet müzesi oluşturmanın, romanı daha yazma aşamasında belli olması… Kemal karakterinin romanın olay örgüsü içinde bunu yapmaya başlaması, gerçeğin ve kurmacanın nerede başlayıp bittiğini de sorgulatan ince bir işçilik.  Bu işçilik, yaratıcı çalışmanın aslında nasıl olması gerektiğini ortaya koyuyor. Yani kâğıdın-kalemin veya bilgisayarın başına geçmeden önce ne yazacağınızı, nasıl yazacağınızı, işin nereye varacağını, varması gerektiğini biliyorsunuz. Tüm bölümleriyle. Gerisi kaleminize kuvvette ve detaylarda gizli. O detaylar, aslında tümüyle hayata bir anlam arama, mutluluğu başta anlamayıp sonunda bulma haliyle ilişkili. Tolstoy’un (SSCB, 1928-1910) aynı adlı romanındaki Anna Karenina karakteri gibi Füsun’un trajik intiharı, romanda muğlak dizide net. 

Gazozun fiktif olarak Meltem adıyla markalanması, yazarın yaratıcı evrenindeki diğer detaylardan. Çantanın sahte olmasıyla Füsun’un farkında olmadan bunu kullanması başka bir metafor olarak diziye ve romana giriyor. Yarım yüzyıl önce yaşanmış kurmaca olayların Nişantaşı çerçevesinde işlenişi de rastlantı değil kuşkusuz. Yeni oluşmuş bir burjuvaziden kimlerin nasıl dışlanabildiği, yine işin arka boyutu. 

“Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyorum” cümlesiyle başlayan, “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım” diye biten ve aradaki her şeyin bir sandviç arası malzeme olduğu, gerçekçi bir roman dizisi bu. Bir bekaretin bedelinin tüm karakterlerin yaşam serüvenine yansıması da bir başka gerçeklik.

Artık bekâretin önemi mi kaldı denebilir. Kaldı! Gidin doğuya, anlarsınız kalmış mı kalmamış mı? Yine aynı dönemde, 70’li yılların Fransa’sında da var mıymış böyle bir önem. Varmış! 

Aslında bir kadına iyi davranmayı bilmekten geçiyor her şey. Erkeklerin genetiğinde iyi davranışın yazılımı yok. Sadece sonradan öğrenilebilir. Eğitimli erkek olmak da işe yaramıyor. Kişisel gelişimi tamamlamak şart. 

Sonuçta, bir dizinin ya da filmin, edebi bir eser baz alınarak ve aslına olabildiğince sadık kalınarak çekilmesi harika. Umarım bu tür projelerin devamı gelir. 

Çünkü sadece edebi eserler, hayatla ilgili sorgulamaları ve özeleştiriyi yapmamıza neden olur. Edebi olmayanlar, bir duman gibi savrulur, ne ağızlarda ne damaklarda bir tat bırakır. Konu Orhan Pamuk’u ve eserlerini sevmek ve anlamak değil. Sevmeyin veya anlamayın. Sadece bilin ki, reddederek iyi okur veya yazar olamazsınız. Siz ne yaptınız diye sorarlar adama. Toplumu, çevrenizi etkileyebiliyor musunuz, en azından tartışma iklimini yaratabiliyor musunuz yazdıklarınızla doğru düzgün olarak, bu önemli. 

Fanilere gelince… “Herkes bilsin, mutlu bir hayat yaşadım” diyebilecek misiniz kendi hayat romanınızın sonunda?

Edebiyat işte insana bunları sorgulatır. İyi filmler de. 

Filminiz öyle olsun.