Juventus eski Juventus değil. Böyle deniyor değil mi? İtalya Seria A’da 28 lig şampiyonluğu kazanan ve en yakın iki rakibini toplamından daha çok şampiyonluğu olan bir takımdan söz ediyoruz.
Yıl 2004-2005. Zlatan İbrohivomiç’li, Cannavaro’lu, Nedved’li, Trezeguet’li, Thuram’lı, Kapo’lu, Tudor’lu kadro, Milan’ın önünde, son maçında Milan’ı da 1-0 yenerek şampiyon oldu. Lig boyunca 67 gol atıp sadece 27 gol yedi.
Sonra… Sonrası şikeden iki şampiyonluğu elinden alındı ve küme düşürüldü. Milan’ın ise aynı yıl 15 puanı silindi.
Juve’nin böylesine güçlü bir kadrosu varken, sportif direktörü Moggi’nin işi sadece kurduğu kadroya bırakmayıp, hakem komitesi başkanıyla beraber, hakem tayinlerini manipüle ettiği, iki yüz bine aşkın telefon konuşmasının dinlenmesi sonucu Roma’da başlayan soruşturma sonucunda ortaya çıkarıldı.
Moggi yoksul bir oduncu ailesinden gelen bir adam. Ama her yoksul, Osimhen gibi başarı hikayesi yazmıyor işte.
Kimileri tepeye yükselirken kimileri de torbasını haksız başarılarla doldurmaya kalkabiliyor.
En üst seviyedeki maçları ve sıralamayı etkileyen Roma çetesi denilen hakemler grubuyla ilgili alınan duyumlar sonucunda başlayan ve aylarca süren soruşturma, içerden bilgi sızdırması sonucu basına yansıyor ve soruşturmalar tamamlanmadan mahkeme sürecini başlatıyor.
Moggi başlarda yıkılıyor, ama sonra mücadele etmeye karar veriyor. Her takımın yöneticilerinin, hakem komiseriyle görüştüğünü, bunun zaten futbolun doğasında var olan bir unsur olduğunu, yaptıklarının bir suç olmadığını, sadece takımının çıkarlarını korumaya veya haksızlığa uğramaması için çalıştığını anlatıyor. (Çok tanıdık geldi, bu savunma size.) 5 yıl 4 aylık bir ceza alıyor. Ama hiçbir şekilde hapse girmiyor.
Sorgulanan diğer kişiler de ya zaman aşımından kurtarıyor (Ki, orda da mahkemeler yıllarca sürebiliyor) ya da hükümleri istinaftan dönüyor.
Bu anlattıklarım, bugünlerde Netflix’te yayımlanan Bad Sports adlı spor suç belgeselinin 3. Bölümü’nde var.
6 bölümlük belgeselde sadece futbolda değil, başka spor dallarında da yapılan yasa dışı müdahaleleri, bir ibret vakası olarak görüyorsunuz. ABD Üniversite basketbol ligindeki bahis skandalı gibi mesela.
NBA’ye seçilebilecek muhteşem bir-iki yeteneğin, öğrenci olmaları nedeniyle 20 bin dolara skor azaltma şikesini nasıl yaptığını, bahis çetelerinin milyon dolarları bir gecede nasıl cebe indirdiğini, şeytanla yapılan anlaşmanın bedelini, olaya karışanların görüntüleri ve konuşmaları eşliğinde ve gerçek olamayacak kadar abuk bu diyerek izliyorsunuz.
İbretlik ama ders çıkarılıyor mu? Hayır! Sistem hâlâ aynı çünkü. Öğrenciler açlık sınırında okumaya çalışıyor. Ve şikeye açıklar.
Basketbol oynadıkları için devlet para verse veya okul yardım etse, belki sorun çözülmeyecek tümüyle ama en azından yapıp yapmama konusunu düşünecekler bir daha.
Bizde de yakın zamanda ortaya çıkan bahis skandalı çerçevesinde ta amatör takımlara, takımlara, yöneticilere uzanan soruşturmalar, yaptırımlar, aslında oyun içindeki oyunun her ülkede aynı olduğunu da ortaya koyuyor.
Para için her şey mübah… Kazananlar ise asla tam ortaya çıkmayacak baronlar, çeteler.
Buzdağının sadece görünen yüzüyle uğraşanları görmeye daha çok devam ederiz bu gidişle.
Sonuçta, kitleleri arkasından koşturan sporların arkasında dönen dolaplar, çamur, masumiyetin aslında zaten hiç olmadığının da bir kanıtı.
Ne demiştik? Juventus eski Juventus değil. İyi ki de değil. Olsaydı, belki uluslararası bazı eller, Galatasaray’ın tur atlamasını da engellerdi. Yine de uyanık ve dikkatli olmakta, yasal olmayan bahis sitelerinde kime, neye, ne denli büyük paraların yatırıldığını kontrol etmek gerekiyor. Bazen sonuç da önemli değil. Sarı kartlara, kırmızı kartlara da bahis oynanabiliyor.
Ya da ilk korneri kim atacak, penaltı olacak mı vd..
Bahisin yasal olup olmamasına da takılı kalmayı anlayamıyorum. Bir şey etik değilse, sporun yarışmacı ruhuna aykırıysa, yasal olsa ne olur olmasa ne olur? Burada sorgulanan şeyin haksız kazanç olması gerekirken, bize şunu söylüyorlar.
Bak bak, kuş uçuyor…
Aslına bakarsanız hiçbir şey eskisi gibi değil, şu dünyada. Nostalji bile küflendi.
Belki de şu Masumiyet Müzesi romanından ve dizisinden hareketle her şeyin müzesini kurmak lazım. Ne diyordu minik serçemiz, pop ozanımız Sezen Aksu:
Eller günahkar
Diller günahkar
Bir çağ yangını bu bütün
Dünya günahkar
Masum değiliz hiçbirimiz
Masum değiliz hiçbirimiz
Eskisi gibi değiliz kısacası!
O eski biz bile biz değiliz…
